Geçtiğimiz günlerde sezaryen oranının yüksek olduğu gerekçesiyle bazı hekimlere yönelik uygulanan meslekten men ve maaş kesintisi yaptırımları kamuoyunda ve sağlık camiasında tartışma konusu oldu. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Semra Özer, 24 Saat Gazetesi’ne yaptığı açıklamada gereksiz sezaryenle mücadelenin cezalandırıcı uygulamalarla değil, normal doğumu destekleyen politikalarla mümkün olacağını söyledi.

"Bir yanlışın çözümü başka bir yanlış olamaz"
Gereksiz sezaryenlerin varlığını kabul ettiklerini ancak bunun çözümünün hekimleri cezalandırmak olmadığını vurgulayan Özer, "Bir şeyin, yanlışın çözümü ya da cezası başka bir yanlış olamaz. Gereksiz yapılan sezaryenlerin tek sorumlusu doktorlar değil. Dilimizde tüy bitti söylemekten; sezaryeni cezalandırarak ya da masrafını artırarak veya başka türlü yaptırımlarla normal doğum oranını artırma şansınız yok. Normal doğum oranını artırarak ancak bununla mücadele edebiliriz. Bunu söylemekten dilimizde tüy bitti ama dinleyenimiz yok" ifadelerini kullandı.
Sezaryen oranlarının yüksek olmasının en önemli nedenlerinden birinin hekimlerin üzerindeki baskı olduğuna dikkat çeken Özer, getirilen yeni yaptırımın bu baskıyı daha da artıracağını savunarak, "Bir sezaryen oranının yüksek olmasının en büyük sebeplerinden biri doktorların kendini baskı altında hissetmesi. Bu da yeni bir baskı türü. Dolayısıyla bir işe yarayacağını düşünmediğim gibi ayrıca da çok büyük haksızlık" dedi.
Altı ay meslekten men cezasının hekimler açısından ağır sonuçlar doğuracağını ifade eden Özer, "Bir doktora '6 ay maaş almayacaksın' demek... Düşünsenize senelik maaşınızın yarısının bir anda gittiğini düşünün. Bunun kredisi var, okul taksiti var. Ben bir ay iş değiştirmek yüzünden bir ay maaş alamamıştım, toparlamam iki senemi aldı. Bu doktorlar ne yapacak?" sözleriyle uygulamanın ekonomik etkilerine dikkat çekti.
Verilen cezanın hukuki açıdan da tartışmalı olduğunu dile getiren Özer, meslekten men kararının ancak Türk Tabipleri Birliği tarafından yürütülen ciddi soruşturmalar sonucunda uygulanabileceğini belirterek, "Yanlış karar veren hakimin maaşını altı ay kesebiliyor musunuz mesela? O yüzden verilen ceza çok yanlış. Ayrıca buna ceza verilmesi de yanlış. Meslekten meni benim bildiğim kadarıyla sadece TTB verebilir ve çok ciddi soruşturma ile TTB'deki kurulun verdiği kararla olabilir" değerlendirmesinde bulundu.
Canan Karatay örneğini hatırlatan Özer, mevcut yaptırımın orantısız olduğunu savunarak, "Canan Karatay o kadar bizim şeker yükleme testlerimizin önünde engel oluşturdu. Ona bile topu topu 15 gün meslekten men cezası verildi. Bir doktorun sezaryen oranı yüksek diye altı ay meslekten men ne demek? Bir de hakaret eder gibi eğitime yollamak... Bu tamamen aşağılama ve finansal şiddettir" ifadelerini kullandı.
"Gerekli-gereksiz ayrımı vaka bazında incelenmeli"
Gereksiz sezaryen ile tıbbi zorunluluk nedeniyle yapılan sezaryenin birbirinden ayrılması gerektiğini belirten Özer, bu değerlendirmenin ancak her vakanın ayrı ayrı incelenmesiyle mümkün olacağını söyleyerek, "Bu tamamen tıbbi bir şey. Böyle ciddi yaptırım yapacaksanız vakaları tek tek inceleyip 'Gerekli miydi, gereksiz miydi?' diye bir kurulun incelemesi gerekir" dedi.
Primer sezaryen oranı yüksek olan bazı hekimlerde gereksiz ameliyatların bulunabileceğini kabul ettiğini ifade eden Özer, buna rağmen çözümün cezalandırma olmadığını vurgulayarak, "Bir doktorun primer sezaryen oranı belli bir sayının üzerindeyse, ekstrem durumlar hariç bunların çoğu gereksizdir, kabul ediyorum. Ama bunun çözümü bu olamaz" diye konuştu.
Tıbbi açıdan gerekli sezaryenin, ameliyat yapılmadığı takdirde anne ya da bebeğin zarar göreceği durumlarda uygulandığını aktaran Özer, bazı kararların ise hekim yorumuna açık olduğuna işaret ederek, "Bir doktor diyebilir ki 'Bebeğin boynunda kordon var, bu doğumda sorun çıkarabilir, biz sezaryen yapalım.' Bana göre bu gereksizdir, başka biri için gerekli olabilir" ifadelerine yer verdi.
Türkiye'de gereksiz sezaryenin yaygın olduğunun tartışmasız bir gerçek olduğunu dile getiren Özer, buna ilişkin örnek vererek, "Bebek iri diye sezaryen yapıyorlar, üç kilo iki yüz gram doğuyor. Tamam, biraz yanılma payı olabilir. Yüz kere 'iri bebek' diye sezaryen yaparsanız hepsi dört buçuk kilonun üstündedir, bir tanesi üç kilo iki yüz çıkar; bu da yanılma payı içerisindedir. Şimdi buna nasıl karar vereceksiniz?" dedi.
Gereksiz sezaryenlerin önüne geçebilmek için doğum korkusunun da ortadan kaldırılması gerektiğini vurgulayan Özer, "Kadının doğum korkularıyla psikoloğun çalışması gerekiyordu. Doğum ortamının düzgün bir şekilde ayarlanması gerekiyordu. Bunun için tek kişilik doğum odaları yapılması gerekiyordu. O yapılıyor mu? Şimdi bunun cezasını niye doktordan çıkartıyoruz?" ifadelerini kullandı.
“Doğum koşulları kötü olduğu için kadınlar sezaryeni tercih ediyor”
Türkiye’de sezaryen oranlarının yüksek olmasının temel nedeninin doğum koşulları olduğunu dile getiren Özer, mevcut sistemin kadınları normal doğumdan uzaklaştırdığını belirterek, “Doğum koşulları çok kötü. Ben mesela çok özel bir hizmet sunuyorum. Doğum koşullarını optimal hale getiriyorum. Tek başıma bu koşulları yaratmak için uğraşıyorum. Dolayısıyla maliyeti çok yükseğe geliyor. Devlet bunu çok rahatlıkla yapabilir ama yapamıyor” ifadelerini kullandı.
Doğumhanelerin fiziki şartlarının ve personel yetersizliğinin önemli sorunlar oluşturduğunu ifade eden Özer, “Doğumhaneler tek kişilik odalara çevirilemiyor. Her gebeye bir ebe olacak şekilde bir istihdam yaratılamıyor. Çünkü her seferinde ‘Doğum nasılsa kendiliğinden oluyor. Kadınları bıraksak da hiçbir şey yapmasak da o bebekler doğacak’ diye düşünülüyor. Buna güvenerek yatırım yapılmıyor” dedi.
Doğum hizmetlerine yeterli yatırım yapılmadığını savunan Özer, robotik cerrahiyle doğum hizmetlerini karşılaştırarak, “Robotik cerrahi deseniz robot almak lazım, alet almak lazım, malzeme almak lazım; bunu anlatmak kolay. Ama doğumda hiçbir şey yapmadan doğumu beklemek lazım. Beklemenin masrafını anlatmanız çok zor. O yüzden de anlaşılmıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Olumsuz doğum deneyimlerinin kadınları sezaryene yönelttiğini söyleyen Özer, “Doğum koşulları kötü olduğu için kadınlar kötü doğumlar yapıyorlar. Birbirlerine kötü doğumlarını anlatıyorlar. Yeri geliyor hakarete maruz kalıyorlar, yeri geliyor gereksiz sezaryen oluyorlar, yeri geliyor gereksiz müdahalelerle karşılaşıyorlar” ifadelerini kullandı.
Kadınların doğum sürecinde maruz kaldıkları uygulamalara değinen Özer, “Mesela aç bırakılıyorlar, suni sancı takılıyor, epizyotomi dediğimiz kesi yapılıyor. Yanına eşini alamıyor, yalnız ve aç bir şekilde bekliyor, hareket etmesine izin verilmiyor. Bunları yaşayan kadınların doğumları kötü geçiyor. Kötü geçince de birbirlerine böyle anlatıyorlar. Başka kadınlar da doğumları kötü geçsin istemiyor, sezaryen istiyorlar. En basiti bu” dedi.
Doğum korkusuyla sezaryen talep eden kadınların da göz ardı edilmemesi gerektiğini belirten Özer, “Bu tarz korkularla ve imkânsızlıklar yüzünden sezaryen isteyen bir kadına ‘Hadi sezaryen yapmayın’ diyerek nasıl doğurtacaksınız? Karşınızda ‘Beni sezaryene alın’ diye bağıran bir kadın var. Kasılmaları geldikçe ağlıyor, bir köşeye siniyor. Hadi doğurtsun, nasıl doğurtacağız? Doktordan ne bekliyorlar?” diye konuştu.
“Meslekten men cezası doktor için çok ağır bir yaptırım”
Uygulanan yaptırımın bazı hekimlerin sezaryen kararını yeniden gözden geçirmesine neden olabileceğini ancak bunun kalıcı çözüm sağlamayacağını ifade eden Özer, “Bir miktar doktor ‘Sezaryen yaparsam lisansım elimden gidebilir, yarım senelik maaşım elimden gidecek’ diye iki kere düşünür sezaryene almadan önce. Belki onların bir miktar sezaryen oranını azaltabilir ama yine azaltmayacak” dedi.
Çalışma koşulları düzeltilmeden hekimlerden farklı sonuç beklenemeyeceğini vurgulayan Özer, “Karşısına gelen hasta kesimi belli, doktorun alışkanlıkları belli. Benimki gibi koşulları yaratması mümkün değil. En basitinden ebe olmadan benim yaptığım doğumları yapmam mümkün değil. O zaman o doktordan siz bu koşulları nasıl bekliyorsunuz? Gelen hastanın özel ebe tutacak parası yok. Doktor kendi cebinden mi ödeyecek?” ifadelerini kullandı.
Yüksek riskli gebelerle çalışan hekimlerin de bu uygulamadan endişe duyduğunu söyleyen Özer, “Bu benim gibi doktorları bile rahatsız eden bir uygulama. Ben çok yüksek riskli hastaları doğurtuyorum. Yarın bir gün bana da ‘Bu yüksek riskli hastaları niye doğurttun?’ diye bir yaptırım yapacaklar mı?” değerlendirmesinde bulundu.
Meslekten men cezasının hekimler açısından son derece ağır olduğunu dile getiren Özer, “Meslekten men cezası bir doktor için çok ağır bir cezadır. Bunu bir Kanun Hükmünde Kararname’nin bir maddesinin alt satırına uydurarak yapıyorlar. Kanunlara uyması bunun doğru olduğu anlamına gelmiyor” dedi.
“Normal doğum oranını artırmanın yolu cezadan değil, hazırlıktan geçiyor”
Sezaryen oranlarının düşürülmesi için öncelikle doğum hazırlık eğitimlerinin yaygınlaştırılması gerektiğini söyleyen Özer, “Bir kere doğum hazırlık eğitimlerinin yaygınlaştırılması lazım. Her gebeye bir ya da iki ebenin tahsis edilmesi lazım” ifadelerini kullandı.
Doğum ortamlarının doğal doğumu destekleyecek şekilde yeniden düzenlenmesi gerektiğini belirten Özer, “Doğum ortamlarının doğuma uygun bir vaziyete getirilmesi şart. Tek kişilik oda, eşinin yanına alınabilmesi, gereksiz müdahalelerden arınmış, doğal doğuma uygun fiziki ve uygulama düzenlemelerinin olduğu doğumhanelerin her yerde mümkün olması lazım” dedi.
Her sağlık kuruluşunda acil sezaryen imkânının da bulunması gerektiğini kaydeden Özer, “Her yerde doğum sırasında bir aksilik çıktığında acil sezaryene alma imkânlarının yaratılması lazım” ifadelerine yer verdi.
Toplumdaki doğum korkusunun azaltılmasının normal doğum oranlarını artıracağını vurgulayan Özer, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bu koşullar oluşturulduktan sonra insanlara normal doğumun hiç de kötü bir şey olmadığı, çok keyifli bir şey olduğu anlatılmalı. Gerektiğinde epidural ve ebelerin desteğiyle ağrıyla mücadele edilebileceği gösterilmeli, toplumun doğum korkularını yenmeye çalışmamız lazım. Böyle normal doğum oranını artırabiliriz.”





