PKK’nın feshi ve silah bırakma kararının ardından kurulan Meclis Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu çalışmalarında 50 gün geride kaldı.
Bugüne kadar 12 toplantı yapan komisyonun ilk konukları şehit aileleri ve gazilerle, Barış Anneleri oldu. Daha sonra Meclis Başkanlarının tecrübelerine kulak verildi, baroların önerileri alındı. İş ve emek dünyası temsilcileri de sürece dair görüşlerini paylaştı. Çatışma çözümü üzerinde çalışan akademisyenler dünya örneklerini anlatırken en son Kürt sorunu başta olmak üzere çeşitli araştırmalar yapan düşünce kuruluşları ve araştırma şirketlerinin temsilcileri dinlendi.
Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş da son toplantıda, “Yavaş yavaş bu dinleme faslının sonuna geliyoruz. Ekim ayı içerisinde diğer sivil toplum kuruluşlarını da dinledikten sonra artık TBMM Genel Kuruluna yapacağımız tekliflerin hazırlığını yapacağız. Planladığımızdan daha disiplinli ve verimli geçen bir süreç oldu” dedi. Kurtulmuş kapanış konuşmasında da Genel Kurul’a sunulacak öneri paketinin çerçevesini biraz daha açtı, sadece sürecin ihtiyaç duyduğu yasal düzenleme önerileri değil, demokratikleşme, hukuk devleti konusundaki beklentilerimizi de ifade eden sağlam bir raporu Meclise çerçeve olarak sunacağız” değerlendirmesi yaptı.
Kadınlar ve gençler dinlenecek
Komisyon üyelerinden edinilen bilgiye göre temel amaçlarından biri sürece dair “toplumsal rıza üretmek” olan çalışma kapsamında gelecek hafta kadın ve gençlik örgütlerinin temsilcileri dinlenecek. Ardından da üniversitelerden ceza hukuku başta olmak üzere hukuk profesörleri davet edilecek. Yeni öneriler gelmezse Komisyonun iki hafta içinde dinlemeleri tamamlaması hedefleniyor.
MİT’ten yeni sunum bekleniyor
Komisyon dinlemeleri tamamladıktan sonra hemen yasa çalışmasına geçmeyecek. Komisyonun önemli görevlerinden birinin de “silah bırakma sürecinin takibi ve varlığının tespiti” olduğuna dikkat çeken üyeler, geçen iki ayda sahadaki son durumun da değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Bu nedenle yasa çalışmasına geçilmeden önce MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın tekrar komisyona davet edilip, yeni bir kapalı toplantı yapılması sürpriz olmayacak. Silah bırakma sürecindeki son durum yasa çalışmasıyla ilgili takvimi de etkileyebilecek.
Kurtulmuş’tan CHP’ye özel teşekkür
Komisyonun çalışmaya başladığı 5 Ağustos’tan bu yana CHP’ye yönelik operasyonlar hız kesmeden devam etti. Belediyelere yönelik operasyonlarda yeni tutuklamalar oldu, en son Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik konser soruşturması tepkileri tırmandırdı. Bu arada CHP’nin İstanbul il başkanlığına kayyım atanması, son toplantının devam ettiği saatlerde olağanüstü kongrenin engellenmeye çalışılması gibi bir dizi yeni gelişme yaşandı. CHP başta kendi seçmeni olmak üzere farklı çevrelerden gelen “Masadan kalkın” çağrılarına karşın çalışmalara tam kadro katılmaya devam etti. Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş bu detayları vermedi ama son toplantının kapanışında CHP’nin tutumunu takdirle karşıladığını belirten bir değerlendirme yaptı. Konuşurken kendisine bakan CHP’li üyelere seslenen Kurtulmuş, “Allah için, bu Komisyon kurulduğu günden itibaren, içinde bulunduğu şartlar ne olursa olsun, Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarımız da Komisyonun çalışmalarına olabilecek en yüksek düzeyde destek verdiler. Ben bunun kıymetli ve anlamlı olduğunu düşünüyorum” dedi.
SETA’dan Suriye uyarısı
Meclis Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun 12'nci toplantısına katılan düşünce kuruluşları ve araştırma şirketlerinin sunumlarından dikkat çeken bazı ifadeleri de burada not edelim.
İktidara yakınlığı ile bilinen Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı’nın (SETA) Dış Politika Araştırmaları Direktörü Murat Yeşiltaş’ın verdiği rakamlara göre, “terörün sona ermesi, şiddetin bitmesi” anlamına gelecek bir sürece toplum desteği yüzde 75. Ancak toplum güvenlik-özgürlük dengesinin korunmasından yana ve 2013-2015 yıllarındaki manzarayı bir daha yaşamak istemiyor. Toplumun süreç başarıya ulaşırsa bunun ekonomiye olumlu katkısı olacağı beklentisi de çok yüksek.
YPG eksenindeki gelişmelerin ciddi risklere gebe olduğuna dikkat çeken Yalçıntaş “otonom özerk bölge” ve “10 Martta merkezî Hükûmetle imzalanan 8 maddelik anlaşma modeli” üzerinden bakıldığında ikinci modelin daha doğru olduğunu söyledi. Yalçıntaş, “İki modele istikrar, egemenlik, dış aktör bağımlılığı testi yaptığımızda birinci modelin her türlü simülasyonda başarısızlıkla sonuçlandığını, ikinci modelin ise daha fazla istikrar, düzen, barış ortaya çıkardığını görüyoruz. Suriye'de ortaya koyulacak pratik, varılacak uzlaşı Türkiye'deki sürecin başarılı bir şekilde hayata geçirilmesi açısından da son derece kritik olacaktır.
Yurtdaş’tan 34 yıl vurgusu
Diyarbakır merkezli Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi (DİTAM) Başkanı Mesut Azizoğlu, komisyondan beklentilere dikkat çekti, “Çözüm için ikna edilmesi gereken kesim Türkler, adalet duygusunun sağlanmasıyla ilgili muhatap da Kürtler” dedi.
DİTAM adına konuşan ikinci isim Sedat Yurtdaş oldu. Yurtdaş, 1991 yılında, Leyla Zana’nın Kürtçe yemin ettiği için gözaltına alınıp tutuklandığı dönem Meclis’in en genç divan katip üyesi milletvekiliydi. Sözlerine, Barış annelerinin Kürtçe konuşmasına izin verilmediğini hatırlatarak başladı, “Otuz dört yıl sonra bir barış annesinin bu çatı altında farklı gerekçelerle de olsa kendini Kürtçe ifade edememesi eşit dil eşiğinin aşılamadığının açık kanıtı” dedi.
Girasun’dan Demirtaş, Mazlum Abdi çıkışı
RAWEST Araştırma Direktörü Roj Girasun Kürt sorununun çözümü için başlatılan süreci “Kürtlerin sosyolojik değişimi ve bölgesel gelişmelerin doğal sonucu” olarak değerlendirdi, “33 yaşında 2 büyük ve birkaç tane de girişim düzeyinde çözüm süreci görmemin başlıca nedeni de bu” dedi. Girasun’un yaptıkları araştırmalara dayanarak paylaştığı verilerin içinde en dikkat çekici sonuç, “Kürtler hem Türkiyelileşiyor hem de Kürt kimliklerini sahiplenmeleri güçleniyor” oldu. Yani Kürtler Türkiye'de Kürt kimliklerini koruyarak var olmayı talep ediyor.
Girasun’un verdiği bilgiye göre Kürtlerin üçte 2'sinin süreçten beklediği ilk adım Demirtaş'ın bırakılması, ikinci sırada ise kayyum uygulamalarının kaldırılması var. Girasun CHP’ye yönelik operasyonların sürece yönelik güveni zedelediğine dikkat çekti.
Girasun sürecin en önemli zorluklarından biri olarak gösterilen Suriye’ye de ayrı bir parantez açtı, içerideki kardeşlik hukuku kavramının Suriye Kürtlerini de kapsaması gerektiğini anlattı. Girasun, “Türkiye'nin haklı güvenlik kaygıları ile Kürtlerin kazanımlarının optimal noktası vardır. Eğer kardeşlik duygusu gerçekten toplumsallaşır ve gelecek referansıyla bir süreç yürütülürse tıpkı Şara'nın Ankara'ya gelebilmesi gibi Mazlum Abdi'nin de Ankara'ya gelebilmesinin zemini yaratılır” dedi.
Ruhavioğlu: Demirtaş’ın bırakılması önemli bir eşik olur
Kürt Çalışmaları Merkezi Başkanı Reha Ruhavioğlu, kendisini Türkiye'ye ait hissedenlerin oranının 2 yılda yüzde 52'den 65'e yükseldiğini anlattı. “Türkiyeli ve güçlü bir Kürt kimliği oluşuyor” diyen Ruhavioğlu da sürecin başarıya ulaşması için güven arttırıcı adımlara ihtiyaç olduğunu anlattı. Devam eden kayyım atamaları, İmamoğlu’nun cezaevinde olması, Selahattin Demirtaş'ın tahliye edilmemesi gibi meselelerin güveni zedelediğine işaret eden Ruhavioğlu, “Örgütün silah bırakmakta olduğuna Türk toplumunun ikna olması, muhalefeti hedef alan yargılamaların siyasi niyetlerden ve görüntüden uzaklaşması, kayyumların geri çekilmesi, başarısıyla da mahpusluğuyla da Kürtlerin siyasete katılım serencamının temsil aktörü olan Selahattin Demirtaş'ın serbest kalmasının önemli eşikler olacağı kanaatindeyim” dedi.
Ruhavioğlu konuşmasını Komisyona “Yasal düzenleme gerektirmeyen güven artırıcı” bir öneri ile tamamladı, “Meclis Başkanı Diyarbakır Stadyumu'nda Amedspor maçını izlemeye gelebilir. DEM PARTİ heyeti, Türkiye ile başka bir ülkenin maçında Millî Takımı destekleyen protokolde görünebilir” dedi.
Çelenk: Kürt sorunu gerçekte bir Orta Doğu sorunudur
Ekopolitik Kültür, Eğitim ve Araştırma Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Tarık Çelenk, Türkiye'nin Kürt sorunundan ziyade dışarıdaki Kürt sorununun Türkiye içindeki dinamikleri daha da çok etkilediğini söyledi, “Kürt sorunu gerçekte bir Orta Doğu sorunudur. Millî birlik ve kardeşlik projesinin yolu Erbil kadar Süleymaniye veya Kobani'ye de düşebilmelidir” dedi.
Ete: Güven eksikliğinin en önemli panzehri somut gelişmeler olacak
Ankara Enstitüsü Başkanı Doç. Dr. Hatem Ete “Süreç henüz seçmenin oy verme davranışında anlamlı bir dinamiğe dönüşmüş değil. Seçmenin oy verme eğiliminde ana dinamik, AK Parti ile CHP arasındaki mücadele; 19 Marttan bu yana yaşananlar” dedi. Suriye meselesine değinen Ete, bu konunun Türkiye'deki çözüm sürecinin ön şartı hâline getirilmemesi gerektiğini, çünkü takvimlerinin ve aktörlerinin farklı olduğunu söyledi. Yasa çalışmalarını da değerlendiren Ete, “Yasal düzenleme önerilerinde sadece PKK'nın silahsızlandırılmasıyla yetinmeyip toplumsal entegrasyon ve Türkiye'nin demokratikleşmesine yönelik bir kulvar açma ihtimaline yatırım yapılması gerektiğini düşünüyorum” değerlendirmesi yaptı.
TEPAV’dan doğuda sıçrama yapacak ekokültürel turizm önerisi
Sosyo-Politik Saha Araştırmaları Merkezi (SAHAM) Koordinatörü Yüksel Genç de sürece dönük güvenin ve toplumsal katılımın güçlendirilmesi için bir “yol temizliği” ihtiyacı olduğunu anlattı, bölgedeki beklentileri şöyle sıraladı:
“Yüzde 65 oranında İnfaz Kanunu'nda değişiklik bekleniyor. Terörle Mücadele Kanunu'nun kaldırılmasına dönük beklenti yüzde 60'ı aşıyor. Hasta tutukluların bırakılması beklentisi yüzde 68,5. Umut hakkının tanınmasına bölge desteği yüzde 68,9. Kayyum uygulamalarının sonlandırılması yüzde 71,2. Siyasi af beklentisi yüzde 60'ı aşıyor.”
Türkiye Ekonomi Politik Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) Kurucu Direktörü Güven Sak sürecin çeşitli yatırımlar yoluyla bölge ekonomisine yapabileceği katkıya değinen bir sunum yaptı. Müze ve ören yeri ziyaretçileri açısından başta Nevşehir’in 16'ncı sırada ise Van’ın olduğuna dikkat çeken Sak, öncelikle "Van'ı ve Doğu Anadolu'yu nasıl Nevşehir'e dönüştürebiliriz?" diye düşünmemiz gerekiyor” dedi, ekokültürel turizmin Doğu Anadolu için bir sıçrama imkânı olabileceğini anlattı.
GENAR’dan CHP vurgusu
GENAR Araştırma Başkanı İhsan Aktaş, diğer araştırmacılar gibi sürece dair toplumsal desteğin yüksek, güvenin az olduğuna vurgu yaptı, burada CHP’nin önemine işaret etti. Aktaş, “Asıl yükü MHP, AK Parti, DEM Parti çekmekte. CHP’nin kendi içinde zorlukları var, hem DEM'le geçmişte ortaklıklar var, diğer taraftan yürüyen süreçler var; onların tereddütlü olmasını normal karşılamak lazım ama CHP masada durdukça, olumlu tavrı arttıkça Türkiye genelinde desteğin yüksek olacağını düşünüyorum” dedi.