Geçen hafta Ankaragücü teknik direktörünü değiştirmiş, Mustafa Kaplan’ın yerine Recep Karatepe’yi görevlendirmişti. Aynı günlerde Gençlerbirliği ise faturayı sportif direktör Ali Ekber Düzgün’e kesip yolları ayırmıştı. Sezon başladı başlayalı üç puanı bir arada göremeyen ve sıralamada dibe çöken Başkent’in iki güzide temsilcisi de hafta sonu ilk kez galibiyetle tanıştı, moral depoladı. Elde edilen ilk 3 puanlar sezonun devamı için can suyu oldu ama elbette ki işlerin rayına oturduğunu söylemek için yeterli değil.
Bu sonuçların aslında yapılan kan değişiklikleriyle doğrudan ilgisi yok. Mesele zaman ve güç dengesi meselesi. Ankaragücü altyapı oyuncularının ağırlıkta olduğu kadrosuyla 2. Lig’e adapte olmaya çalışırken, ilk üç haftada Beyaz Grup’un güçlü takımlarıyla karşılaşmıştı. Beyoğlu ise nispeten dişine göre bir takımdı.
Gençlerbirliği de yeni yükseldiği Süper Lig’de uyum sancıları yaşıyor. Transferlerin gecikmiş olması hatta gelen yabancı oyuncunun yeniden bir başka takıma gitmesi gibi gelişmeleri yaşayan kırmızı siyahlıların ilk haftalarda çok zorlanması zaten tahminlerin dışında bir durum değildi. Nihayetinde, beş maçta bir puan dahi çıkarılamamasının stresi zor da olsa 1-0 ile altıncı maçta atıldı.
Kazanılan galibiyetler bundan sonrasının süt liman olacağını düşündürmemeli. Sarı lacivertli cephede konuşulanlara göre, sezon başında 5 bin TL’den başlayan galibiyet primi sözü bu hafta 40 bin TL ve çeyrek altın seviyesine yükselmiş durumda. Soyunma odasında ilk galibiyetin coşkusu yaşanmış olabilir ama ekonomik imkanları sınırlı yönetim için sürdürülmesi zor bir tutar. Esas olumsuz yanı ise gelişim sürecindeki gençlerin her maç öncesi ve sonrasında prim pazarlığına alışması olur. İşin doğrusu oyuncuları prime alıştırmak değil, transfer taksitlerini aksatmadan yaparak motive etmek olmalı.