Bilgi çağının en güçlü dönüştürücü gücü, teknoloji değil; bilginin nasıl üretildiği ve paylaşıldığıdır. Bugün sağlık alanında yaşanan gelişmeler kadar, bu gelişmelerin topluma nasıl aktarıldığı da büyük önem taşıyor. Çünkü sağlık haberciliği yalnızca bir bilgilendirme pratiği değildir; halk sağlığına, hasta mahremiyetine ve en temelde insan onuruna dokunan bir sorumluluktur.
Tıp etiğinin temel ilkeleri olan yararlılık, zarar vermeme, adalet ve özerklik, gazetecilik etiği ilkeleriyle kesiştiğinde ortak bir kavramda buluşur: insan onuru. İnsan onurunun korunması, hem hekimin hem gazetecinin en temel etik yükümlülüğüdür. Ancak hızın doğruluğun, dramatizasyonun bilginin önüne geçtiği çağımızda bu ortak sorumluluk sık sık yara alıyor.
Pandemi döneminde gördük: Bilinmeyen bir virüsten daha hızlı yayılan şey yanlış bilgiydi. Yanlış yönlendirilmiş manşetler, teyitsiz haberler, korku ve panik odaklı yayınlar toplumun hem ruh sağlığını hem de davranışlarını şekillendirdi. Tıpkı yanlış teşhis gibi, yanlış haber de insan yaşamına mal olabilir. Sağlık haberciliği bilimsel kaynağa, uzman görüşüne ve teyide dayanmak zorundadır. Aksi hâlde medya, toplumsal iyilik halinin değil, toplumsal endişe ve kaosun aracı hâline gelir.
Diğer yandan hasta görüntülerinin izin alınmadan paylaşılması, travmatik olayların kişisel trajediye indirgenerek ekrana taşınması, sağlık çalışanlarının linç kültürüne kurban edilmesi ve “tık” uğruna mahremiyetin ihlal edilmesi… Bunların her biri etik hafıza kaybıdır. İnsan bedeni, acısı, hastalığı ve hayatı haberciliğin malzemesi değil; korunması gereken en değerli varlıktır.
Bugün tıp etiği bize şunu hatırlatıyor:
Her insan, hasta olduğu anda en kırılgan haline bürünür.
Sağlık haberciliğinde tıp etiğini, gazetecilik etiği tamamlar:
Kırılganlık sömürülemez; haber, insanın üzerinde değil, insanla birlikte yapılır.
Sağlık uzmanlarının ve gazetecilerin birbirinden öğreneceği çok şey var. Bilgi çağında disiplinlerarası etik işbirliği, toplumsal güvenin en güçlü sigortasıdır. Bilimsel gerçeklik, insani duyarlılık ve etik sorumluluk birbirinin rakibi değil, tamamlayıcısıdır.
Sonuç olarak; ister bir ameliyathanede olun, ister haber merkezinde… Görev aynıdır:
Hakikati korurken insan onurunu da korumak.
Çünkü onuru korumayan bilgi, bilgi değil; gürültüdür.