Türkiye’nin en önemli siyasi gündem başlıklarından biri Kemal Kılıçdaroğlu’nun mahkeme kararıyla CHP’nin başına dönüp dönmeyeceği sorusu. CHP’nin 2023 yılındaki kurultayını kaybeden Kılıçdaroğlu’nun açılan soruşturma ve yargılamaların ardından “mutlak butlan” olarak partiye dönmesi muhtemel.
Ancak, bu sürecin elbette bir siyasi bedeli olacak. Kemal Kılıçdaroğlu, son olarak Sözcü Gazetesi ve TGRT’ye verdiği röportajda, bir butlan kararı çıkarsa bunu kabul edeceğini ve partiyi yöneteceğini açık açık ifade etti. Ayrıca partide “barışmayı” sağlayacağını da sözlerine ekliyor. Ancak bu o kadar kolay değil.
Öncelikle şunu söylemek gerek. Kemal Kılıçdaroğlu, CHP’nin 13 yıl genel başkanlığını yapmış saygın bir ismi. Dönem dönem hedef alınması, dışlanması ya da sosyal medyada hedef haline getirilmesi elbette doğru değil. Bunlar olurken Genel Merkez’in sessiz kalması da, Kılıçdaroğlu’nu dışlaması da büyük bir hata. Bu tabloda, Kılıçdaroğlu’nun bir “hırs” veya “inada” çevirip, yönetime gelmeyi amaçladığına yönelik tartışma büyüyor ve bu da normal. Kılıçdaroğlu’nun röportajında soruldu mu bilmiyorum, ama Kılıçdaroğlu’nun yanıt vermesi gereken net bir soru var:
“Evet yasal olarak butlan kararı uygulanmak zorunda. Ancak Olağan kurultaya mı götüreceksiniz, yani 1-1,5 yıllık süreç mi işleyecek yoksa ‘parti tartışılmasın hemen olağanüstü kurultaya götürüyorum’ mu diyeceksiniz?”
Bu sorunun yanıtı resmen açıklanmış değil. Olağan ile olağanüstü kurultaylar farklı şeyler. “Kılıçdaroğlu’na yakın” isimler TV’de “hesaplaşacak, bazı hukuksuzlukları, hırsızlıkları ortaya koyacak” açıklamaları yapıyor. Bu kastedilen hukuksuzluklar nedir, bunun da yanıtını verilmesi şart. Kılıçdaroğlu’nun bir süredir, belediyelerdeki bazı adımlardan rahatsız olduğu biliniyor. Ancak bu rahatsızlığının çerçevesine, içeriğine dair net bir açıklaması yok.
Bir de hatırlatmakta fayda var. İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’na siyasi yasak verildiğinde “Başkanımızın siyasi yasağı tanımıyoruz mahkemeyi de verdiği kararı da tanımıyoruz. Canan Kaftancıoğlu il başkanımızdır, nokta.” Açıklaması yapan bir Kılıçdaroğlu’nun, “bu kararı tanımıyorum, Özgür Özel bizim genel başkanımızdır, hemen olağanüstü kurultaya götürüyorum” diyemiyorsa mevcut yönetimden duyduğu şüphe nedir, bunu da açıklaması lazım.
Bu süreçte Genel merkez yönetiminin de, Kılıçdaroğlu ile iletişim kurmaktan kaçınan bir duruş sergilemesi de yanlışlara önemli bir katkı… Özgür Özel’in aracı göndermek yerine direkt kendisi Kılıçdaroğlu’na gidip konuşmayı tercih edebilirdi. Her iki tarafın da yanlışlıkları üst üste geldiğinde de işte bugün geldiğimiz gergin durum ortaya çıkıyor. Ortada büyük bir iletişimsizlik olduğu açık. Ancak bu iletişimsizliğin içeriği de önemli. Bir taraf diğer tarafı; yani Kılıçdaroğlu, genel merkezi “hukuksuzluk, hırsızlıkla” suçluyorsa bunu da net şekilde açıklamalı. “Hesap sorulacak” kulisleri veriliyorsa da kimden ve ne için bu hesap sorulacak bilgisi de mutlaka paylaşılmalı. Kılıçdaroğlu’nun İmamoğlu’na yönelik “olumsuz” bir tutumu olduğu da biliniyor. Bunun çerçevesini de neden rahatsız olduğunu da Cumhurbaşkanı adayı olarak destekleyip desteklemeyeceğini de net şekilde açıklamalı.
Karşılıklı hata, bazı inat ve iletişimsizliğin sonucu ise çok ağır olabilir. CHP anketlere göre yüzde 40 seviyesine ulaşmış ve birinci parti konumunu koruyor. Kılıçdaroğlu’nun butlan olması, ardından hemen değil de uzun bir süreçte kurultaya götürmesi, o dönem Kılıçdaroğlu’na yönelik kullanılacak dilin sertleşmesi, bunun karşılığında Kılıçdaroğlu yönetiminin “hesap soracak” olması adımlarını düşündüğünüzde CHP’nin aşağı doğru gitmesi sürpriz elbette olmayacak. Bu ülkede milyonların beklentisi, “iktidara karşı güçlü bir muhalif duruş” iken çıkacak tabloda bu olumlu görüntüyü bozanlara seçmenin yanıtı çok ağır olabilir… Hangi görüşten olursa olsun, seçmenin umutlarını hiçbir siyasinin çalmaması gerek.