Uzun yıllar Osmanlı hakimiyetinde kalan kardeş ülke Aranavutluk’u yakından tanıtan, “Evvel Zaman İçinde Arnavutluk” adını taşıyan sergi, İşkodra’da açılmıştır.
28 Ekim 1912 ile 23 Nisan 1913 tarihler...
Uzun yıllar Osmanlı hakimiyetinde kalan kardeş ülke Aranavutluk’u yakından tanıtan, “Evvel Zaman İçinde Arnavutluk” adını taşıyan sergi, İşkodra’da açılmıştır.
28 Ekim 1912 ile 23 Nisan 1913 tarihleri arasında İşkodra kuşatmasına bir manada anlam veren sergi, Türkiye’nin Tiran Büyükelçisi Murat Ahmet Yörük ile İşkodra Yunus Emre Enstitüsü’nün girişimleriyle açılmıştır.
Arnavutluk’un tarihine ışık tutacak bu ilginç sergide, sanayici Mehmet Diktaş’ın özel koleksiyonundan seçilmiş çok değerli, paha biçilmez, özel kartpostal koleksiyonundan, Arnavutluk’un tarihine ışık tutacak objeler de sergilenmektedir.
Aynı zamanda araştırmacı ve yazar olan iş insanı Mehmet Diktaş, geçen yıl gezip gördüğü Kırım’ı anlatan bir kitabın da sahibidir. Halen Çorum-Trakya ve Balkanlar’ın canlı tarihi olan Diktaş, Ukrayna ile de ilgilenmektedir.
Sergide tarihi fotoğrafçılığı başlatan Arnavut Peter Kelve Gege Marubi’nin yaşama ve şehirlere hayat veren fotoğraflarının da yer aldığı sergide, İşkodra’nın 19. ve 20. yüz yılları, ayrıca Tiran ve Berat gibi kentlerin de kartpostalları yer almıştır.
Avrupa’nın en eski kavimlerinden biri olan Arnavutlar, 14. yüz yıla kadar süren zaman sonunda, 1385’te yapılan Savre Savaşı sonunda mağlup olarak Osmanlıların egemenliğine girmiştir.
1913 yılında Balkan Savaşları’ndan sonra Bükreş Anlaşması’yla bağımsızlığına kavuşan Arnavutluk, bugün kardeş ülke olarak bilinmektedir. Osmanlı döneminde 218 sadrazamdan 32’si Aranavut olarak görev yapmıştır.
ARNAVUTLUK’A YAPTIĞIMIZ GEZİ
Konu Arnavutluk olunca, bir anımızdan daha doğrusu bu ülkeye yaptığımız bir geziden bahsetmemek olmaz. 1977’li yılının bir yaz ayı. O yıllarda Arnavutluk, Enver Hoca adlı bir diktatörce yönetilmekteydi. Ülkede her şey devletin elindeydi ve devletin yasaları geçerliydi. Giyimden müziğe, yiyecekten içeceğe aklınıza ne gelirse yasaktı. Eşim gazeteci Birsen ve ben böyle bir ülkeye konuk olarak gelmiştik.
Yurt dışından yayınların içeri girmesi yasak olup, sadece devlet tiyatrosunun izlenmesi mümkündü. İtalyanlar tarafından ordu komutalığı binası olarak yapılmış bina, o yıllarda otel Payti ismi ile konuklarını ağırlıyordu. Ne yazık ki o koca otelde sadece karı-koca biz kalıyorduk.
Arnavutlar temiz, dost insanlardı. Rehberimiz ve emrimize tahsis edilmiş bir otomobille tüm ülkeyi gezecek, beğendiğimiz yerlerde kalacak, istediğimiz yerlerde yemek yiyebilecektik. Arnavut yemekleri tamamen Türk yemekleri tadını taşıyordu.
Televizyon her gece bizden bahsediyor. Gidip gördüğümüz yerler, görüntülerle temaslarımız Arnavut halkına durmadan anlatılıyordu. Bize sonsuz haklar verilmişti. Istediğimiz yere giriyor, istediğimiz kişilerle konuşabiliyor, ev ziyareti bile yapabiliyorduk.
Arnavutlar bizi çok sevmişlerdi. Yemek yediğimiz lokantalar bir jest olarak arabanın arkasına tatlı tepsileri koyuyorlardı. Gezimizin bir yerinde mihmandarımızın, “Burası elbise dikilen bir fabrikadır” demesi üzerine, “Orayı da görelim” dedik. Şoför biraz geri giderek fabrikanın bahçesine park etti. Programda olmadığı için bizi karşılayan olmamıştı. Arkamızdan gelen televizyon ekibinin içeri girmesi ile yetkililer güler yüzle bizi karşıladılar. Zaten bir süredir TV ekranlarında biz yer alıyorduk. Arnavutlar bizi tanımışlardı. (Kraliçe ve Kral diye isim takmışlardı.)
Öyle paydosuymuş. Fabrikanın yanındaki salonda yemek için işçi kadınlar oraya geçerken fabrika müdürü bizi de yemeğe davet etti. Iki uzun masada yerlerini alan fabrika işçisi kadınlar yemek servisini beklerken müdür de bize ayrı bir masada servis açtırdı.
Yemek dağıtımı başlayınca ben ve eşim tabaklarımızı alıp işçi kadınların oturduğu sıranın başında boş bulunan yere oturduk. Tabii mihmandar ve müdür de bizimle birlikte gelip boş yerlere oturdular. TV ekibi yemeğe kalmayıp geldikleri araçla oradan hızla ayrıldı. Tiran’a aşağı yukarı 2-3 saat uzaklıkta bir yerdeydik. TV ekibi görüntüyü haberlere yetiştirmek için gitmişti.
Yemek neşeli geçti. Işçi kadınlar bizi ayakta alkışladılar. Biz de fazlasıyla mutlu olduk. Biz de onları yürekten alkışlıyorduk. 15 günlük bu gezimiz çok değişik anılarla dolu dolu geçti. Işçi kadınlarla birlikte yememiz, bizi o ülkede meşhur etmişti. Arnavutluk gezimizin son günü sabah erkenden Belgrad’a kalkan uçağa binecek, oradan İstanbul’a uçacak, İstanbul’dan da Ankara’ya gidecektik. Otelin lobisinde otururken otel sorumlusu Tiran’ın Türkiye Büyükelçisi’nin şoförünün geldiğini, bizimle görüşmek isteidğini söyledi.
Şoför geldi. Büyükelçinin o akşam yemek için bizi sefarete beklediğini söyledi. Kabul etmedik. Bir büyükelçinin, iki Türk gazetecisini şoförü vasıtasıyla yemeğe davet etmesini ayıpladık. Büyükelçiye ilgisinden dolayı teşekkür bile etmedik. Şoför kızdığımızı anlamıştı.
Arnavutluk’tan çok samimi, çok duygulu anılarla ayrıldık. Arnavutları çok sevdik ve de hep seveceğiz.
DÜNYA KADINLAR FESTİVALİ İSTANBUL’DA TOPLANDI
WOW- Dünya Kadınlar Vakfı ve British Council ortaklığında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin desteğiyle “Dünya Kadınlar Festivali” İstanbul Müze Gazhane’de toplanmıştı.
Kadınların karşılaştığı güçlüklerin ve daha eşit bir dünya için ürettikleri çözümlerin görüşüldüğü festival bu yıl “Birlikteyiz” teması ile toplanmıştır.