Algı yönetimin ne kadar etkili olduğunu bir kez da Türkiye-İspanya maçında gördük. Çünkü algı gerçekliğin ötesine geçiyor.
Sporseverin inandığı neyse gerçekten öte onu benimsiyor. Biri “Bomba var” dese , herkes kaçar. Olması ve olmaması hiç önemli değil, inanması önemli. Bu da algı yoluyla oluşuyor.
Son dönemde hezimete uğradığımız İspanya’ya bakalım.
Yıldızlarda, Gençlerde, Ümitlerde, Büyüklerde Dünya Şampiyonu.
Dünya’nın marka kulüpleri bu oyunculara kapılarını açmış, avuç dolusu para veriyorlar.
Bu oyunular pozisyon bilgisinde en üst noktadalar. Topu yere indirip, hızlı bir şekilde dolaştırabiliyorlar. Kendileri de çok hızlılar.
Bu duruma uzun yıllar sayesinde geliyorlar. İspanya’nın kulüplerinde küçük çocuklara çok değer veriliyor.
Servisle antrenmana gelip gidiyorlar. Altyapı için sekiz sahaya sahipler, bakımlı ve kaliteli.
Antrenmanlarda en iyi antrenörler onları yetiştiriyorlar. Marka isimler futbolculuğu bıraktıktan sonra, diploma alıyor ve antrenör oluyorlar.
Ane ve babalarda bu marka antrenör ve kulüplere çocuklarını teslim ediyorlar.
Antrenmandan sonra sporcu yemeğini kulüpte yiyorlar. Ayda bir kez de motivasyon için as takımla ve teknik direktörle öğle yemeği yiyiyorlar
Bizde ise, durum şu:
As takımın bile saha zemininde bozukluklar var. Antrenmanları sentetik çimde yapmaları bilimsel olmuyor.
Altyapı da ise, en kalitesiz sahalar kullanılıyor.
Toplar aynı kalitesizlikte. Antrenörler düşük maaşlı, gerekli eğitimi almamış yapıdalar.
Soyunma odaları soğuk, bakımsız, sıcak duş ara sıra akıyor.
Servis yerine kamu ulaşım araçlar kullanılıyor. Çocuklara gerekli önem verilmiyor.
Sonuçta ortada duruyor.
Sonra sahamızda niçin İspanya’ya 6-0’lık yenilginin sebeplerini başka yerlerde aramaktayız.