Bu başlığı bir haber sitesinde görseydiniz ne düşünürdünüz? Günümüzde kölelik mi kalmış, böyle canilik olur mu diye düşünmez miydiniz? Peki bu kölenin bir insan değil de bir hayvan olduğunu söylesek? Fikriniz değişir miydi? Cevabınız evet ise peşinen söylemeliyiz; bu yazıyı okumayı derhâl bırakabilirsiniz…

Bu yazımızda, avcılık konulu yazı dizimize devam edip yaban keçilerinden bahsetmeyi planlamıştık ama gelin görün ki Antalya’da kafesinden kaçtığı için avcılarca katledilen bir aslan, Zeus, bir kor gibi yüreğimize düştü.

Bu yazı, Zeus için...

Yaşarken bir iyilik görmedi insanlıktan, hiç olmazsa ölümünün ardından anısına bir yazı yazalım; yazalım ki onun gibi tutsak edilen, işkence gören, yaşam hakkı hiçe sayılan kardeşleri, arkadaşları aynı acıları çekmesin. Kötülükleri de ifşa edelim, edelim ki kötüler ellerini kollarını sallayarak aramızda dolaşamasın, bu kötülüğü yaratan ne varsa yıkılsın gitsin, daha iyisini, daha güzelini kuralım. Satırlara dökülen, kalbimizden kopup gelen her bir sözcük, bu yangına bir damla da olsa su taşır belki diye, bir umutla yazalım.

Zeus’un yaşam öyküsüne dair net veriler yok elimizde. Nerede doğdu, ne yollardan geçti, neler yaşadı, bilmiyoruz. Aslında Zeus’un nezdinde, kaçak yollarla ülkeye sokulan vahşi hayvanların öyküsünü anlatmaya çalışacağız bu yazımızda.

Doğduğunda gözleri altın rengi güneşi yansıtan Zeus, Kenya savanalarında annesinin sıcaklığıyla büyüdü; ceylan kovaladı, akasyaların gölgesinde uyudu. O zamanlar henüz bir adı yoktu; özgürlük, onun tek kimliğiydi. Sonra insan denen canlının yarattığı kâbus başladı Zeus için. Bir gece çelik tuzaklara düştü. Ugandalı kaçakçılar onu sıtmadan bitkin düşürene kadar demir kafeste taşıdı. Türkiye’ye "sirk hayvanı" diye sokuldu. Pasaportunda "peluş oyuncak" yazıyordu. Artık adı "Zeus"tu. Tüm tanrıların ve insanların hükümdarı, koruyucusu ve babası Zeus’un isminin insanlar tarafından köleleştirilen bir canlıya verilmesi ise ironinin acı maskesiydi.

Düştüğü ilk cehennem Ankara İncek’teki “Aslan Parkı”ydı. Komşuların şikâyetleri üzerine 2022 yılında mühürlenen park, iki gün sonra yürütmeyi durdurma kararı ile tekrar açılmıştı, hem de mehter marşıyla! ”İşletme” sahibi, gazetecilere gururla demeç veriyordu: “Biz burada çocuklara doğayı, hayvanları sevdiriyoruz.” Hayvanat hapishanesi kapatılırsa komşusunu aynı yere düğün salonu yapmakla tehdit etmeyi de ihmal etmiyordu. Sağduyu sahibi komşu o günlerde gazetecilere çaresizce isyan ederek “Hayvanlara yazık değil mi? Çok kötü koşullarda yaşıyorlar. Üstelik, iki gün önce buradan maymun kaçtı, bahçemize girdi. Peki ya aslan kaçarsa ne olacak?” diyordu.

Ne yazık ki korktuğu başımıza geldi.

Zeus’un ikinci cehennemi Antalya Manavgat, Aslan Diyarı oldu. Ankara İncek’teki parkın 2023 yılında kapatılmasının ardından Antalya Manavgat’ta 10 metrekarelik beton bir hücre onun "diyarı" oldu. Çürük tellerle çevrili, kirli su birikintileri içinde, günde bir ölü tavukla besleniyordu. Turistler selfie çekiyor, çocuklar sevinç çığlıkları atıyordu. Oysa Zeus’un kaburgaları sayılıyordu, tırnakları kırılmıştı, geceleri kafes demirlerini kemiriyordu – psikolojisi çökmüştü.

Ve nihayet başardı. 5 Temmuz sabahı, özgürlüğe doğru son koşu... Çürük sac levha sonunda kırıldı. Aylardır kemirdiği tellerden sıyrıldı. Manavgat ormanlarına doğru koştu. Yıllar sonra ilk kez toprağı hissediyordu. Açlıktan içi ezilen ve korku içinde kaçan Zeus, talihsiz bir çiftçiyle karşılaştığında doğasının gerektirdiğinden farklı davranamadı. Çiftçi ve ailesi korku dolu anlar yaşarken, onu ana vatanından koparıp zorla bir beton zindana hapseden, aç bırakan ve sırtından para kazanan insanlar şimdi onu katil ilan etmişti.

Ve son umudu da kurşunlara teslim oldu Zeus’un.

Devlet veteriner yerine avcı gönderdi. Sırtından üç kurşun yedi. Son nefesinde gözleriyle Afrika’yı ararken, avcılar cesedinin başında gururla poz verdiler. Valilik açıklaması: "Çevre ve insan güvenliği için itlaf edildi."

Zeus’u vuran kurşun, aslında insanlığa sıkıldı. Onu öldüren, rant için doğayı yok eden zihniyetti. Bu trajedi, münferit bir olay değil, sistemik bir çürümenin bir sonucuydu.

Hukuki boyutuyla ele aldığımızda ise sorulması gereken sorular art arda sıralanıyor.

Zeus'un kaçışı ve bir vatandaşı yaralaması, doğrudan tesis yönetiminin ağır ihmalinin sonucudur.

Türk Ceza Kanunu (TCK) Madde 177 - Hayvanın Tehlike Yaratabilecek Şekilde Serbest Bırakılması: "Gözetimi altında bulunan hayvanı başkalarının hayatı veya sağlığı bakımından tehlikeli olabilecek şekilde serbest bırakan veya bunların kontrol altına alınmasında ihmal gösteren kişi..." Bu suçun tüm unsurları olayda mevcuttur. İşletme sahibi bu maddeden yargılanmalıdır.

TCK Madde 89 - Taksirle Yaralama: İşletmenin güvenlik önlemlerini almamasından kaynaklanan ihmal sonucu bir vatandaşın yaralanması, doğrudan bu suçu oluşturur.

5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu Madde 5: "Hayvan sahipleri... insanlara verilebilecek zarar ve rahatsızlıkları önleyici tedbirleri almakla yükümlüdür." Bu yasal yükümlülük açıkça ihlal edilmiştir.

Hayvanat Bahçelerinin Kuruluşu ve Çalışma Esasları Yönetmeliği: Bu yönetmelik, hayvanların türüne uygun, kaçmalarını engelleyecek ve güvenliği sağlayacak fiziki şartları zorunlu kılar. Zeus'un kafesini kırarak kaçması, bu yönetmeliğe aykırı bir barınak inşa edildiğinin en somut delilidir.

Ruhsat veren ve denetlemeyen kurumlar ise işletme sahibinin suç ortaklarıdır.

Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğü, bu tesislerin ruhsatlandırılması, denetlenmesi ve standartlara uygunluğunun kontrolünden birincil derecede sorumludur. HAYTAP gibi kuruluşların defalarca kapattırdığı tesislerin nasıl olup da yeniden açıldığı sorusu, doğrudan bu kuruma yöneltilmelidir. Yetersiz denetim, bir "idari kusur" teşkil eder ve görevi ihmal suçunu gündeme getirir.

Bunun yanında, iş yeri açma ve çalışma ruhsatlarını veren, imar ve çevre koşullarını denetleyen belediyelerin de sorumluluğu vardır. Tesisin mühürlenmesi, kusurun tespiti anlamına gelir; ancak bu mühürleme işleminden önceki denetimsizlik de bir sorumluluktur.

Mahkeme süreçleri ve bilirkişiler ise sistemin bir diğer karanlık yüzüdür. Hayvan hakları savunucularının mücadelesiyle kapatılan tesislerin, mahkemelerden aldıkları yürütmeyi durdurma kararlarıyla yeniden açılması, bunun en açık göstergesidir.

Zeus'un öldürülme şekli, başlı başına bir skandaldır. Acil durumlarda öncelik, uzman ekiplerce hayvanın uyuşturularak canlı yakalanmasıdır. DKMP ve Valilik koordinasyonunda, profesyonel veteriner hekimler yerine "avcıların" görevlendirilmesi, kriz yönetiminde tam bir fiyaskodur. Eğer uyuşturucuyla müdahale seçeneği varken veya bu seçenek yeterince denenmeden öldürme emri verildiyse, bu kararı veren yetkililer 5199 sayılı Kanun'un ruhuna aykırı hareket etmiş ve idari olarak kusurlu duruma düşmüşlerdir. Kamuoyuna bu kararın neden alındığı şeffaf bir şekilde açıklanmalıdır.

Soruyoruz:

Zeus’un katilleri kimler? Türkiye’deki özel hayvanat bahçesi işletmecilerinin adli sicillerinde hangi suçlar var? Kimlerle iş tutmuşlar, uluslararası hayvan kaçakçılarıyla, organize suç örgütleriyle irtibatları var mı? Bu kişiler bu işletme ruhsatlarını, izinlerini kimden, nasıl alıyorlar? Bunlara ruhsat veren Bakanlık yetkilileri kimler ve HAYTAP’ın defalarca kapattırdığı hayvanat bahçeleri nasıl oluyor da tekrar tekrar açılıyor?

Biz bu soruların peşine düşüp mücadelemizi yükseltirken içimizde kabaran öfkemiz yer yer utanca ve hüzne dönüşüyor.

Aklıma olmadık bir soru düşüyor, temmuz ayaza çekiyor. Sahi, bir mezar taşı olsa Zeus’un, ne yazardı üstünde diye düşünüyorum; yanıt zihnimde yankılanırken başım öne eğiliyor: "Bir aslanın çaresizliği, insanlığın utancıdır."

Zeus’un düştüğü toprağı unutmayacağız; çünkü o toprak, bir gün özgür hayvanların gölgeleneceği ormanın köküdür; o ormanı birlikte büyüteceğiz.