Türkiye’nin dağları, Anadolu yaban keçisiyle binlerce yıldır bir ahenk içinde yaşar. Bu tür, Torosların ekolojik dengesinde tohum dağıtıcı, ot kontrolörü ve yırtıcıların avı olarak kritik rol oynar.

Yaban koyununun bir alt türü olan Anadolu yaban koyunu ise -Anadolu’ya özgü- endemik bir türdür. Yalnızca ülkemizde İç Anadolu’nun çok kısıtlı bir alanında yaşayan bu türün avlanması, endemik bir tür olmasından ötürü Bern Sözleşmesi’nin 3. maddesi uyarınca hukuka aykırıdır. Bunun yanında yaban koyunu Dünya Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği (IUCN) tarafından “neredeyse tehdit altında” kategorisinde yer almaktadır. Ancak bugün, Tarım ve Orman Bakanlığının düzenlediği av ihaleleri, bu canlıları zengin avcıların hedef tahtasına dönüştürüyor.

Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğü, sadece ağustos ayında 14 ilde yaban keçisi, kızıl geyik, çengel boynuzlu dağ keçisi ve yaban koyunu avı için milyonluk ihaleler açtı. Tüm tepkilere ve yürütmeyi durdurma kararlarına rağmen, “nesli tehlike altındaki türler” kategorisinde yer alan çengel boynuzlu dağ keçileri ve yaban keçileri ile yaban koyunları için av ihaleleri açılmaya devam ediyor.

Mersin, Eskişehir, Kütahya, Kastamonu, Adıyaman, Tokat, Kahramanmaraş, Sivas, Van, Hakkâri, Bitlis, Erzincan, Bingöl ve Erzurum’da gerçekleşecek ihaleler için belirlenen toplam muhammen bedel 36 milyon 540 bin liraya ulaştı.

Yaban hayatını “korumakla” görevli kurumlar, avcılara hizmet eden ölüm tüccarlarına dönüşmüş durumda. Bu ihaleler, doğayı bir “kaynak”, canlıları ise “gelir kalemi” olarak gören düzenin acımasızlığını gözler önüne seren birer turnusol kâğıdı. Ormanlarımız, dağlarımız, bozkırlarımız şirketlere; yaban hayvanlarımızın yaşamı zengin avcılara satılıyor.

Avcıların trajikomik eylemi

Ülkemiz her yaz orman yangınlarıyla cehennemi yaşıyor. Devlet tarafından yalnız bırakılan yurttaşlar kendi imkânlarıyla yangınları söndürmek, ağaçları, hayvanları kurtarmak için can verirken avcılar ise öldürme zevklerinden ödün vermemek üzere eylem düzenlediler! Bursa’da küle dönen ormanlık alanın ava kapatılmasına tepki gösteren “eylemciler” Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğü binasına gelerek yasağın kalkması için dilekçe verdi. Vatandaş yaşatmak için çırpınırken avcıların öldürme derdine düşmesine ne demeli, bilemiyoruz. Koyun can derdinde, kasap et derdinde…

Keçiler: Önleyici itfaiye erleri

Avcılar hayvanları katletme konusundaki inatlarıyla tepkileri toplamakla kalmıyor, aslında yanan ormanların da vebalini taşıyor. Neden mi? Buyurun, size bir örnek: (Örneği Avrupa’dan verelim ki memleketine burun kıvırmayı âdet edinenler de ikna olsun)

Avrupa’da ve dünyanın farklı bölgelerinde keçiler, kuru ot ve çalıları temizleyerek orman yangınlarını önleme amacıyla kullanılmaya başlandı. İspanya’nın Katalonya bölgesinde yürütülen pilot proje, yangın riskini ciddi ölçüde düşürdü.

Oda TV’nin haberine göre, Barselona yakınlarındaki Mataró’da yaklaşık 300 keçi, göçebe çobanlar eşliğinde dağlık alanlarda kuru otları yiyerek doğal yangın şeritleri oluşturuyor. Reuters’ın aktardığına göre bu yöntem, Avrupa Birliği fonlarıyla desteklenen bir pilot proje.

Göçebe çobanlar, keçileri yerleşim alanlarının çevresinde dolaştırıyor. Keçiler dikenli bitkiler dâhil her türlü otu yiyerek yangın riskini azaltıyor. Yöntem, yüzyıllardır uygulanan hayvancılık tekniklerinin modern ekolojiyle birleşmiş hâli…

ABD’de “önleyici itfaiye erleri” olarak keçiler ön plana çıkarken Portekiz’de nesli tükenme tehlikesi altındaki Garrano atları, Kanada’da ise inekler benzer amaçlarla kullanılıyor.

Avcılığı savunanların yaban keçilerinin artan popülasyonunun kontrol altına alınması gerektiğine ilişkin argümanı ise gerçeği yansıtmaktan uzak. IUCN (Uluslararası Doğayı Koruma Birliği), Capra aegagrus (yaban keçisi) türünü "Near Threatened/Tehdide Yakın" kategorisine dâhil ediyor. Bu kategorilendirme son üç kuşakta yaklaşık %30'luk bir düşüşün gerçekleştiğini ve bu nedenle önlem alınması gerektiğini gösteriyor. Bazı yerlerde kontrollü koruma ile artışlar olsa da genel trend düşüş yönünde; Türkiye'nin birçok alanında avcılık ve habitat baskısı hâlâ devam ediyor.

Peki, nedir bu hayvanları bu kadar önemli yapan?

Yaban keçilerinin ekosistem dengesi açısından önemi

Yaban keçisi sadece bireysel bir tür olarak değil; dağ ekosistemlerinin sağlık göstergesi olarak da hayati önemde. Sayılarının azalması, ekosistem dengesini tehdit ediyor.

Türkiye Yaban Hayatı platformunda türün ekolojik rolü detaylıca şu şekilde açıklanıyor:

Otçul rolü: Dağlık ve sarp arazilerde bitki örtüsünü otlayarak hem kompozisyonunu hem de büyüme desenini etkiler; ekosistem içindeki bitki çeşitliliğine katkı sağlar.

Besin zincirinde önemli bir halka: Kurt, vaşak ve pars gibi yırtıcılar için temel besin kaynağıdır, böylece yırtıcı popülasyonlarının devamlılığına destek olur.

Tohum yayılımına katkı: Tükettikleri bitkilerin tohumlarını dışkı yoluyla yayarak bitki örtüsünün genişlemesine ve yenilenmesine yardımcı olur.

Biyoindikatör: Popülasyon durumları, yaşadıkları dağ ekosistemlerinin genel sağlığı ve bozulmamışlığı hakkında güçlü sinyaller verir. Yaban keçisi popülasyonunun istikrarlı olması, o bölgedeki habitatların yeterli gıda, su ve barınak sunduğunu gösterir. Tam tersi bir durumda –örneğin nüfus kaybı– habitat bozulması ya da ekolojik baskılar söz konusu olabilir.

Tüm bu bilimsel gerçeklere rağmen katliamların devam etmesi doğanın dengesini ve dolayısıyla kendi türümüzün devamlılığını tehdit etmenin yanında vicdanen de oldukça rahatsız edici.

İkiyüzlülüğün ve sahtekârlığın bir portresi: Doğanın piyasaya açılması

Bir keçinin av ihale bedeli 15.000-70.000 USD arasında. En yüksek bedeli ödeyenlere baktığımızda Suudi Arabistanlı şeyhler, Rus oligarklar, Türk inşaat patronları öne çıkıyor. Avcılığın en mide bulandırıcı yanı, hayvanların yaşam hakkının hiçe sayılmasının yanında; doğanın, kendisini korumakla yükümlü devlet kurumları eliyle piyasaya açılması olsa gerek.

Ne zaman hayvanların hayatı söz konusu olsa bize, bunun karşısına illaki bir gelir getirici faaliyet koyma zorunluluğunu dayatan, avcılıktan elde edilen milyon liralar düzeyindeki cüzi rakamları katliamlara gerekçe gösteren sahtekârlara; devletin yap-işlet-devret ile yapılan köprü ve otoyollara döviz üzerinden ödediği tutarlara, kamu kurumlarının lüks araç kiralamaya ödediği milyarlara, patronlara “teşvik” kapsamında getirilen vergi aflarına dönüp bakmalarını tavsiye ederiz.

Unutulmamalı ki; yaban keçisinin inadı yalnızca dağları değil, doğanın dengesini de ayakta tutar ve o denge bozulursa, insan dâhil hiçbir türün güvende kalması mümkün değildir. Doğaya verilen zararı telafi edecek para ise henüz hiçbir darphanede basılmadı.

Ezikliğini savunmasız canlılara doğrulttuğu silahlarla örtmeye çalışanlar av cinayetlerinin, doğa talanının, sömürünün böylece sürüp gideceğini sanıyorlarsa yanılıyorlar. İnat sadece keçiye özgü değil; eşitliği, doğayı ve yaşamı savunan bizlerde de fazlasıyla mevcut ve dağ keçilerinin inadını paylaşanlar oldukça, bu düzenin sonsuza kadar sürmesi mümkün değil.