Oldukça zor ve sancılı dönemlerden geçtiğimiz günlerdeyiz demek istesem de ben dahil muhalif düşünce yapısına sahip insanlar için son yirmi iki yıl oldukça sancılı geçti. Muhalif düşünce demek ne kadar doğru anlatıyor aslında fikir yapısını.
Muhalif demek kurulu bir siyasi veya dini sistem, doktrin, inanç veya kuruma karşı aktif olarak meydan okuyan bir kişidir. Muhalif, müesses nizama, inançlara, politikalara veya kurumlara karşı farklı bir görüş veya tutum sergileyebilir ve değişiklik talep edebilir. Aynı zamanda muhalefette bulunan ve iktidarda olmayan demek kelime anlamıyla. İktidarda olamadığı için muhalefette kalmış demek bir nevi. Çoğunluğun rızasını alamamış demek bir de, çoğunluk o itiraz ettiğimiz “yüzde elli, artı bir “olsa da. Muhalif olmak demek her şeye karşı olmak demek değil birçoklarının sandığının aksine. Elbette yanlışa yanlış demek ama doğruya da doğru demek. Buradan kastım iktidar doğru işler yapıyor anlamında sanılmasın, ama elbet onların da arada doğru yaptığı işler oluyor. Nitekim bozuk saat dahi günde iki kez doğruyu gösterirmiş. Ama muhalefetin kelime anlamında olmayan bir şey var, o da iktidarın yanlışına yanlış ile karşılık vermek.
Biz muhalefet olarak demiyor muyuz ki “ülkeyi kutuplaştırıyorlar, insanları birbirine düşürme siyaseti yapıyorlar” diye. O zaman ülkemizin geçtiği bu günlerde bu kadar kutuplaşma yaratmak neden? Çok dikkatli anlatmaya çalışıyorum söylemek istediklerimi zira biliyorum ince bir çizgi üzerinde yürüdüğümü bu yazıyı yazarken. Kutuplaşmadan kastım boykot çağırıları değil. En demokratik hakkı her vatandaşın istediği gazeteyi almak, istediği televizyonu seyretmek, istediği marketten alışveriş yapmak, istediği kahve zincirinden kahve almak ya da almamak. Bunun muhalefet liderlerince dillendirilmesi ya da boykot çağrısının onlarca yapılıp yapılmaması da değil sorun. Sorun vatandaşların kişisel kutuplaşmaya kendi yargılarınca varmaya çalışması. Daha açık söylemem gerekirse bireylerin o sosyal medya çöplüğünde kendilerince bu işi uç noktaya çekmeleri ve militanca tavırları.
Hem Sayın Ekrem İmamoğlu hem de Sayın Özgür Özel’in boykot çağırıları var, ki ben de haklı buluyorum. İsteyen uyar, istemeyen bana uymaz der ve uymaz. Bu bireysel özgür tavır olarak sergilenebilir. Ancak asıl sıkıntı muhalif bireylerin bir kısmının sosyal medyada bireysel olarak yaptıkları çağırı. Özet olarak şunu ifade ediyorlar “Ya bizdensin ya değil”. Bakın asıl yanlış olan bu. Mahalle baskısı tavrı ile sosyal medyada paylaşım yapmayan hatta işi daha ileri götürerek “militanca” paylaşım yapmayan insanlara, arkadaşları olsa dahi tepki koyup, onları boykot eden ve bu tavrı sergilemeyenleri boykot etmeye davet eden kişiler asıl sorun. Yani bir insanın mevcut düzenden rahatsız olduğu ve değişmesini isteyip istemediğinin boyutunu sosyal medya paylaşımları ile sınırlandıran sığ tavırlar sergileyenler asıl sorun. Biz yıllarca demedik mi, toplumun kutuplaştırılması ülkedeki sıkıntıların ana sebeplerinden. Eee, o zaman bu ne anlama geliyor. “Artık o sınır geçildi”, “zaman eylem zamanı”, “onlar başlattı suç bizde değil”, “onlar yapıyor biz neden yapmayalım” gibi söylemler ve tavırlar da sığ. Yani demokrasi bu demek değil. Demokrasi yanlışa yanlışla karşılık vermek demek değil, onlar yapınca “anti-demokratik”, biz yapınca “demokratik hak kullanmak” demek değil.
Örnek vereyim. Benim iktidara oy vermiş, kafa yapısı oraya daha yatkın, hatta bir basamak daha yukarıda bugün olanları destekleyen arkadaşlarım da var. Anlaşamadığımız konular anlaştıklarımızdan az. Ne yapmalıyım bu sığ tavra göre. Arkadaşlığımı mı kesmeliyim? Bu mu demokrasi? Ya da arkadaşım var muhalif fikirde, ama devlet kurumunda memur olarak çalışıyor. Ne yapsın bu arkadaşım? Denildiği kadar sert paylaşımlar yapıp başını belaya mı soksun? Bu tür paylaşımlar yapmasının başını belaya sokma olasılığı da iktidarın yanlış uygulama ve yaptırımları sebebiyle, bunu kabul ediyorum. Ama böyle mi yapsın sırf muhalefet diye. Ya da benim gibi bu kadar kutuplaşmanın zararlı olacağını düşünen muhalif tavırlı başka bir arkadaşım ne yapsın? İlla militanca paylaşım mı yapmalı mahalle baskısı sebebiyle? Tekrar söylüyorum, kimin ne fikirde olduğunun, olan bitenden memnun olup olmadığının, düzenden yana ya da karşıt olduğunun ölçütü sosyal medyada yapılan paylaşımlar değildir. Bireyler çeşitli motivasyon ya da yaptırımlar sebebiyle bu paylaşımlardan kaçınıyor olabilirler. İşi bu kadar ateşli savunmuyor ama muhalif görüşte olabilirler. Ya da basitçe bu kadar kutuplaşmayı benim gibi doğru bulmuyor olabilirler. O zaman “Alice Harikalar Diyarında” gibi bize iki hap sunsunlar, mavi hapı alan muhalefetten, kırmızı hapı alan iktidardan yana demek olsun, ya da tam tersi. O zaman iktidar partisi devleti yönetiyor diye muhalif kafa yapısına sahip, muhalefet partisine oy vermiş devlet memuru istifa mı etsin? Ya da iktidara yakın bir şirkette çalışan biri işinden mi ayrılsın? Muhalif olmasına rağmen bunu yapmayan arkadaşlarımızla görüşmeyi keselim mi? Bu işin sonu iş yerindeki meslektaşınızla, yan komşunuzla, trafikte yanda kırmızı ışıkta duran diğer şoför ile kavgaya evrilir ve bundan her kesim zararlı çıkar. Bireysel muhalefetin de yolu yordamı bu değildir, iktidara yürümenin de yolu bu değildir.
Tekrar söylüyorum. Boykot çağırısı muhalefet liderlerince yapılmaktadır. Birey olarak uymak ya da uymamak gibi bir özgürlüğümüz vardır. Uymak ya da uymamak bizim muhalif kimliğimizin ölçütü değildir. Ama çağrısı yapılan boykot ticari boyuttadır. Bazı kendini “muhalif” azleden bireylerin yaptığı gibi “sosyal medyada alevli ve hatta militanca eylem çağrısı yapan paylaşımlar” yapmamak bizi muhaliflikten çıkartmaz. Bu mahalle baskısıdır. Bu demokratik tavır değildir, zorlama ve yanlışa sevk etmektir. Liderlerin böyle bir çağrısı yok zaten. Sayın Özgür Özel ya da Sayın Ekrem İmamoğlu çıkıp “arkadaşınız sosyal medyada bizi desteklemiyorsa kesin bizden değildir” demiyor. Zaten “bizden ya da değil” gibi bir benzetme de yapmıyor. “Tavrımızı ortaya koyabileceğimiz mecralarda ortaya koyalım” diyor. “Şiddet ve baskı olmadan eylem yapalım” diyor. İktidara yakın bir gazeteyi almamak, iktidara yakın bir televizyon kanalını izlememek ya da iktidara yakın bir şirketin kahve zincirinden kahve almamak da bir eylemdir. Bunu bağıra bağıra herkese sosyal medyadan ilan etmek gerekmez. Bireyler demokratik boykot hakkını bireysel olarak uygulayabilir ve bunu kimseye reklam etmek zorunda değildir. Kimsenin fikri ya da muhalefet kimliği derecesi sosyal medyada yaptığı paylaşımlar ile ölçülemez. Öyle bir derecelendirme de yoktur. Hiçbir şey yapmazsa yine gider sandıkta muhalefet partisine oy verir. Yine muhalif olur.
Demem o ki bu kadar kutuplaşma kimsenin hayrına değildir. Bu kadar kutuplaşmaya muhalefet liderleri dahil kimse çağrıda bulunmuyor. Cem Yılmazın dediği gibi “….tünüzden element uydurmayın”. Olmayan çağrıya destek olacağız diye “….tünüzden çağrı uydurmayın”! Kimseyi paylaşım yapmıyor ya da yeterince şiddetli paylaşım yapmıyor diye “bizden değil” diye yaftalamayın.