Son günlerde dikkat çeken operasyonlar, dikkat çeken isimler arasında dikkat çeken atışmalar duyuyoruz. Rezan Epözdemir gözaltına alınınca AK Parti ve Cumhurbaşkanlığı danışmanları arasında söz düelloları, avukat Mücahit Birinci’nin MKYK üyeliği de yaptığı AK Parti’den ihraç ve istifa süreci, tutuklanan avukatlar Cem Duman ve Semra Ilık’ın bağlantıları…MHP’den gelen İBB soruşturmasına dair “soruşturma bir an önce bitsin” çıkışları, suç örgütü lideri olduğu iddiasıyla tutuklanan Selahattin Yılmaz için MHP lideri Devlet Bahçeli’nin “dava arkadaşım” çıkışı ve “MHP’ye ayar veremezler” çıkışı…

Tüm bunları alt alta yazınca yargı içerisindeki bazı gözaltıların, bazı avukatların siyasetle ilişkileri de elbette tartışılıyor.

“Simbiyotik ilişki”; biyolojide kullanılan ancak insan ilişkileri nedeniyle psikolojide de sık sık kullanılan bir terim. “İki farklı organizma arasındaki karşılıklı faydayı” tanımlayan bu ilişki çeşitlerinden biri de “Mutualizm.” Karşılıklı yardımlaşarak her iki tarafa da yarar sağlamasına dayalı olan bir ortak yaşam biçimi” olarak tanımlanıyor. Yani her iki taraf da karşılıklı olarak bu ilişkiden yarar sağlıyor.

AK Parti ve MHP ilişkisi de yani “Cumhur İttifakı” da tam olarak böyle tanımlanabilir. “Uyumlu” olarak yaklaşık 7 yıldır devam eden ittifak, karşılıklı mesajlar verilme aşamasına geçmeye başlamış gibi görünüyor. Bu ittifakın liderler düzeyinde iyi ve sorunsuz uyum olduğu açık. Ancak bu uyum alt kademelere indikçe; hem siyasi hem bürokrasi; problemlerin büyüdüğü, siyasi duruşların mini veya makro krizleri çözemediği gerçeği var. Özellikle yargıda çatışmaların da bu nedenle son dönemde arttığı ve anlaşmazlıkların had safhaya ulaşmış olduğu gerçeğini de tepedeki uyum değiştirmiyor. Yıllardır devam eden bu “mutualizm” ilişkisinin “karşılıklı yarar” kısmında bazı sorunlar olduğu açık. Bunu MHP’li ve AK Parti’li siyasetçilerle de konuşunca anlıyorsunuz.

Akıllara gelen ilk soru ise şu; Türkiye’nin 30 belki de 40 yıldır yaşadığı yargı üzerindeki hesaplaşmalar nereye kadar sürecek. Kimin bu birliktelikteki “yararı” zarar görecek? İşte gerçekten siyasetten bağımsız yargı arıyorsak öncelikle bu tartışmayı iyi yapmalı “yarar” ve “zarar” tablolarını bir kenara bırakma zamanı gelmiştir demek. Yoksa diğer türlü ne yazık ki sadece tekerleme haline “yargımız bağımsızdır siyasi etki altında kalmaz” sözlerini daha da fazla duymaya başlayacağız.

Ancak elbette biliyoruz ki bu kriz de “siyasetin” devreye girmesi ile çözülecek ta ki bir sonraki krize kadar. Gerçekten “krizsiz”, siyasetten uzak yargıya ulaşmak umudumuzu korumayı elbette sürdürmeliyiz.