ABD/İsrail ile İran arasında başlayan savaşta birçok ABD üssü hedef alındı. Türkiye’de ABD üssü olmasa da NATO üslerinin hedef alınabileceği iddia ediliyordu. Ülkemize doğru gelen bir füze ise havada NATO unsurlarınca imha edildi. İran “Türkiye’ye atmadık” dedi. Gözler, Türkiye'nin hava savunma ağına çevrildi...

İran’ın attığı bir balistik füzenin Türkiye’ye yönelmesi üzerine, Malatya Kürecik'te bulunan radar üssü tarafından tespit edildi. Ardından Doğu Akdeniz'de konuşlu bir NATO gemisinden atılan füze ile imha edildi. Bu füzeye ilişkin İran “Ben Türkiye'ye atmadım” dese de akıllarda çok soru var. Millî Savunma Bakanlığı ise “Kimden gelirse gelsin cevap hakkımızı saklı tutuyoruz” açıklaması yaptı.

“Füze kime atıldı, nereye atıldı?” soruları yanıt bekliyor. Ayrıca İran içerisindeki birbiriyle çekişen farklı unsurların da füzenin atılmasına yol açtığı yönünde yorumlar dahi yapılıyor. Şu aşamada resmî açıklamayla yetinmekte fayda var...

Bir diğer önemli soru ise şu: “Türkiye’nin hava sahası güvenli mi, kendini füzelere karşı koruyabiliyor mu?”

TURDEF Genel Yayın Yönetmeni, deneyimli savunma muhabirlerinden gazeteci Özgür Ekşi’ye bunu danıştım. Ekşi, hava savunma sistemleri ihtiyacının tamamlanmasının zaman ve para isteyen bir süreç olduğunu vurguluyor. “Çelik Kubbe” denilen sistemin bir inşa süreci olduğunu belirtiyor. “Bir ev düşünün; bazı odalar yapıldı ama bazı odalar hâlâ yapılıyor. Sürecin devam ettiği bir konu. Evin bütün odaları inşa edilmiş değil ama evin bütün odalarını biz kendi imkânlarımızla inşa ediyoruz” değerlendirmesini yapıyor. Yani özetle Türkiye yıllardır dışa bağımlıydı; ancak son yıllarda hızlı yol aldı. Yine de biraz daha zamana ihtiyaç var...

SİPER ve Çelik Kubbe sistemlerinin tam kapasiteyle 2028’de devreye girmesinin beklendiğini de hatırlatalım.

Bir diğer tartışma da S-400’ler. Rusya’dan alınan S-400 sistemleri NATO sistemine entegre edilemiyor. CHP Genel Başkan Yardımcısı Yankı Bağcıoğlu, iktidara bazı sorular yöneltti: “Her fırsatta göreve ve harekâta hazır olduğu vurgulanan S-400 Hava Savunma Sisteminden bölgesel hava savunması için yararlanılacak mı?”, “S-400 sistemi, tehdit durumuna göre uygun mevziye intikal ettirilecek mi?” gibi sorulara yanıt bekleniyor.

Bu soruyu da işi en iyi bilenlerden Özgür Ekşi’ye sordum. S-400’lerin balistik füzelere karşı etkinliği soru işareti. Ayrıca NATO’dan bağımsız bir sistem. Bu bilinirken S-400 sisteminin gündeme taşınmasının aslında çok da bir karşılığı yok. Siyaseten elbette gündeme getirilmesi doğal; ancak savunma alanında çok bir karşılığı yok.

Özetle: Türkiye, NATO şemsiyesine ek olarak kendi imkânlarıyla da bir hava savunma gücüne sahip; ancak tam koruma için biraz zaman gerekiyor.

Bir not

Bölgemizdeki savaş nedeniyle birçok gazeteci savaş bölgelerine, özellikle de İsrail’e akın etmiş durumda. Canlı yayında gözaltına alınan meslektaşlarımız dahi oldu. Ne yazık ki bunun gibi kötü durumlar dışında, sırf dikkat çekmek için bazı “rutin”leri anormal bir durum gibi aktaran gazeteciler de var. Elbette herkes zor şartlarda çalışıyor...

Anadolu Ajansı Kudüs muhabiri Enes Canlı, sosyal medyadan bazı hatırlatmalar yapmış. Gazeteciliğin evrensel ilkeleri bu kadar güzel özetlenebilirdi... Bire bir aktarmak gerek:

  • Gazetecinin amacı haber yapmaktır, haber olmak değil. Sen başına gelenleri değil, gittiğin yerdeki durumu aktarmak için oradasın.

  • Gittiğin yer bir savaş bölgesi; Sheraton’a gelmiyorsun. Kimse seni sıcak havluyla karşılayıp bavullarını taşımaz. Gördüğün kötü muamele, eğer saldırı niteliği taşımıyorsa, haber değeri taşımaz.

  • İsrail’de asker, polis, sivil, yerleşimcinin tacizi, provokasyonu, kötü muamelesi; buna karşı direniş, gazetecilik cesareti denen mefhumların asıl örneğini Filistinli haberciler, Türk pasaportunun imtiyazı olmadan sergiliyor. Filistinli gazeteciler de kendi başına gelenleri değil, soydaşlarının yaşadıklarını dünyaya aktarıyor. Gazetecilik de budur zaten.

  • İsrail, Gazze’ye saldırısında bugüne kadar 250’den fazla Filistinli meslektaşımızı ve ailelerini; bazılarını da dünyanın gözü önünde öldürdü. Bu cümleyi defalarca oku; görevi için yaşamını verenleri, ailelerini kaybedenleri düşün. Yaşadıklarına bak, sonra hikâyeni öyle anlat.