Başlığı sanki bir korku filmi serisi ismi olacak şekilde koymak istedim. Zira maalesef adı geçen ”Hodja” bir korku filmi misali, insanların hayatına kastedecek açıklamalarda bulunmaya devam ediyor. Yazının ilk kısmında kolesterol haplarının kalp, şah damarı ve karın-bacak damarlarında damar sertliği teşekkülü olanlarda ömür uzatıcı ilaç olduğunu ve kullanamaya engel olacak yan etki ortaya çıkmadığı sürece kesilmesinin hastaların ömründen çalacağını belirtmiştim. Hatta, bu şahsa inanıp kestiyseniz, gidip ondan hesabını sorun demiştim. Olaylar ilerledi, korku filmi seri olarak ikinci bölümünü yayınladı. Şimdi de yine sırf sansasyon olsun diye, kadınlarda rahim ağzı kanserine sebep olan “human papilloma virüs (HPV)” e karşı geliştirilmiş, Dünya Sağlık Örgütü tarafından önerilen, ülkemizde Sağlık Bakanlığı’nca kanser önleyici aşı olarak tabir edilen aşıların felç, barsak problemleri vs. gibi yan etkileri olduğunu söyleyecek kadar ileri gidiyor. Aslında o kadar çok ileri gitmişti ki önceleri, bu kadar ileri gitmesini şahsen beklemezdim.
Hekimliğin ilk şartı “Primum non nocere”, “yani önce zarar verme” dir. Bir hekimin ilk görevi, toplum sağlığını korumak, sağlıklı bireylerin hasta olmasını önleyecek girişimler ve önerilerde bulunmaktır. Sonra, hastalıklara uygun tedavileri, güncel ve kanıta dayalı bilimsel yöntemlerle tedavi etmektir. “Ben yaptım oldu”, “Ben diyorum doğru” gibi söylemler herhalde ortaçağda falan kaldı. Ama bu şahıs bu kadar mesnetsiz söylemlerde bulunuyor ki, bir hekim olarak tüylerim diken diken oluyor. Peki nedir bu HPV?
Kadınlarda en sık görülen kanserlerden biri rahim ağzı (serviks) kanseridir. Buna sebep olan etmenlerin arasında ise en önemlisi, aynı zamanda genital siğillere de sebep olan tanımlanmış belli HPV türleridir. HPV 1970’lerde Dr. Harald zur Hausen tarafından genital siğil ve rahim ağzı kanseri ile ilişkilendirilmiş ve sonrasında yine Dr. Hausen tarafından özellikle HPV 16 ve 18’in bu kanserle açık ilişkisi ortaya konmuştur. Bu çalışmalarından ötürü de 2008’de kendisine Nobel ödülü verilmiştir. Nobel ödülü’nün ne kadar değerli bir ödül olduğu ve kimlere verildiğini hatırlatmaya herhalde gerek yok. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre yılda yaklaşık yarım milyon kadına HPV ilişkili kanser tanısı konmaktadır ve bu hastaların yaklaşık %80’i 15 ile 45 yaş arasındadır. Aşı fikride işte tam bu rasyonele dayanmaktadır. Aşı ile eğer virüse karşı bağışıklık sağlanabilirse, sebep olduğu kanserde engellenmiş olacaktır. HPV aşısı ilk kez 2006’da geliştirilmiş ve Amerika Birleşik Devletleri İlaç ve Yiyecek İdaresi (FDA) tarafından onaylanmıştır. FDA öyle başka kuruma benzemez, ince eler, sık dokur. Kanunlara ve insanlara karşı sorumluluğunu en üst noktada yürütür, önüne gelen ilacı, aşıyı onaylamaz. FDA onaylıyor ise uygundur. Dolayısıyla, bu aşı geliştirildikten sonra farklı yaş gruplarında, farklı doz şemaları ile uygulanması önerilmiştir. Hedef kitle, cinsel olarak aktif olmayan, ergenlik öncesi ve ergen yaş gruplarıdır. Amaç, virüs ile karşılaşmadan bağışıklamanın sağlanmasıdır. Sadece kadınlar değil, erkeklerde de aşı önerilir ki, onlardan da bulaş olmasın. Yine doğurganlık çağına gelmiş, cinsel olarak aktif olan bireylerde de farklı şemalarda korunma amaçlı önerilmektedir. Amaç nettir, kanseri önlemektir. Bu kadar yüksek bir amaç ile toplum sağlığına katkıda bulunacak bu kadar önemli bir uygulamadır bu. Siz kalkıp öyle mesnetsiz söylemlerde bulunamazsınız “Hodja”.
Tabi burada bu “Hodja” hariç, sırf popülerliğini arttırmak amaçlı sizle program yapan o zatında çok suçu var. Kardeşim, sen bu tür toplum sağlığını aleni tehdit eden ve zarar veren söylemler yapan birini, dediklerinin sonuçlarını öngörmeden nasıl yayınlarsın. Sende bu sorumluluğu taşımadığın için o zat kadar suçlusun. Türk kadın hastalıkları ve doğum uzmanları ve her Türk hekimi bu işin peşindedir. Hem o zat, hem de o gazeteci arkadaş bunun sorumluluğu alacak ve gerekli biçimde cezalandırılacaktır. İnanmak mümkün değil ama bu kadar zarar verecek, bu kadar gayri-bilimsel söylemler nasıl oluyor da medyada yer alıyor. Bu kadar sorumsuz nasıl olabilir insanlar anlamak mümkün değil. Bu korku filminin son filmi olur umarım da bu korku kahramanını birileri susturur, cezalandırır. Ama tekrar ediyorum, o gazeteci zat da en az o “hodja” kadar suçludur, cezalandırılmalıdır.
Bu ülkede, gerekli merciler nasıl oluyor da bu kadar sorumsuzca konuşan insanlar hakkında vaktinde ve gerekli sertlikte yaptırım uygulamıyor bunu da anlamak mümkün değil. Şimdi senaryo şu olacak: kadın hastalıkları ve doğum bilimsel dernekleri avukat tutacak, bilimsel veriler ışığında mahkemeye sunacak, sonra mahkeme devam edecek, kim bilir ne kadar süre, sonra bu zata 15 gün falan yayın yasağı ve cüzzi bir para cezası verilecek. Daha önceki uygulamalarda bu şekilde oldu. Tabi bu basında yer almayacak ve bu zat yarın başka bir konu ile ilgili mesnetsiz söylemlerine devam edecek. Bunu yayınlayan gazeteci arkadaşa sorumluluk çıkmayacak ve programına yayın yasağı gelmeyecek. Eğer gerekli sertlikte yaptırımlarda bulunulmaz ise toplum sağlığı tehlikeye düşmeye devam edecek. İnanın bu söylemler, merdiven altı işletmelerde, at ya da eşek etinden sucuk eti yapanlardan daha fazla zarar veriyor halk sağlığına. Bu aşıyı yaptıran aileleri bir düşünün, çocuğum felç olur mu, kalıcı hasar oluşur mu diye ne kadar endişelidir şimdi. Yaptırmayı düşünenlerin bir kısmı vazgeçecek, yaptırmazsa ve çocuğu ileride HPV ilişkili kanser olursa bunun hesabını kim verecek? Böyle programlarda spontan uçmanın zararı o kadar büyük ki, domino taşı gibi gelir gerisi önünü alamazsınız. Sorumluluk gerektirir hekimlik, bilimsellik gerektirir, kanıta dayalı tıp uygulaması gerektirir. Maalesef bu zatta hiç biri yok, o gazetecide de sorumluluğun “s”si yok.
Yazımı, bir önceki yazımın final paragrafı ile bitirmek isterim.
“Bu tür toplum sağlığının korunamadığı, yanlış yönlendirmelerle zarara uğradığı durumlarda elbette sadece bu kişilerin hatası yok. Medya başta olmak üzere hepimiz sorumluyuz. “Rating” almak uğruna bu kadar ciddi yanılsamaların doğru gibi nakledilmesi ise asla kabul edilemez. Ama vatandaşlar olarak bizimde, bu konularda kolaya kaçmadan, araştırarak, konusunda ehil ve bilimsel veriler ışığında hareket eden hekimlere riayet etmemiz gereklidir”.