Milletvekillerine yönelik son dönemdeki adli ve idari uygulamalar iktidarın siyasal alana müdahalesi açısından tartışılıyor. Tepkilerin odağında son bir ayda yaşanan üç olay var.

Birincisi YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel hakkında hazırlanan fezleke içeriği savcılık tarafından bir basın açıklaması ile kamuoyuna duyuruldu. Bir milletvekili hakkında soruşturma yürütülebilir; savcılık gerekli gördüğü takdirde fezleke hazırlayabilir ve süreç Meclis’in anayasal yetkileri çerçevesinde ilerler. Ancak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Yeni Parti Genel Başkanı Özel ve Malatya Milletvekili Veli Ağbaba hakkında "zincirleme şekilde rüşvet almak" suçlaması kapsamında hazırlanan fezlekeleri Adalet Bakanlığına gönderirken içerikle ilgili detaylı bir basın açıklaması yaptı. Daha önce örneği görülen bir uygulama değildi. İki açıdan sorunlu bulundu. Birincisi fezleke, kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı değil. Hatta iddianame dahi kişinin suçlu olduğunu göstermez. Buna rağmen soruşturma içeriğinin kamuoyuna açıklanması hukuki sürecin siyasal bir iletişim aracına dönüştüğü yorumunu beraberinde getirdi. İkincisi söz konusu açıklamanın masumiyet karinesini zedelediği belirtilerek yargı makamlarının tarafsızlığı konusunda kuşkuların büyümesine yol açtığı ifade edildi.

İkinci olay İYİ Parti Grup Başkanvekili Turhan Çömez hakkında, kürsü dokunulmazlığı hiçe sayılarak Meclis Genel Kurulu’ndaki sözleri nedeniyle soruşturma başlatılmasıydı. Anayasa açık, milletvekilleri Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri düşüncelerden sorumlu tutulamaz. Burada sözün doğruluğu veya yanlışlığı üzerinden bir tartışma da yapılmıyor. Korunmanın amacı halkın seçtiği milletvekillerinin yargısal baskı altında olmadan iktidarı eleştirme hakkı. Yani demokrasinin gereği bir düzenleme.

Üçüncü olay daha yeni yaşandı. Şehit aileleri ve gazilerin Ankara’daki eylemi sırasında bir milletvekiline polis müdahalesinde bulunuldu. Bu müdahale sırasında İYİ Parti Bursa Milletvekili Selçuk Türkoğlu kalp spazmı geçirerek hastaneye kaldırıldı. Yalnızca bireysel kimliğiyle değil, seçmen iradesinin temsilcisi olan bir milletvekiline yapılan müdahalenin yalnızca güvenlik prosedürü olarak görülmeyeceği ortada. Bu nedenle yaşanan duruma sadece İYİ Partililer değil farklı siyasi partilerden de tepki geldi.

Muhalefetin hareket alanını daraltmayı amaçladığı ifade edilen bu olaylar karşısında gözler 600 üyeli Meclis’in hukukunu koruması gereken Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’a çevrildi. Muhalefet yetkilileri bu yaşananlara sıradan hukuki-idari işlem gözüyle bakılamayacağını söylüyor. Çünkü “milletvekilinin hukukunu korumak seçmen iradesi, kuvvetler ayrılığı ve demokratik muhalefeti korumak” deniliyor.

Adalet Bakanı milletvekillerini dikkate almıyor

Milletvekillerinin yaşadığı sorunlar sadece bunlarla sınırlı değil. En önemli görevi yasa yapmak, bütçeyi tartışmak olan milletvekillerinin bir sorumluluğu da yürütmeyi denetlemektir. Milletvekillerinin bunu yapmak için ellerinde olan tek imkan ise bakanların yanıtlaması istemiyle yazılı soru önergesi vermek. Mevzuata bakarsak Bakanlar bu önergelere 15 günlük süre içinde yanıt vermek zorunda. Ancak son yıllarda soru önergelerinin zamanında yanıtlanmaması, içeriğinin yetersizliği tartışmasına yepyeni bir başlık eklendi. Bu başlık milletvekillerinden gelen tek bir soruya dahi yanıt verilmemesi. Bu ilke imza atan ise yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek.

Meclis kayıtlarına göre göreve başlamasının üzerinden 6 ay geçen Gürlek bugüne kadar milletvekillerinden gelen tek bir soru önergesine dahi yanıt vermemiş görünüyor. Meclis’in resmi internet sitesindeki verilere göre geçen 6 ay içinde Bakan Gürlek’in yanıtlaması istemiyle toplam 1103 soru önergesi verildi. Gürlek bugüne kadar zamanında veya sonrasında tek bir soru önergesine yanıt vermedi.

Bakan Gürlek’in en hafif ifadeyle milletvekillerini dikkate almadığını gösteren bu tablo haklı olarak tepkiye neden oluyor. Gürlek’in sorulara yanıt vermemesi üzerine bu kez Meclis Başkanlığına soru önergeleri verildi. Bu şikayetler üzerine Meclis Başkanlığı ilgili bakanlıklara “dikkat çekme” yazısı gönderdi. En son 18 Haziran’da gönderilen yazıda “yazılı soru önergelerine süresi içinde cevap verilmesi ve verilecek cevapların TBMM’nin saygınlığına uygun olacak şekilde soruları tam olarak karşılayan, yeterli ve tatminkâr nitelikte hazırlanması hususu” iletildi. Ancak görünen o ki Adalet Bakanı bu uyarıyı da dikkate almadı, çünkü yazının sonrasında da önergelere yanıt verilmedi.