“Moda bir lükstür.” Bu cümle çoğu zaman yüksek sesle değil, ima yoluyla söylenir.

Bir bakışta, bir yorumda, bir başlıkta gizlidir.
Sanki moda; açlığın, yoksulluğun, geçim derdinin olmadığı steril bir dünyaya aittir.

Oysa moda, yoksullukla, sınıfla ve görünürlükle de ilgilidir.

Yoksulluk yalnızca cebin boş olması değildir.
Yoksulluk, görünmez olmaktır.
Sokakta fark edilmemek, kalabalıkta silinmek, “buna da razı ol” denilmesidir.
Ve tam da bu yüzden insanlar giyinir.
Sadece örtünmek için değil; var olduklarını göstermek için giyinir.

Bir ceketin omzu, bir pantolonun ütüsü, bir gömleğin yakası…
Bunlar estetik tercihlerden önce hayatta kalma refleksleridir.
“Ben buradayım” demenin en sessiz ama en güçlü yollarından biridir.

Sınıf meselesi de tam burada başlar.
Üzerimizde taşıdığımız kıyafetler, kim olduğumuzu değil; nasıl algılandığımızı belirler.
Bir kapının açılıp açılmaması, bir masaya davet edilip edilmememiz, hatta sözümüzün ciddiye alınıp alınmaması çoğu zaman kıyafetimizle ölçülür.

Tam da bu noktada o eski deyim kendiliğinden çıkar karşımıza: “Ye kürküm ye.”
İnsanın sözüne değil, üzerindekine itibar edilen bir dünyada yaşıyoruz.
Kapılar bazen yüzümüze değil, ceketimize açılıyor;
bakışlar kim olduğumuzu değil, ne giydiğimizi tartıyor.

Bu yüzden moda bir lüks değil; içinde yaşadığımız dünyada kendini ifade etmenin ve görünür olmanın doğal alanlarından biridir.

“Şık olma kaygısı yoksulun işi değildir” diyenlere soralım:
Yoksulun insan olmaya, saygı görmeye, kendini ifade etmeye hakkı yok mudur?
İyi giyinmek yalnızca zenginlerin mi ayrıcalığıdır?

Bir kadının bakımlı olması, bir gencin tarz yaratması, bir işçinin gömleğini ütülemesi…
Bunlar insan onuruna dair küçük ama anlamlı ve etkili tercihlerdir.

Ve çoğu zaman en yaratıcı, en sahici stil yokluğun içinden çıkar.
Çünkü imkânsızlık, uyum sağlamayı öğretir.
Çünkü mecburiyet, sadeleşmenin ve anlamın yolunu açar.

“Moda bir lükstür” diyenlere küçük bir hatırlatma:
Lüks, seçenek bolluğudur.
Moda ise çoğu zaman elde olanla saygın kalma çabasıdır.

Bazen bir ceketle ciddiye alınmak,
bazen bir ayakkabıyla hayata karışmak,
bazen de aynaya bakıp “ben buradayım” diyebilmektir.

Moda, “ye kürküm ye” düzeninde kaybolmamak için verilen sessiz bir mücadeledir.
Ve kimi zaman, insanın kendine tutunabildiği en sade daldır.

Haftaya, modanın gölgesinde yeniden buluşmak üzere.