Öldürülen bir gazeteci adına verilen ödül, öldürülen bir başka gazeteci hakkında yapılan habere, öldürülen bir gazetecinin gazetesinde verildi… Geçen hafta cuma günü sahiplerini bulan 29’uncu Metin Göktepe Gazetecilik Ödülleri’nden bahsediyorum… 28 yaşında öldürülen ve yaşasa 10 Nisan’da 58 yaşına girecek olan meslektaşımız Metin Göktepe’nin doğum gününde dağıtıldı ödüller yine…
Tarih 8 Ocak 1996’ydı. Ümraniye E Tipi Cezaevi’nde öldürülen tutuklular Orhan Özen ve Rıza Boybaş’ın İstanbul Alibeyköy’deki cenaze törenini izleyen gazeteciler arasında, “Bu haberi mutlaka ben izlemeliyim” diyerek oraya giden Evrensel muhabiri Metin Göktepe de vardı. Polisler Metin’i “sarı basın kartı” olmadığı gerekçesiyle engellemeye çalışarak gözaltına aldılar ve işkence ile öldürdüler. Hayatının baharındaydı...
Dönemin İçişleri Bakanı Teoman Ünüsan, “Duvardan düştü” dedi. Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ise “Cinayeti polis işlemiştir tabirini beğenmiyorum” sözleri ile itiraz etti gazetecilere. Ancak hakikatin peşini bırakmayan Göktepe Ailesi ile gazetecilerin haklı mücadelesi sonunda Demirel “Metin Göktepe olayı bir ayıptır ve bu ayıbı Türkiye taşıyamaz” açıklamasını yaptı. Yer Türkiye Gazeteciler Cemiyeti(TGC)’nin Basın Özgürlüğü ödül töreniydi.
Metin Göktepe’nin sarı basın kartı sahibi olmadığı dolayısıyla gazeteci sayılmayacağı iddialarına kulak asmayan dönemin TGC Başkanı merhum Nail Güreli’nin ısrarlı takibi ve meslektaşlarımızın faillerin peşini bırakmaması sonuç verdi. Türkiye’de bir ilk yaşandı; gözaltında öldürülen bir gazetecinin katilleri yargılanarak tutuklandı. Ancak bu hiç kolay olmadı.
Davayı kamuoyundan kaçırmak için il il gezdirdiler. Metin’in annesi Fadime Göktepe trafik kazası geçirdiği halde başı sargılı, tekerlekli sandalyede gitti duruşmalara Metin’in ablası Meryem Göktepe ile birlikte… Çok değerli avukatlar ve insan hakları savunucuları da davayı takipten hiç vazgeçmediler.
Metin Göktepe adına verilen ilk ödülün sahibi ise Nail Güreli’ydi.
Bu yıl 29’uncusu verilen Metin Göktepe Gazetecilik Ödülleri töreni için seçilen yer anlamlıydı. Aylarca hedef gösterildikten sonra 19 Ocak 2007’de gazetesi önünde uğradığı suikast sonucu hayatını kaybeden meslektaşımız Hrant Dink’in kurucusu ve genel yayın yönetmeni olduğu ve bu yıl 30’uncu yaşını kutlayan Agos Gazetesi…
Görüntülü Haber Ödülü’nü, T24’te yayınlanan “Hakan Tosun İstanbul’un orta yerinde nasıl öldürüldü?” haberi ile alan Emre Şimşek’e takdim eden Birgün’ün Ankara Temsilcisi Nurcan Gökdemir hepimizin aklından geçenleri şu sözlerle özetledi:
Öldürülen bir gazetecinin gazetesinin salonunda, öldürülen bir gazeteci adına verilen ödülü, öldürülen bir gazeteci hakkında yapılan bir habere verdik. Bu ülkede gazetecilik uzun süredir tehditlerle, cezalandırmalarla ve ölümlerle sınanır bir meslek oldu ama gazetecilik her dönem bir yol buldu ya da yol açtı. Metin’i öldürdüler ama yerine nice Metinler geldi. Bizi gazetecilik yapmaktan alıkoyamacaklar. İnadına gazetecilik!..
Sonra da Birgün’ün tutuklu muhabiri İsmail Arı’nın cezaevinden gönderdiği mesajı okudu Nurcan Bilge Gökdemir. Tören boyunca hem ödülü alan meslektaşlarımız hem de ödül verenler gazeteciler üzerindeki baskıları anlattılar ve tutuklu meslektaşlarımızın adını tek tek andılar.
Tüm baskılara rağmen hakikatin izini süren ve önemli haberlere imza atarak ödül alan meslektaşlarımız Adnan Bilen, Akın Bodur, Ayşegül Başar, Cengiz Anıl Bölükbaş, Elifcan Yüksel, Emre Şimşek, Eylem Nazlıer, Hazar Dost ve Vedat Örüç’ü bir kez daha saygıyla selamlıyorum…
Meslektaşlarım Abdurrahman Gök, Çiğdem Toker, Gökçer Tahincioğlu, Nazım Alpman, Nurcan Bilge Gökdemir, Sultan Özer, Timur Soykan’ın da yer aldığı ve benim de üyesi olmaktan onur duyduğum bir jüri ile belirledik ödülleri. Meslek adına umut verici olan bu baskı ve zulüm ortamına rağmen birbirinden değerli haberler arasında seçim yapmakta zorlanmamızdı.
Bu yıl bir ilk ödüle de imza attık. “Tutuklu gazeteciler ve saldırı altındaki gazetecilik” adına ödülü bize “Hepiniz benim Metinimsiniz” diyen Fadime Anne’ye verdik. Metin’in ablası Meryem Göktepe’nin şu sözleri ise ödülün adresinin teyidiydi, “Her öldürülen gazetecinin cenazesi bizim evden kalkar”…
Fadime Göktepe’nin ödülünü, yaşam alanları için mücadele eden Akbelenlileri, Cerrattepelileri ve Bergamalıları yalnız bırakmayan gazeteci ve ekoloji aktivisti Hakan Tosun’un ablası Öznur Tosun verdi. Hakan Tosun 10 Ekim 2025’te Esenyurt’ta evine giderken sokakta uğradığı saldırı sonucu 13 Ekim 2025’te hayatını kaybeden meslektaşımız. Onun davası ise ablası Öznur Tosun’un dediği gibi, “Bu dava, sokakta özgürce yürüyebilmenin, insanlık onurunun davası”. Hakan Tosun’un katillerine hak ettiği cezanın verilmesi, failleri koruyanların, onlarla işbirliği yapanların yargılanması da ancak gazetecilerin ve kamuoyunun ısrarlı takibi ile mümkün olacak.
Sadece bu ödül, o ödülü hak edenlerin çabası, orada olanların mücadelesi bile dayanışmanın gücünü bir kez daha gösterdi hepimize. Bu nedenle bir çağrıyla bitirmek istiyorum yazıyı.
Önümüzde 1 Mayıs var. Emeği sömürülen işçilerin, yaşam alanları katledilen köylülerin, barınamadığı için okuyamayan üniversitelilerin, okuluna beslenme götüremeyen öğrencilerin, afetlerin değil rantın öldürdüğü depremzedelerin, faili meçhul cinayetlere kurban edilenlerin, evlatlarını arayanların, tüm ezilenlerin her zaman yanında olan ve hakikatin izini süren gazeteciler bu kez yalnız haber için değil kendileri için de meydanlarda olmalı. Gazeteciliğin onuru için mücadele eden tüm meslek örgütleri kol kola “Gazetecilik suç değildir”, “Gazetecilik hapsedilemez”, “Gazeteciler yazmazsa bilemezsiniz” pankartlarıyla yürümeli. Öldürülen, tutuklanan, zorlu çalışma koşulları nedeniyle erken yaşta hayata veda eden, genç yaşında açlık sınırında aylık ücretlere mahkûm edilen, işsiz bırakılan, doğum izninde işten atılan, hem siyasi iktidarın hem patronun baskısına direnen tüm gazeteciler için haydi 1 Mayıs’ta alanlara!!!