Tam da ümitler yeşermiş, takım 5’inci sıraya, yani play-off hattına yükselince küskün taraftarlar tribüne dönmüştü. 20’inci dakikadan itibaren sahada da fırtına gibi esen bir takım vardı. Pozisyon üstüne pozisyona girdiler ama ne de olsa serde gençlik ve ilk kez bu düzeyde bir maça çıkıyor olmanın verdiği acemilik vardı.
En gencinden en deneyimlisine, futbolcusundan teknik adamına, o acemilikler aslında hafta arasında başlamıştı. Kepezspor deplasmanında Ankaragücü müthiş bir geri dönüşe imza atmıştı ama hem sol bek Halil İbrahim hem de sol açık Miraç Şimşek pozisyon gereği değil, hakeme itiraz ettikleri için sarı kart görüp sezonun en kritik maçında cezalı duruma düşmüşlerdi.
Takımın diğer solakları Enes Tepecik ve Yusuf Emre Gültekin’in yanı sıra kaptan Mahmut Tekdemir zaten haftalardır sakattı. O iki sarı kart İnegölspor karşısında takımı tam beş as oyuncusundan eksik bıraktı. Sol kanadı çöken sarı lacivertlilerin tüm hücum organizasyonlarını sağ kanattan yapacağını ve bu nedenle İsmail Çokçalış sık sık ileri çıkarken arkasında illa ki boşluk bırakacağını elbette rakip takım teknik heyeti de biliyordu.
Başkent ekibi ileride peynir ekmek gibi gol fırsatı yerken, konuk takım uzun paslarla İsmail Çokçalış’ın arkasına sarktı ve iki gol bulup evine üç puanla döndü. Bu skorun ardından sarı lacivertli renklere gönül verenlerin hayalleri yıkıldı, Eryaman Stadyumu’na büyük bir hüzün çöktü.
Lig sona erene kadar bu takım mücadelesini elbette sürdürecek ama geçen Pazar kaçan balık gerçekten büyüktü. Hayatın her alanında olduğu gibi, futbolda da acemilikler elbette olacak. Önemli olan başı öne eğmemek, enseyi karartmamak, her şokta radikal değişiklikler aramak yerine istikrarı korumak… Olmuşa, yaşanmışa değil, geleceğe ve nelerin yaşanabileceğine bakmak.