1980’li yılların sonu ve 90’lı yılların başından itibaren sürekli ekonomik önlemler paketi açıklamaları sıradan haber haline gelmişti. Yüksek enflasyon, istikrarsız ekonomi, hızlı büyüme, politik sürtüşmeler derken birkaç ayda bir ekonomi paketleri açıklanırdı. Faizler, munzam karşılıklar, vergi oranları derken gün günü tutmazdı.

Derken bu dalgalı deniz kırılgan ekonomik yapıyı çatırdattı ve 2001 yılındaki ekonomik kriz, siyasal krizin de etkisiyle katmerli bir çöküşe neden oldu. Hemen akabinde alınan önlemler, Kemal Derviş’in makro ekonomik önlemleri sonrasında özellikle bankacılık ve finansal yapıda ciddi bir istikrar sağlandı.

Elbette bu istikrar dediğimiz şeyin bedelini sabit gelirliler, emekliler, işçi ve memurlar, yani emekçiler ödedi.

Ancak stratejik hataları taktik manevralarda nasıl telafi edemezsek ekonomideki yapısal sorunları yapısal reformları yaşama geçirmeden, iptidai önlemlerle çözemeyiz.

Nedir bu?

En basiti edilgen, ekonomiye yararı olmadığı söylenen yastık altı altın meselesi…

Bir insan neden altın alıp yastık altı olarak tabir ettiğimiz şekilde saklar?

Çünkü güven sorunu vardır.

Tarih boyunca insanlar güven sorunu yaşadıkları için tüm birikimlerini altın olarak saklamış, küplere doldurup toprağa gömmüştür. Özellikle Anadolu’da ve Yunanistan’da mübadele sonrasında göç edenlerin bıraktıkları altınlar ayrı bir hazine avı haline dönüşmüştü…

Yahudiler ise altından çok elmas olarak taşırlardı servetlerini. Bu nedenle bugün dünya elmas piyasasında Yahudiler daha etkilidir.

İran savaşının başlaması ve İran’ın başta Dubai, Katar olmak üzere bölgedeki diğer merkezleri vurmaya başlamasıyla beraber gündeme getirdiğimiz Dubai’deki ve körfez ülkelerindeki bazı yatırımların güvenli liman arayışında Türkiye’nin çok ciddi bir alternatif olduğuna dair önerimiz büyük destek gördü.

Mücevher İhracatçıları Birliği Başkan yardımcısı Ayhan Güner bu konuyu ısrarla dile getirdi, sabırla herkese anlattı. İlk başta altın, pırlanta gibi görünen konu aslında çok daha geniş bir sektörel yelpazeyi etkiliyor. Bazı Afrika ülkeleri ve Türki cumhuriyetlerin de aralarında bulunduğu 100’e yakın ülke, küresel bankacılık sistemine entegre olmadığı için dış ticaretlerini bankacılık sistemi üzerinden gerçekleştiremiyorlar.

Yani her ne alacaklarsa, bavullarına külçe külçe altınları koyuyor ve bu alışverişi yapabilecekleri Dubai gibi ticaret merkezlerine gidiyorlar. Ülkeye girişte yanlarındaki altını deklare ediyorlar, gerekli kontrolller, kayıtlar yapılıyor. Daha sonra ülkeye girip alışverişlerini gerçekleştiriyorlar. İlaç, gıda, tekstil, artık her ne alacaklarsa ödemesini altın ile yapıp, faturalarını alıp ülkelerine dönüyorlar. Satıcı da verilen siparişi o ülkeye gönderiyor.

Tabi bu ticaretin riskleri de var. Özellikle iç savaşın olduğu, kirli altın dediğimiz altınlarla yapılan ticaret yüzünden Dubai gri listeye girdiği için geçtiğimiz dönemde bazı Afrika ülkelerine ağır vizeler uygulamaya başlamıştı.

Türkiye bu noktada ne yapmalı?

Öncelikle bu ülkelerin yasal olmak kaydıyla altın ile ticaret yapabilmesine uygun önlemler alınmalı. Burada bir dönem Suudi Arabistan’da uygulanan çifte altın modeli tartışılabilir. İki tür altın kullanılıyordu Suudi Arabistan’da; bunlardan biri üretimde kullanılan hammadde altın diğeri de ödeme aracı olarak para yerine kullanılan nakit altın.

Türkiye aslında ihracat bedellerinin altın olarak tahsil edilmesine izin verdiği için mücevher dışındaki sektörlerde aslında bu tarz bir ödeme sistemi kabul görüyor. Tek farkla, önce mal teslim gönderiliyor ardından ödemesi altın olarak geliyor. Oysa burada önce ödeme yapılıyor, sonrasında mal gönderiliyor.

Pek çok farklı model düşünülebilir ancak öncelikle Türkiye, sadece yabancılar için değil Türkler için de güçlü, güvenli, cazip bir yatırım iklimine sahip olduğunu göstermeli. Bunun için yapılacaklar basit, Tek Yol Yapısal reform…

Kuyumcukent

Hafta içinde Kuyumcukent’teydim. Sık sık gidiyorum ve ne yazık ki her gidişimde içim daha da kan ağlıyor. Altın kotası uygulaması öncesine kadar tamamen dolu olan, yüksek kiralar ve hatta hava paraları ödenerek devralınan dükkanların çoğu boş. Bir ara yüzde 30 diyorduk ama şimdi gördüğüm kadarıyla ne yazık ki çok daha büyük bir sorun var.

Kuyumcukent dünyanın en büyük mücevher üretim komplekslerinin başında geliyor. Ve Türkiye sadece İstanbul’da onun gibi 3 yeni merkez daha inşa ederek üretim kapasitesini yüzde yüzün üzerinde arttırmaya hazırlanıyordu.

Şimdi yeni yatırımlara selam veren de yok eski yatırımlara ilgi gösterenler de… Yabancı yatırımcıların desteklenmesi tamam da yerli yatırımcıların da korunması desteklenmesi gerekiyor.