Irak savaşının son günlerinde Saddam sürekli çıkıp iddialı açıklamalar yapardı, keza Esad da Rusya desteğiyle benzeri iddialı çıkışlarla açıklamalar yaptı; Kaddafi de…

Mesele ne söyledikleri değil, sonrasında ne olduğu… Bu nedenle politikacıların söylediklerine değil yaptıklarına bakmak lazım.

Trump son bir yıldır, tarifelerle vücut bulan ticaret savaşlarıyla tüm dünyayı yordu. ABD pazarı herkes için çok kıymetli, o da bunu sınırları zorlayacak kadar istismar etti. Ardından Grönland’dan Küba’ya kadar toprak taleplerinde bulundu, derken Venezuela devlet başkanını bir gece başarılı bir operasyonla yatağından kaldırdı ve kaçırdı.

Ortadoğu’daki tetikçisi Netanyahu zaten İsrail’i dünya çapında lanetlenmiş bir devlet haline getirdi. Onunla birlikte İran’a saldırdı ve başarısız oldu. Sürekli barış ve savaş arasında dengesiz açıklamalar yapıyor, o kadar ki kimse artık ABD başkanının ne söylediğine itibar etmiyor.

Fatih Çekirge’nin yazısında okudum, emekliye ayrılan ağır bombardıman uçakları hangarlardan çıkartılıyor diye. Fatih Çekirge bunu Trump’ın küresel çapta bombardımanlar yapmak için hazırlık olarak yorumluyor.

Yani Trump İran’la başa çıkamayan ordusu dünya çapında saldırılara ve savaşlara hazırlanıyor.

Bu ne demek?

ABD, Tayvan’da Çin ile, Küba, İran, Ukrayna ve doğu Avrupa ülkelerinde Rusya ile savaşmaya hazırlanıyor. ABD bu ülkeler tarafından saldırıya uğrarsa konu NATO sorunu haline gelir. Ama ABD bu ülkelere saldırırsa NATO’nun bir yükümlülüğü YOK.

Trump ne yapıp edip NATO’yu da bu saldırganlığına ortak etmeye çalışacak.

Bakın, bu dünya savaşı anlamına geliyor ve hiç kimsenin, özellikle Trump gibi bir çılgının dünyayı felakete sürüklemesine izin verilemez.

Trump elbette bu delice stratejisine İsrail gibi ortaklar bulabilir; ABD üzerinden kendisini güçlü hisseden Rum-Yunan hükümetleri destek verebilir. İngiltere, Almanya nasıl duracak bu önemli… Fransa da keza Macron gibi bir çılgın sayesinde bu işe bulaşabilir.

Ancak Dimyata pirince gidenler evdeki bulgurdan olurlar.

ABD ekonomisindeki gidişat 1990’lı yıllardan beri ekonomistlerin takibinde, o zamanlar ABD’de ekonomi doktorası yapan bir arkadaşım ABD ekonomisinin 50 yıl içinde çökeceğini söylemişti. Zira ABD’de üretim yapmanın maliyetleri ciddi bir sorundu ve bu konuşmaların ardından 2000 ki yıllar ABD otomotiv sanayisinin çöküşü ve Detroit’in ölü bir kent haline gelmesiyle sonuçlandı.

Bugün Apple dahil küresel ABD markalarının çoğu üretimlerini Çin’de yaptırıyor. Trump’ın ilk dönemi öncesinde konuştuğum. Beyaz saray danışmanlarından biri Çin’den alışveriş yapmaktan memnun olmadıklarını ve ABD firmalarının Çin’de üretim yapmasının kendilerini rahatsız ettiğini anlatmıştı.

Bütün bunların ardında yatan şey ABD ekonomisinin üretim gücünü kaybetmesidir. Ancak bu ABD’nin kaybetmesi anlamına gelmiyor. Küresel ölçekli firmaları sayesinde zaten bu şirketlerin üretimi neresi olursa olsun karları ABD’ye geliyor. Ama bu karlardan pay almayan ABD’liler için hayat daha da zorlaşacak.

Dolayısıyla, ABD’yi kurtarmak için yapılan bu hamle ABD’nin sonu olabilir.