ABD ve İran arasındaki barış görüşmelerinin başarılı olmayacağını yazmıştık daha önce… Sorunları çözmeden ve iki tarafı da tatmin edecek bir mutabakat olmadan barış sağlanamaz…
Dolayısıyla İran’ın aslında kısmen açtığı Hürmüz boğazını bu kez de Trump ablukaya alacaklarını açıkladı. Adam söylediği ile yaptıkları birbirini tutmadığı için ne olacağı belli değil. Ancak ABD ablukaya alırsa, Husiler de Süveyş kanalına giden yolu istikrarsızlaştırılarsa küresel ekonomi bundan çok olumsuz etkilenir. Türkiye de bu çözümsüzlük ortamında barışın ve küresel ekonomi için çözümün kilidi olur. Şimdi biraz gerilere, 1980’lere gidelim…
Bir gün hocamın odasına gittim, ama gitmeden önce çok sıkı hazırlanmıştım. Prof. Dr. Mehmet Ali Ağaoğulları, o zamanlar doçent idi… Önünde biri Latince biri Fransızca el yazması diyebileceğim kadar eski iki kitaptan paralel çeviri yapıyordu.
Hocam dedim bence Karl Marx yanılıyor; hafif yan döndü, okuma gözlüklerini üzerinden “Ne diyorsun sen?” dercesine baktı. Öyle ya, taze Mülkiye talebesi biri gelmiş Karl Marx’ın yanıldığını iddia ediyor.
Karl Marx bugün yaşasaydı alt yapı üst yapı kuramını farklı anlatırdı dedim ve üst yapıyı belirleyen alt yapının, yani üretim ilişkileri ağının asıl belirleyicisinin iletişim olduğunu anlattım. İlkel çağdan günümüze iletişim ile beraber uygarlığın, ekonominin ve sosyal yapının gelişimini anlattım.
Peki bundan sonra ne olacak diye sordu. Hocam dedim şiddet toplumundan denge toplumuna, tüketim ekonomisinden de ihtiyaç ekonomisine geçeceğiz. Peki bunun iletişimi nasıl olacak dedi… (Yıl 1985 bu arada… Yani hala İstanbul Ankara telefon görüşmeleri için santrale kayıt vermek lazım; telefon hatları ilanla satılıyor…)
Dünyanın bir ucundaki insan diğer ucundaki ile görüşebilecek dedim… Bugünkü teknolojiyi hayal bile etmemiz mümkün değil; “Nasıl olacak?” diye sordu hocam; “Telepati gibi bir şey olur sanırım” dedim…
Bakın iletişim teknolojisi bizi nerelerden nerelere getirdi?
Bütün bu gelişimin ortasında aslında ticaret var… İnsanlar ihtiyaçlarını karşılayabilmek için iletişimi geliştirdiler. Her biri kendinden fazla olandan verip, diğerinden ihtiyacı olmayanı aldı. Takas ekonomisi diyoruz da aslında ilk ticaret şeklidir takas…
İlkel toplumlardaki takas ihtiyaca göre şekillenirdi; sonraları insanlar ihtiyaçlarından çok daha fazlasını üretmeye başlayınca bunu diğerlerine verirken ihtiyacı olmadığı için yerine başka bir şey almaya başladı; incik boncuk, sonraları metal, altın, gümüş, değerli taşlar vs…
Bu tarz değer atfedilmiş metaller ya da taşlar alışverişlerde kullanıldı; derken malum para…
Bugün geldiğimiz noktada üretim, ticaret, kayma değer, Marx’ın artık değer dediği emekçi ile sermaye sahibi arasındaki ilişki de giderek yüksek iletişim teknolojisinden payını alıyor.
Ticaretten korkmamazı lazım ve tüm yeni gelişmelere uyumlu olarak ticareti, can ve mal güvenliğini en üst düzeyde sağlamamız lazım.
Yabancı sermaye, başta Dubai olmak üzere ülkemize gelecekse mülkiyet hakkına saygı, can ve mal güvenliği, yüksek nitelikli adalet gibi olası anlaşmazlıklarda zarar etmeyeceğini görmek ister. Bu tabi özgürce suç işlemek anlamına gelmiyor. Kimse paranı getir de istediğin gibi suç işle demez. Orient Express filminin sancılarını zamanında çok çektik, benzeri kampanyalara meydan vermemeliyiz.
Hükümetin gerek Ukrayna gerekse İran savalarında izlediği dengeli politikaları alkışlıyorum. Bu politikalar küresel ölçekte de Türkiye’nin itibarı için olumlu olmuştur. Şimdi oturup ülkemizden göç eden yerli sermayenin Türkiye’ye dönüşü ve yabancı sermayenin ülkemize gelip yatırım yapması için atılması gereken adımları tartışmamız lazım.
Bu adımların atılması ve ülkemize ciddi bir yatırımın gelmesi istihdamı, üretimi, ihracatı arttıracak ve biresysel gelirleri de yükseltecektir. Liberalizmin temel ilkesidir bireylerin faydalarının toplamı toplumun faydasıdır.
Gelin insanımızı daha da zenginleştirecek, ülkemizi geleceğe taşıyacak adımları bir an önce atalım…