Evimin yanındaki markete girmek üzereyken, elinde ekmek poşeti olan, orta yaşı geçkince bir kadınla karşılaştım.

Başını kaldırıp biraz baktıktan sonra tebessümle,

“Gazetecisiniz değil mi?” dedi.

Evet, dedim.

“Ben emekliyim. Siz de biliyorsunuz bizi, emeklileri.
Bir şey rica edebilir miyim?”

Tabii, dedim.

“Lütfen yazar mısınız; ben yoksul olmak istiyorum.”

Yoksul...
Yani;
Fakir olmak istiyorum, diyor.

Kendimi kötü hissettim.

Elindeki çanta güzel. Zamanında iyi bir şey almış.
Ama eskimiş.
Konuşması gayet kibar.
Eğitimli, belli.
Saçlarını bir süredir boyayamamış.
Beyazları çıkmış, tokayla özenle kapatmaya çalışmış.

Bir süre sustum, yutkundum. Sonra sordum:

“Neden, yoksul olmak iyi bir şey mi?”

Başını eğdi, yere bakarken, “Değil tabii ama biz artık açız, biliyor musunuz?
Ben 20 bin lira alıyorum. Ev kiram 19 bin lira. Kızım yardım etmese sokaktayım.
Onun aldığı da asgari ücret.”

Gözleri doldu. Utandım. Gözümü kaçırdım.

Devam etti:

“Artık iki öğün yiyorum. O da zor oldu. Bazen bir oluyor. Et yok. Maaşı alınca tavuk alıyorum.
20 bin olacak diyorlar maaş için. Öyle olursa bize de bir şey yok demek ki. Öyle mi?”

Derin bir nefes aldım.

“Öyle görünüyor” dedim yavaş sesle.

Hafif tebessümle bana baktı:
“Yazacaksınız değil mi söylediklerimi, hiç olmazsa beni duyan birkaç kişi olsun.”

“Tabii, elbette yazacağım.”

“Meşgul ettim, kusura bakmayın,” diyerek hafifçe eğildi ve yürüdü. Uzaklaşırken “Estağfurullah” diyebildim.

Markete giremedim.
Karşı kafeye oturdum, bir çay söyledim. 40 TL.

Geldiğimiz nokta;
Emeklinin hayali:
Yoksul olmak...

Yoksulluk ne demek? Yoksul kim?
Telefonumdaki profesör Google’a başvurdum.

Yoksul ne demek?
Karşıma “yoksulluk sınırı 98 bin lirayı geçti” haberi çıktı.

Yani aldığın maaş bu rakamı geçmiyorsa yoksul sınıfındasın.

Bu durumda kimler yoksul?

Memurlara baktım, ne kadar maaş alıyorlar?
Ortalaması 49 bin TL.

Açlık sınırının biraz üstü.
Yani yoksul.

Ne demiştik, yoksul ne demek?
Bu kez yeni akıllı arkadaşıma, yapay zekâya sordum.

Yoksul yaşamak nedir?
Cevap:
“Yeterli geliri olmama,
yaşamını insan onuruna yaraşır biçimde sürdürmekten mahrum olma,

Fırsatları kaçırma.
Sosyal hayattan dışlanma (sinema, tiyatro, dışarıda yemek, tatil)

Beslenme, barınma, eğitim, sağlık gibi ihtiyaçlara
düzenli ulaşamama hâli,

Hayatını güvensizlik ve eksiklik içinde sürdürme.”

İşçiye bakalım şimdi de...
Bakmasak mıydık acaba?

Çok fena...

Maaş ortalaması 35 bin TL.
Yani açlık sınırının yine altı.
Ortalamayı yükselten nitelikli çalışanlar ve toplu sözleşmesi olanlar.

Asgari ücret ise 28 bin TL.
Çalışanların yüzde 50’si de asgari ücretle çalışıyor.
Bu oran Avrupa’da ise yüzde 4.

Açlık sınırına bakalım.

39 bin TL’yi bile geçmiş.

Peki,
açlık sınırının altı ne demek? Yine yeni akıllı arkadaşım cevap verdi:

“...yaşamaktan çok hayatta kalmaya çalışmak,
beslenme eksikliği, bazen tek öğün yemek,
hastalanmak ama doktora gidememek, ilaç alamamak,
çocukların eğitimden kopması,
en büyük yükün kira olması,
misafir gelmesinden korkmak,
hayal kuramamak...”

Liste uzundu ama bu kadarına dayanabildim.

Velhasıl;

Çalışanların ortalaması yüzde 80’e yakını ya aç ya da yoksul.
Eski deyişle fakir.
Kibarcası yoksul.

Emekli

2025 yılında 16 bin 880 lira olarak uygulanan en düşük
emekli aylığının 20 bin liraya çıkarılması konusundaki teklif TBMM Genel Kurul gündeminde.
Yani yine açlık sınırının 19 bin TL altında.

Bu arada CHP milletvekillerinin emekli maaşlarının artırılması için yaptıkları Meclis nöbeti de 12. gününde.

MHP lideri Devlet Bahçeli de dâhil muhalefet partileri asgari, yani en düşük ücret için sefalet tanımlaması yapıyorlar.

Sefalet...

İşte fırsat;

Yükseltin.

Yanıma gelip de mahcup biçimde “yoksul olmak istiyorum, yazar mısınız?” diyen kibar emekli; yıllarca çalışmış kadıncağız sevinse olmaz mı?

Olur mu?

Bilmiyorum...

Sanmıyorum.

Peki neden?
Para mı yok?
Konunun uzmanları var, diyor.

Nerede?

İşte soru bu?

Not:
Rakamlar DİSK-AR, TÜİK, Merkez Bankası verilerine dayanır.