Dans insanlığın en eski sahneye çıkma halidir… Daha söz yokken, alfabe yokken bile beden konuşuyordu…

İlkel dönemlerde insanlar avdan önce cesaret toplamak, yağmur yağdırmak ya da tanrılara seslenmek için bile dans ediyordu…

Yani dans, ilk başta biraz ritüel, biraz da hayatta kalma meselesiydi diyebilirim…

Antik dönemlere geldiğimizde işler biraz daha gösterişli hale gelmiş, özellikle Antik Yunan ve Antik Mısır’da dans, hem sanat hem de törenlerin vazgeçilmez yıldızı olmuş çıkmış… Tapınaklarda, festivallerde kısaca her önemli anın başrolünde dans varmış… Orta Çağ’da sahne biraz sakinleşse de, Rönesans’la birlikte dans adeta yeniden doğmuş…

Saraylarda zarif figürler, kabarık elbiseler ve ihtişamlı balolar… Özellikle Fransa sarayları bu işin podyumu gibiymiş… Ve evet, balenin doğuşu da tam burada gerçekleşmiş… Modern zamanlara geldiğimizde ise dans tam bir özgürlük manifestosu. Hip Hop sokaklardan çıkıp dünyayı sararken, bale hâlâ zarafetin simgesi, tangoysa tutkunun en cazibeli hali olmaya devam etmiş…

Kısacası dans, eskiden ritüelmiş , günümüzde stil… Ama her dönemde tek bir şey hiç değişmemiş, o da insanın içini dışarı vurma cesareti…

DANS VE MODANIN AŞKI

Aslında ikisi de aynı sahnenin yıldızı…Birisi hareketle kendini anlatıyor, diğeri kumaşlarla… Ama en büyüleyici an bu iki dünyanın birbirine karıştığı o an… Tarihler boyunca dans, modaya hep ilham vermiş,moda da dansa karakter katmış…

1920’lerin özgür ruhlu flapper elbiseleri, caz ritimleriyle savrulurken, bir bale tütüsü, sahnede adeta zarafetin simgesine dönüşmüş…

Çünkü dans eden beden, kıyafeti sadece taşımayıp ona adeta ruh vermiş…

STİLİN DANSI

Bugün ise sokaklar bile birer sahne. Hip hop kültürüyle doğan oversize parçalar, sneakerlar ve rahat kesimler, dansın enerjisini günlük stile taşımaya devam ediyor…

Bir anda kendini bir koreografinin içinde gibi hissedebiliyorsun... Çünkü moda artık sadece görünmek gözde olmak değil, hissetmek meselesi… Podyumlara baktığımızda da durum farklı değil. Tasarımcılar koleksiyonlarını hazırlarken dansın akışından ilham alıp, uçuşan kumaşlar, hareketle form değiştiren kesimler… Hepsi birer “giyilebilir performans” olarak bizimle selamlaşıyor…

Ve belki de en güzel tarafı şu, dans ederken kusursuz görünmek zorunda değilsin… Moda da artık kusursuzluğu değil, özgünlüğü alkışlıyor…

Kendi ritmini bulabilmiş herkes, kendi stilini de yaratabiliyor… Günün sonunda, dans bedenin dili ,moda onun kostümü… Ve ikisi bir araya geldiğinde ortaya çıkan en özel anlamıyla bir sanat eseri…

Danslı modalı güzel günlere…