Türk futbolunda gündem yine hareketli. Özellikle Fenerbahçe cephesinde yaşanan gelişmeler, sadece sarı-lacivertli camiayı değil bütün ligi yakından ilgilendiriyor. Yönetim tartışmaları, teknik kadro üzerindeki baskı, takım içindeki kalış-gidiş dengesi ve hakem kararları…
Son günlerde kulislerde en çok konuşulan başlıklardan biri de olası bir yönetim değişimi. Karagümrük yenilgisi ve oynanan futbolun çok kötü oluşu bardağı taşırdı. Spor kamuoyuna yansıyan bilgilere göre Saran ve ekibinin, kulübün geleceğine dair önemli değerlendirmeler yaptığı ve bazı stratejik kararlar üzerinde çalıştığı konuşuluyor. Bu yazının kaleme alındığı dakikalarda Devin Özek ve Tedesco ile “ devam ” kararı çıktı. Bu karar istikrar açısından önemliydi. Tabii ki yönetim bu kararın arkasında ne kadar süre ile kalacak. Önemli kısım burası aslında.
Fenerbahçe’de asıl meselelerden biri de kadro istikrarı. Türk futbolunda kronikleşen sorunlardan biri, başarısızlık anında hızlı ve radikal değişikliklere gidilmesi. Oysa Avrupa’daki başarılı kulüplerin büyük kısmı, belirli bir iskelet kadroyu yıllarca koruyarak başarıya ulaşıyor.
Takım içinde kalacak oyuncuların belirlenmesi sadece performans meselesi değildir. Liderlik, karakter ve soyunma odası dengesi de en az teknik kapasite kadar önemlidir. Bu nedenle yönetimin “kim gidecek?” sorusundan önce “kimler bu kulübün omurgasını oluşturacak?” sorusunu sorması gerekir.
Eğer yeni bir yönetim vizyonu şekilleniyorsa, ilk yapılması gereken şey de tam olarak budur: kulübün sportif omurgasını yeniden tanımlamak.
Tadiç gitsin, Dzeko gitsin, En Nesyri gitsin. Yeniler gelsin. Çözüm bu mu? Çözümün bu olmadığı anlaşıldı ama sosyal medyada her kafadan çıkan sese kulak verilirse aceleyle yanlış kararlara sürüklenme çok kolay oluyor.
Sabır ve istikrar şart. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri Norveç temsilcisi Bodo Glimt. Bugün Avrupa kupalarında saygı duyulan bir takım haline gelen Bodo Glimt, bundan 10 yıl önce Norveç’in mütevazı kulüplerinden biriydi. Büyük bütçeleri yoktu, yıldız transferleri yoktu. Ama bir şeyleri vardı: sabır ve plan.
Kulüp 2017’de küme düştükten sonra radikal ama akıllı bir karar aldı. Teknik direktör olarak Kjetil Knutsen ile uzun vadeli bir proje başlattı.
O gün atılan adımların meyvesi yaklaşık 8 yıl sonra toplandı.
Bu süreçte: aynı futbol felsefesi korundu, genç oyunculara yatırım yapıldı, kulüp kimliği oluşturuldu ve teknik ekip sürekli değişmedi
Sonuç?
Bodo Glimt sadece Norveç liginde şampiyonluklar kazanmadı; Avrupa’da da dev kulüplerle başa baş oynayan bir takım haline geldi.
Bizim ligimizde bunu yapamayız, biz Fenerbahçe’yiz bekleyemeyiz, genç oyuncu yetiştirme yeri değiliz diyebilirsiniz. Buna da kabul ancak her sene 10 futbolcu gönderip 15 futbolcu da almazsınız.
Trabzonspor, bu sezon bazı doğruları yaparak ve yeniden yapılanarak istikrarı sağlamaya çalışıyor. Fatih Tekke ve ekibi iyi sonuçlar da almaya başladı. Uzun soluklu olursa hem Trabzonspor hem de Türk futbolu bu süreçten kazançlı çıkacaktır.
Gelelim başka bir istikrar konusuna…
Hafta içinde spor kamuoyunda geniş yankı uyandıran bir başka konu da “hakem eğitimleri ve VAR sistemi” üzerine yapılan açıklamalardı. Özellikle bazı hakem eğitmenlerinin televizyon programlarında verdiği örnekler, tartışmaları daha da büyüttü.
VAR sistemi futbolu daha adil hale getirmek için getirildi. Ancak bir hafta penaltı olan pozisyonun diğer hafta devam kararı alması, taraftarın kafasında tek bir soru oluşturuyor:
“Kural mı değişiyor, yorum mu?”
Bu belirsizlik ve istikrarsızlık yalnızca bir kulübü değil, bütün ligi etkiliyor.
Fenerbahçe’de ve MHK’de yaşanan gelişmeler, Türk futbolunun yapısal sorunlarını da gözler önüne seriyor.
Kadro yapılanması ve hakem tartışmaları… Hepsi aslında tek bir soruya bağlanıyor:
Türk futbolu gerçekten kurumsal bir akılla mı yönetilecek, yoksa günü kurtaran kararlarla mı yoluna devam edecek?
Bekleyip göreceğiz.