Öncelikle konunun daha iyi anlaşılabilmesi için ‘’Evrim’’ kavramını biraz açmamız gerekir.
Evrim, belirli bir zaman diliminde sınırlı bir coğrafi alanda yaşayan, aynı türe ait canlıların oluşturduğu topluluğun yani popülasyonların genetik yapısının nesiller içerisinde değişmesi sürecidir. Bireyler değil, popülasyonlar zamanla çevresel koşullara uyum sağlayarak değişir ve yeni türler meydana getirebilir. Bu süreç modern biyolojinin temeli olup, canlıların ortak bir atadan dallanarak çeşitlendiğini açıklar.
İki ayak üzerinde yürüme (Bipedalizm ) insan evriminde devrimsel bir adımdır. Peki, insanoğlunun ataları da primatlar (şempanzeler) olduğuna göre; ‘Neden tüm primatlar iki ayaklı olmayıp bir bölümü bugüne kadar dört ayaklı olarak gelmiştir?’ diye bir soruyu pekâlâ merak edip sorma hakkına da sahibiz. Bunun cevabını yüzlerce yıla dayanan bilimsel araştırmalar sonucu aşağıda özetleyebileceğimiz görüşler doğrultusunda karşılayabiliriz.
Kısa cevap: Evrim “herkesi aynı hedefe götüren” bir süreç değildir. Aynı atadan gelen türler, farklı çevre ve iklim koşullarında farklı çözümler geliştirir. Yani biri iki ayaklı olurken, diğeri dört ayaklı kalmak daha avantajlıysa o şekilde devam eder. Bunu biraz açalım:
- Ortak ata ama farklı yollar:
İnsanlar ile Şempanzeler milyonlarca yıl önce ortak bir atayı paylaşıyordu. Ama bu ortak atadan sonra soylar ayrıldı ve bir grup bugünkü insanlara giden yola, diğerleri farklı yönlere evrimleşti.
- Çevre farkı çok belirleyici:
İnsan atalarının yaşadığı Afrika’da ormanlar yer yer azaldı, iklim değişikliklerinden ötürü daha açık savanalar (uzun boyda bitki örtüleri) oluştu. Bu ortamda uzağı görmek ve uzun mesafe yürümek de bir o kadar önemliydi. Ellerin serbest kalması sonucu alet yapıp kullanma büyük fayda ve kolaylıklar getirdiğinden iki ayaklılık yadsınamaz ölçüde avantajlı hale geldi. Ağaçlık bölgelerde kalan primatlar içinse tırmanma ve dört uzuvla hareket etme çok avantajlıydı. Dolayısıyla onlar için dört ayaklı kalmak daha uygun oldu.
-Evrimde “en iyi” yok, “en elverişli” var
Evrim “daha gelişmiş” olanı değil, “ortama en uygun” olanı seçer. Bu nedenle biri evrimleşti diğeri evrimleşmedi demek yanlış bir düşünce. İkisi de evrimleşti. Ağaçta yaşayan için dört uzuv’u, açık arazide yaşayan için ise iki ayak ve iki serbest eli kullanmak en uygun durum olmuştur. Neticede şempanze ‘’geri kalmamış’’ kendi ortamı için çok iyi optimize olmuş bir canlı haline gelmiş dolayısıyla İnsan iki ayaklı, büyük beyinli olmuş; Şempanze ise ağaç ve yerde güçlü olup çevikleşmiş, neticede ikisi de farklı yönlerde evrimleşmişlerdir.
İKİ AYAKLI OLARAK EVRİMLEŞME SONUCU BÜYÜK KAZANIMLAR
İnsanoğlunun dört ayak yerine iki ayak üzerinde yürümesinde yukarıda da belirttiğimiz en büyük ve görkemli kazanım iki elin serbest kalması sonucu ‘’alet’’ yapabilmesi oldu. Uzun mesafe yürüme ve koşma, yırtıcıları fark etme, yiyecek taşıma gibi diğer kolaylıklar da başka avantajlardı. Bu arada bazı türler (afarensis gibi) hem ağaçta hem yerde yaşadı, gerektiğinde iki ayak üzerinde yürüdü. İki ayaklılık işe yarayınca vücut buna uyum sağladı: Omurga eğildi, dengede durmak kolaylaştı, Kalça genişledi, dik yürüyüş başladı, ayaklar düzleşti, koşu ve yürüyüş güçlendi, eller de serbest kalınca, avcılık tam anlamıyla başladı.
İki ayaklı olmanın, dört ayaklı olmaya göre yürümede neredeyse %75 daha az enerji harcadığı kanıtlanmıştır. Beyin, vücut ağırlığının sadece %2'sini oluşturmasına rağmen, toplam enerjinin yaklaşık %20'sini tüketen "pahalı" bir organdır. Tasarruf edilen bu muazzam enerji, evrimsel süreçte beyin dokusunun büyümesi için gerekli olan yüksek metabolik maliyetin karşılanmasında kullanılmıştır. Ellerin serbest kalmasıyla daha çok ve kaliteli protein ağırlıklı gıdalara erişim artmış, ateşin de bulunup başta et gibi besinlerin pişirilmesiyle sindirimin kolaylaşması sonucu uzun bağırsaklara gereksinim kalmadığından sistem küçülmüş ve böylece enerjinin beyne daha fazla harcanması olanaklı olmuştur.
Öte yandan, Ellerin hareket görevinden kurtulması, son derece hassas alet yapımına olanak vermiş, bunların kullanımı, beynin motor ve duyusal bölgelerinin özellikle prefrontal korteks’in (karar verme merkezi) gelişmesini sağlamıştır.
İKİ AYAKLI OLARAK EVRİMLEŞMENİN GETİRDİĞİ OLUMSUZLUKLAR
Evrim, "mükemmel bir tasarım" değil, "yeterince iyi bir uyum" sürecidir. Genetik olarak aktarılan bir özelliğin günümüz koşullarında arzu edilmeyen sonuçlar üretmesi (evrimsel bug) iki ayaklı olarak evrimleşen modern insanın başlıca şu tıbbi sorunlarla yüzleşmesine neden olmuştur:
Hamilelik ve Beyin Gelişimi: İki ayaklı yürüyüş için daralan dişi leğen kemiği (pelvis) ile büyüyen bebek beyni arasında bir çatışma (ikilem) oluşmuştur. Bu yüzden insan bebekleri, diğer memelilere kıyasla nörolojik gelişimini tamamlamadan yaklaşık 3 ay erken doğar.(Aksi halde bebeğin kafası kanaldan geçmez) Bu durum, uzun süreli ebeveyn bakımı gerektirmiştir.
Omurga ve Disk Kaymaları: Tüm vücut ağırlığının sadece iki ayak üzerinden yere aktarılması; boyun ve bel fıtığı, omurgalarda eğilme, düztabanlık ve dizlerdeki menüsküs/bağ yırtılmaları gibi rahatsızlıkları türümüze özgü kılmıştır. Omurga dört ayaklı durumda köprü gibi yatay çalışır ve yük dörde bölünür. Oysa iki ayaklı olunca bütün ağırlık dikey olarak sadece iki ayak üzerine binmiş oldu. (Siz kedi, köpek vb. dört ayaklı hayvanlarda hiç fıtık rahatsızlığı duydunuz mu?)
Lokma ve Sıvıların Nefes Borusuna Kaçması:
Dört ayaklılarda gırtlak yukarıda burnun hemen arkasında olduğundan nefes borusu ile yemek borusu kesişmez. Bu özellikten ötürü at ve köpek gibi hayvanlar koşarlarken bile boğulmazlar, su içebilirler. Oysa biz iki ayaklılarda konuşabilmemiz için gırtlağımız boğazdan aşağıya kaydı. Bunun sonucu yemekborusu ile nefes borusu Farenks denilen alanda aynı kavşakta kesişti. Gırtlak kapağı (epiklot) yutkunma sırasında nefes borusunu kapatır. Ancak yemek sırasında konuşup nefes de almağa çalıştığımızda kapak iki işi birden yapamaz. (Bu yüzden büyüklerimiz ‘’yemek yerken konuşmayın, gülmeyin, güldürmeyin’ derler.) Bunların yanı sıra dört ayaklılarda ağız, yemek borusu ve mide yatay hat üzerinde yani yerçekiminin olumsuz etkisi çok az. Bizde ise, ağızdan mideye dikey geçiş var. Neticede lokma ve özellikle sıvıların nefes borusuna kaçma olasılığı yüksek.
Vasküler (Damarsal) Yük: Kanın yerçekimine karşı kalbe dönmesi zorlaştığı için modern insan; varis, hemoroit (basur) ve aniden ayağa kalkınca baş dönmesi gibi tıbbi sıkıntılarla mücadele etmek zorunda.
Kasık Fıtığı Sorunları: Dik duruşla birlikte karın iç organlarının aşağıya doğru yaptığı basınç, karın duvarındaki zayıf noktalardan bağırsakların dışarıya taşma riskini artırmıştır.
Sinüsler ve geniz akıntısı: Dört ayaklılarda sinüsler aşağı doğru akıyor. Bizde yüz yukarı baktığından sinüs delikleri de yukarıda kalıyor. Nihayetinde Mukus yerçekimine karşı akamıyor, enfeksiyon birikiyor. Böylece sinüzit solunum sisteminin çok sık rastlanan hastalıklarından biri oluyor.
Gut Hastalığı: Ürikaz enzimini kaybetmemiz (Ürikaz, ürik asidi daha kolay vücuttan atılabilen bir madde olan allantoin'e dönüştüren bir enzim. Biz bu enzimi kaybettik. Çünkü iki ayaklı yürümeye geçişle birlikte kurak savanada yaşamaya başladık. Ürik asit vücutta su tutuyor, tansiyonu yükseltiyor ve neticede susuzlukla mücadelede avantaj sağlıyordu. Ama bunun sonucu kanda ürik asit birikmeye başladı. Bilindiği üzere gutun sebebi, %100’e yakın oranda ürik asit.
Yerçekimi ve ayaklara binen yük: Dört ayaklılarda vücut ağırlığı 4 noktaya dağılıyordu. İki ayaklı olunca tüm yük ayak bileği, topuk ve ayak başparmağına bindi. Gut kristalleri en çok vücut ısısının düşük olduğu ve travmaya maruz kalan eklemlerde çöküyor. Ayak başparmağı hem en uç ve en soğuk nokta, hem de yürürken sürekli mikro travma (vuruk) alıyor. (Gut ataklarının %90’ının ayak başparmağında başlama nedeni de budur.)
Eklem yapısı ve kıkırdak aşınması: Dik duruşla birlikte diz, kalça, ayak bileği eklemlerimiz daha fazla basınç (sıkıştırma) altında kaldı. Yıllar içinde oluşan kıkırdak hasarı, ürik asit kristallerinin tutunacağı pürüzlü yüzeyler meydana getirdi. Neticede modern insan kırmızı et, sakatat ve alkolü bol alınca sistem çöküyor. Yani iki ayaklı olmanın bizde yarattığı en büyük olumsuzluklardan biri de gut diyebiliriz. Dik durduk, medeniyeti kurduk ama karşılığında yiyip içtiklerimize dikkat etmediğimizde ayak başparmağımız da şişiyor.