İnsanoğlu var olduğu günden beri ‘Mutluluk’ denilen kavramın ne olduğunu anlamak istemiş, bunu elde etmenin yol ve çarelerini bulmak için çok çaba harcamış olup hâlâ günümüzde de bunu tam anlamıyla yakalama telaşı içerisindedir. O halde şunu sormak hakkımızdır: Mutluluk nedir, nerededir ve nasıl elde ederiz?
Mutluluk, bir yaz denizinin karşısında, bir ağaç gölgesindedir. Tedirgin edilmeden üstünde uyunan bir toprak parçasındadır. Bir bahar sabahında çıplak ayakla koşulan ıslak çimenlerdedir. Sıcak bir günün bitimine doğru, birdenbire esiveren serin bir yeldedir. Güvenli bir düşüncenin aydınlığında, uygun bir sesin titreşimindedir. İstek duyarak ısırılan bir peynir diliminde, yanarak içilen bir yudum suda, özlemle aranan bir fincan kahvededir. Bakkaldan alınan bir paketi taşırken dergilerden yapılmış kese kâğıdında göz ucuyla okunu veren güzel sözdedir. Günün ilk aydınlığında, gecenin son karanlığındadır. Özlenen sevgilinin dudaklarındadır. Bir annenin şefkatle okşayışında, bir babanın bakışında, bir çocuğun gülüşündedir. (O. Hançerlioğlu – Düşünce Tarihi) Örnekleri çoğaltabiliriz. Çevremiz sonsuz denebilecek sayıda mutluluklarla doludur.
Sokrates’in ünlü öğrencisi Aristippos’a göre de her davranışın nedeni, mutlu olma arzusudur. Yaşamanın ereği hazdır. (Yunanca ‘Hedone’ ‘Hedonizm)
Öte yandan bu yazının hazırlanmasında katkıda bulunan değerli kardeşim Algı Özkaya da : (ki, kendisine teşekkür ederim) ‘’Mutluluğun sırrına bir de, ‘En iyi, iyinin düşmanıdır’ felsefesini benimseyen Nobel ödüllü Amerikalı bilim insanı Herbert Simon’un penceresinden bakmakta fayda var,’’ diyor.
Herkesin olmaya çalıştığı, gizemi bir türlü çözülemeyen mutluluğa ille de “en iyi” ile mi ulaşılır? Kısıtlamalar Nasıl Bizi Daha İyi Hale Getirir? Kitabının Amerikalı yazarı David Epstein da: The New York Times internet sitesinde yayımlanan yazısında, sosyal medya ve yapay zekânın karar almada giderek etkili olduğu bir dünyada mutlu olabilmenin sırrını açıklıyor. Kitabın ana unsurları şunlar:
“Karar alırken sık sık en iyiyi arama eğilimindeyseniz, karar verme süreciniz tamamen yanlıştır ve muhtemelen bu yüzden daha az memnun kalırsınız.
Bilgi ve seçenek bolluğunun yaşandığı bir çağda, yeterince uzun ve dikkatli bakarsak her şeyin en iyisini bulabileceğimizi varsayarız. Psikologlar bu eğilime Maksimizasyon diyor. Bilindiği gibi Maksimizasyon, bir değeri, etkiyi veya verimi mümkün olan en üst seviyeye çıkarma veya azami düzeye getirme işlemidir. Ancak en iyiyi aramak yanlıştır. Nitekim arama başlı başına bir maliyettir ve çoğu kişi bunu hesaba katmaz veya unutur. Hesaba katılsa, en uygun stratejinin aslında onları en iyi sonuca götürmediğini görürler.
Karar vermenin daha iyi bir yolu var. Yapay zekâ ve bilişsel psikolojinin öncülerinden Simon’a kulak vermek, meseleyi anlamayı kolaylaştıracaktır.
Simon, çoğu karar için insanların mevcut seçenekleri gerçekten değerlendiremediğini ortaya koydu. Seçenekler çok fazla, onlarla ilgili bilgilerimiz eksik ve zihnimiz hepsini tartmak için tasarlanmamış olduğundan zihinsel kısa yollara başvururuz. Diğer yandan yine Simon, sınırlı sayıda seçeneği nasıl değerlendirdiğimizi, ardından yeterince iyi olanı seçerek hayatımıza devam ettiğimizi tanımlamak için ‘tatmin edici seçim’ (satisficing) terimini ortaya attı; bu terim ‘tatmin etmek’ (satisfy) ve ‘yeterli olmak’ (suffice) kelimelerinin birleşiminden oluşuyor.
Simon bir kararla karşı karşıya kaldığında, birkaç alternatifi değerlendirir, seçimini yapar ve yoluna devam ederdi. Çok düşünmez, tereddüt etmezdi. Yaşam felsefesi yukarıda değindiğimiz gibi, ‘En iyi, iyinin düşmanıdır’ yaklaşımıydı. Kızı Katherine, babasının her sabah renk veya model seçmekten kaçınmak için tek bir marka çorap giydiğini ve tek bir siyah bereye sahip olduğunu söylüyordu. Her zaman aynı kahvaltıyı yapıyordu (yulaf ezmesi, yarım greyfurt, sade kahve) ve 46 yıl boyunca aynı evde yaşamıştı. Katherine devamla: ‘Babam günlük alışkanlıklarını sadeleştirerek her şey hakkında küçük kararlar verme gereksinimini ortadan kaldırdı.’ Bu sadeleştirme, büyük ölçüde dikkatini gerçekten önem verdiği insanlara ve işine odaklanmasını sağlıyordu.
Simon’ın çalışmalarını takip eden psikologlar, onun ölümünden sonra yaptıkları araştırmada Maksimize edici olmanın (kabaca Rabbena hep bana, en mükemmel şeyler ben de olsun zihniyeti) çoğu zaman kötü sonuçlandığını gördüler. Maksimumu hedefleyenler genellikle kararlarından ve hayatlarından daha az memnundurlar. Tipik olarak daha az mutludurlar, pişmanlığa daha yatkındırlar ve kendilerini sürekli başkalarıyla karşılaştırma olasılıkları daha yüksektir. Tatmin edici seçicilerin standartları ille de düşük değildir. Onların standardı ‘en iyisi’ değil, ‘benim için yeterince İyi’dir ve bu da yapmadıkları seçimlerin hayaletleriyle boğuşmak yerine, yaptıkları seçimlerden memnuniyet duymalarını mümkün kılar.
ABD ve Çin’de yapılan çalışmalar, yaklaşık 2010 yılından beri gençlerin giderek daha fazla sıkıldığını gösteriyor. Şimdilerdeyse yapay zekâ her şeyi optimize etmemize yardımcı olmayı vadediyor: Programlarımızı, diyetlerimizi, kıyafetlerimizi, hatta yaratıcı üretimimizi… Simon haklıysa, bu araçların gizli tehlikesi, seçenek ve karşılaştırma menüsünü daha da genişletecek olmaları.
Simon, ister bir bulaşık makinesi veya ister bir ilişki arayışında olun, yapmanız gereken yeterince ve sadece iyi bir standart belirlemek. Bu standart karşılandığında durun, fazlaya tamah etmeyin ve bilgi dağarcığınızı daha önemli şeyler için saklayın.” Der.
SONUÇ: Ne kadar az şeye gereksinim duyarsanız, ne kadar çok iyilik yaparsanız o denli mutlu olursunuz. (what goes around comes around)