Bir ülkede iktidarların mizahla kurduğu ilişki, o iktidarların demokrasiyle kurduğu ilişkinin bir göstergesidir. Mizah yoluyla yapılan eleştirilerde ağır yaptırımlar kullanarak kısıtlamaya gidilmesinin fazla işe yaramadığı gibi, toplum genelinde de hoş karşılanmadığı bugüne dek yapılan araştırmalardan anlaşılmıştır.
Bunun son örneğini komedyen Deniz Göktaş’ın Temmuz 2026’da başına gelenlerde gördük. Göktaş, "Ölü Deniz" adlı tek kişilik gösterisinde, “Cumhurbaşkanına hakaret” ve “dini değerleri aşağılama” suçlamaları kapsamında hakkında yürütülen soruşturma nedeniyle tutuklanmış ve en sıkı tecridin uygulandığı yerlerden biri olan “Tekirdağ Çorlu Y Tipi Cezaevi’’ne konulmuştur.
BİR ESPRİDEN CEZAEVİNE
Deniz Göktaş, güncel siyaseti tek başına hicivle işleyen, henüz 33 yaşında ODTÜ psikoloji mezunu genç bir komedyen. Bu komedyenin siyasal olsun veya olmasın yaptığı esprilerden ötürü tek kişilik hücre hapsine mahkûm edilmesi çok ağır ve kabul edilebilmesi zor bir karardır. Buradan, mizahın bile “güvenlik sorunu” olarak algılandığının açık göstergesi olduğunu söyleyebiliriz.
DAHA ÖNCEKİ DÖNEMLERDE TÜRKİYE’DE MİZAH VE İKTİDAR İLİŞKİLERİ
Önceki iktidarlar dönemlerinde de siyasetçiler eleştirildi ama bu “devlet bekası” sorunu olarak asla görülmediği gibi hoşgörü de neredeyse sınırsızdı. Örnekler verelim:
Metin Akpınar – Zeki Alasya (Devekuşu Kabare) Bu ikili, siyasetçiyi, yozlaşmayı ve yasakları olabildiğince ve acımasızca eleştirdi. Levent Kırca – ‘’Olacak O Kadar’’ başlıklı programlarıyla 90’lı yıllarda ve oldukça uzun süreyle devletin neredeyse tüm kurumlarıyla gırgır geçti. Uğur Yücel inanılmaz yeteneği ile harika taklitler yapardı. Demirel, Ecevit, Özal dâhil hiçbir üst düzey siyasetçi bu insanlara dava açmadılar. Cem Yılmaz, 2000’lerin başında siyaseti ti’ye aldı. TRT’de program yaptı, gişe rekorları kırdı. Beyazıt (Beyaz), Okan Bayülgen: Her hafta iktidarı sorguladılar. Çünkü o dönemin genel görüşü: “Siyasetçi eleştirilir, halk güler, hayat devam eder,” şeklindeydi. Sonuçta, komedyenlerin yaptığı çeşitli şaka ve siyasi espri gösterilerine yasak veya kısıtlama getirmek bir yana bir kaçının para cezası alması dışında herhangi yaptırımla da karşılaşmadılar.
KIRILMA NOKTASI: MİZAH SUÇ OLDU
Özellikle 2014’ten sonra görsel espriler paylaşan öğrenciler, fıkra anlatan komedyenler soruşturma geçirmeye başladı. Deniz Göktaş vakası bunun zirve noktası olarak sahnelere taşındı, cezalandırma para cezasından özgürlükten alıkoyulmaya kadar uzandı. Verilmek istenen mesaj netti. “İnsanları güldürmek ve bir parça eğlendirebilmek amacıyla da olsa iktidara yönelik espri yapamazsın.’’
Deniz Göktaş’ın tek kişilik hücre hapsine atılması 40 yıllık mizah geleneğinin geldiği son noktadır. Önceki iktidarlar mizahı “güçlü devlet” refleksiyle karşıladı. Ama bu son yıllarda “rejime saldırı” olarak nitelendirilip oldukça ağır cezalar verilip caydırıcılık yoluna gidildi.
Deniz’in avukatları ve meslektaşları bu durumu "sindirme" olarak tanımladı. Çünkü amaç sadece ceza vermek değil, diğer sanatçılara "sahneye çıkarken iki kere düşün" mesajını iletmekti.
BU BAĞLAMDA AİHM KARAR VE İÇTİHATLARI:
Mizah ve hiciv demokratik toplumda önemli rol oynar.” Türkiye ifade özgürlüğünü ihlal etmemelidir. (Türkiye, 2005 – 36365/02)
Tarih bir ülkenin demokrasisini komedyenleriyle de ölçer. Komedyen hapisteyse, demokrasi de zayıflamıştır. Siyasetçiler eleştiriye daha fazla katlanmak zorundadır. Mizah demokratik toplumda önemli rol oynar. “Sert, alaycı, rahatsız edici eleştiriler bile ifade özgürlüğü kapsamındadır.” Gazeteci ve sanatçıların tutuklanması “çok istisnai” hallerde olasıdır.
Başvurucu Vedat Şorli Davası (Türkiye, 2020 - 42048/19)
Sosyal medyada Cumhurbaşkanlarına hakaret. “Sert, alaycı, hatta rahatsız edici eleştiriler bile ifade özgürlüğü kapsamındadır.” Mahkûmiyet ihlal sayılmıştır.
AİHM içtihatlarına göre "halkı kin ve düşmanlığa tahrik" suçu, doğrudan şiddet çağrısı yoksa ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilir. Mizah, hiciv ve siyasi eleştiri de bu kapsamdadır. Başvurucu Vedat Şorli, 2014 ve 2016 yıllarında Facebook’ta paylaştığı karikatür ve alt yazılı fotoğraf nedeniyle tutuklanmıştır. AİHM, başvurucunun tutuklanması ve hükmün açıklanması Türk Yargısınca geri bırakılmış olsa da, hapis cezasına mahkûm edilmiş olmasını, başvurucu üzerinde hem korkutucu ve hem de caydırıcı etki yaratması nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlali olarak değerlendirmiştir. AİHM’ye göre, hakaret suçu açısından Cumhurbaşkanlarının herkesten daha çok korunması ve Cumhurbaşkanlarına hakaretin (TCK 299), genel hakaret suçundan, (TCK 125) daha ağır ceza ile cezalandırılmasının AİHS’nin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) ruhuna uygun olmadığını vurgulamıştır.
SONUÇ:
Deniz Göktaş davasındaki tutuklama gerekçesi, AİHM’in yukarıda bahsettiğimiz karar ve içtihatları ile epeyce çelişmektedir. ‘Tarih, bir ülkenin ne kadar demokratik olduğunu sadece seçimlerle değil, komedyenleriyle de ölçer.’
Bugünün can alıcı sorusu ise şu: "Biz mizaha gülen bir ülke mi olacağız, yoksa mizahtan da korkan bir ülke mi?"