100 yıllık Cumhuriyet tarihinde CHP, sağ partilerin sürekli olarak dini siyasete alet etmelerine şiddetle karşı çıkmış ve bugünlere dek laikliğin yılmaz savunucusu olmuştur. Hal böyle iken Özgür Özel’in geçtiğimiz günlerde Kastamonu’da Cuma günü bir etkinlikte bulunduğu sırada öğle namazı öncesi aldığı abdest videoya çekilmiş ve medyaya servis edilmiştir.

Genelde liderlerin dini ritüelleri, abdest alma namaz kılma gibi görüntüleri kamuoyuna bu kadar “ham” haliyle yani göz göre göre servis edilmez, daha çok bayram namazı, cami çıkışı selamlaşma gibi karelerde görülürdü. Ama yeni dönemde iletişim değişti. Siyasette “yakınlık, samimiyet” vurgusu ön plana çıktı. Abdest alma görüntüsü “halkın içinden biri” mesajı verebilir. Eskiden mesafeli duruş varken şimdi daha “doğal an” stratejisi kullanılıyor. Üstelik partiler bazen bu görüntüleri kendileri çektirse bile ‘’vatandaş çekmiş bizim haberimiz yok’’ demeyi tercih eder. Çünkü bu durum daha doğal algılanır.

Ancak burada çok zayıf da olsa başka olasılık da var. Abdest alma görüntüsünü telefonla çeken çok sayıda kişi olabilir. Korumalar herkese “çekme” diyemez. Ne var ki medyaya servis edilen video iyi bir kadrajla kesintisiz ve profesyonelce yapılmış görülüyor. Öte yandan ana muhalefet partisinin (şimdi Yeni Parti) önem arz eden çeşitli açılış, tören, toplantı v.b. faaliyetleri de çoğunlukla Cuma gününe, özellikle öğle namazına denk getirme çabası gözden kaçmamaktadır. Yine de çekim kesin “bilinçliydi” ya da “değildi” demek tartışmaya açıktır. Ama 100 yıllık CHP tarihinde bu kadar net abdest anının görüntüsünün ilklerden olması da oldukça manidar. Bu yüzden “bilinçli PR hamlesi” (halk gözündeki yer ve itibarı iyileştirmek için yapılan planlı, stratejik ve bilinçli iletişim) kuşkusunu duymak çok normal olmakta.

Bir siyasi iktidarın 24 yıl boyunca iktidarda kalması, demokrasilerde hem istikrar hem de kurumsal yıpranma riski doğurur. Robert Michelle’in dediği gibi, uzun süreli iktidarlar zamanla rekabeti azaltır, denetim mekanizmalarını zayıflatır ve seçmen nazarında “alternatifsizlik” algısı yaratır. Türkiye’nin 2026’daki temel sorunu da budur: Değişim nasıl kurumsal bir şekilde, çatışmasız ve demokratik yollarla gerçekleşebilir? Örneğin aşağıda açıklayacağımız şekilde olabilir mi?

-‘’Birleşik muhalefetle’’ yani tek aday etrafında birleşmek.

- ‘’Ekonomik Odaklanma’’: Uzun iktidarların sonunu getiren en büyük etken ekonomidir. Enflasyon, yoksulluk ve gelir dağılımındaki korkunç adaletsizlik üzerine somut, teknik çözüm paketi sunmak.

- ‘’Bunlar “Gidici” dili yerine “İnşa edeceğiz” dili. Devletin sürekliliğini, kurumların liyakatini vaat etmek.

- ‘’Seçim Güvenliği ve Katılım’’: 20+ yıllık iktidarlar seçimi organize eder. Bu yüzden muhalefetin her sandıkta gözlemci bulundurması olmazsa olmaz en önemli koşuldur.

Ilımlılık Neden Şart?

Toplumsal kutuplaşmanın yüksek olduğu ülkelerde sert dil, iktidarın “istikrar” argümanını güçlendirir. Oysa Meksika ve Tayvan örnekleri gösteriyor ki: Seçmen “değişim” ister ama “kaos” istemez. Bu yüzden muhalefetin dili “öç alma” değil, “normalleşme” olmalıdır.

Alternatif Olmak Yetmez, İktidara Hazır Olmak Gerek

24 yıllık bir iktidardan sonra gelen ilk 100 gün çok belirleyicidir. Bu yüzden muhalefetin şimdiden “bakanlar kurulu listesi”, “100 günlük eylem planı”, “yargı reformu taslağı” gibi somut metinleri hazır tutması gerekir. Demokrasi, bir kişinin gitmesiyle değil, kuralların geri gelmesiyle kazanılır.

24 yıldır iktidarda olan bir yapıdan kurtulmanın yolunu tartışmak için sadece “eleştirmek” yetmiyor. Muhalefetin, seçmene “biz gelince ne değişecek” sorusuna net cevap vermesi lazım.

Şu da unutulmamalı: Halk açlık ve pahalılıkla boğuşurken ‘abdest’ videosu konuşulmaz.

Seçmenle Temas: “Cami Avlusu Değil, Pazar Yeri” İnsanlar artık sembol değil, çözüm istiyor. Bir başka değişle görüntü değil, icraat. İktidarı değiştirmek seçimle başlar ama seçimle bitmez. Muhalefetin “kazanırsak ne yapacağız” planını şimdiden masaya koyması lazım. Yoksa 24 yılın yerine 24 yıllık başka bir belirsizlik gelir. Demokrasi, kişi veya kişilerin gitmesiyle değil, kuralların geri gelmesiyle kazanılır.

Sonuç: İbadet görüntüsü bir siyasetçinin insanî, manevi ve kültürel yönünü gösterebilir; fakat seçim kazandıracak sihirli bir araç değildir. Hatta fazla öne çıkarıldığında ters tepme olasılığı da vardır. Toplum, “Abdest alıyor mu?” sorusunun yanında esasen “Ülkenin ekonomik ve hukuki sorunlarını nasıl çözecek?” sorusuna yanıt arar.