Bermuda Şeytan Üçgeni, Atlantik Okyanusu'nda Miami (Florida), Bermuda ve Porto Riko adaları arasında kalan, geçmişte çok sayıda gemi ve uçağın gizemli bir şekilde kaybolduğu öne sürülen bölgedir.

Bu bölgeyle ilgili temel bilgiler şunlardır:

  • Coğrafi Konum: Hayali bir üçgen oluşturan bu alan, dünyanın en işlek deniz ve hava yollarından birinin üzerinde yer alır.
  • Gizem ve Efsaneler: Bölgedeki kaybolmaların, genellikle sinyal verilmeden ve iz bırakmadan gerçekleştiği öne sürülmüştür. Bu durum; uzaylılar, kayıp kıta Atlantis (Atlantis, ilk kez MÖ 360 yılında yunan filozofu Platon tarafından bahsedilen efsanevi bir kayıp kıta veya adadır) veya manyetik bozulmalar gibi pek çok komplo teorisinin doğmasına neden olmuştur.
  • Bilimsel Yaklaşımlar: Modern araştırmalar, bu bölgedeki kaza oranlarının dünyanın diğer yoğun bölgelerinden daha fazla olmadığını göstermektedir. Ayrıca bilim insanları bu yaşananları şu doğal nedenlerle açıklamaktadır:
  • Metan Gazı Çıkışları: Deniz tabanındaki metan hidrat yataklarının aniden boşalmasıyla suyun yoğunluğunun azalması ve gemilerin batması.
  • Gulf Stream Akıntısı: Bölgedeki çok güçlü akıntıların, aniden alabora olan uçak ve gemi enkazlarını hızla uzaklaştırması.
  • Beyaz Karanlık: İnsan Hatası ve Oryantasyon Bozukluğu: Gökyüzü ve denizin birbirine karıştığı yani ufkun kaybolduğu durumlarda pilotlar, düz uçtuklarını sanırken aslında denize doğru alçalabiliyorlardı. Bunun nedeni "beyaz karanlık’’ olayıdır. Evet, pilotların okyanus üzerinde uçarken gökyüzü ile denizi karıştırması bilimsel bir gerçektir ve havacılıkta buna "Mekânsal Algı Yanılması" denir. Bu olayı biraz açarsak:

İnsan beyni, dik durmak ve yönünü bulmak için genelde gözle gördüğü ufuk çizgisine güvenir. Ancak okyanus üzerinde uçarken bu sistem şu nedenlerle işlemez:

Özellikle bulutsuz, aysız gecelerde veya sisli/puslu havalarda deniz ile gökyüzü aynı renk tonuna bürünür. Pilotlar nereye baksalar uçsuz bucaksız bir mavilik veya karanlık görürler.

İç Kulak Yanılsaması: Görsel referans (ufuk çizgisi) kaybolduğunda beyin, iç kulaktaki denge sıvısına güvenir. Ancak uçak uzun ve hafif bir dönüşe girdiğinde iç kulaktaki sıvı hareketsiz kalır ve pilot uçağın düz gittiğini zanneder. Pilot uçağı düzeltmeye çalıştığında aslında uçağı ters yüz edebilir. (Flight 19 uçak filosunun bu yüzden kaybolduğu anlaşılmıştır.)

Günümüz modern havacılığında bu tür kazaları önlemek için çok katı kurallar uygulanır. Pilotlara verilen ilk ve en önemli eğitim şudur: "Gözlerine ve hissiyatına değil, sadece göstergelere güven." Çünkü iç kulak, havacılıkta insanı en kolay ve en ölümcül şekilde yanıltan organdır.

Kısacası; insan beyni havada uçmak üzere programlanmadığı ve/veya evrimleşmediği için biyolojimiz bize oyunlar oynar. Bu oyunun havacılıktaki karşılığı ise ne yazık ki, saniyeler içinde ölümcül sonuçlar doğurabilmesidir.

Flight 19 Vakası

Bermuda Şeytan Üçgeni efsanesi taa 1945 yılına dayanır. ABD Donanması'na ait 5 adet bombardıman uçağı eğitim uçuşu sırasında ortadan kayboldu. Uçakları aramak için gönderilen 13 kişilik mürettebata sahip bir kurtarma uçağı da kalkıştan kısa süre sonra iz bırakmadan yok oldu. Toplamda 27 kişi ve 6 uçak hiçbir iz bırakmadan esrarengiz şekilde kaybolmuştu.

Manyetik Sapma (Elektronik Sis)

Bölge, dünyada pusulanın gerçek kuzey ile manyetik kuzeyi aynı noktada gösterdiği nadir yerlerden biridir. (Gerçek Kuzey: Dünya'nın dönme ekseninin kuzey ucudur, haritalarda daima sabittir. Manyetik Kuzey: Pusula ibresinin gösterdiği yöndür. Dünya'nın manyetik alanından kaynaklanır. Manyetik kuzey noktası sabit değildir, her yıl yer değiştirir. Manyetik Sapma ise İki kuzey arasındaki açı farkı olup bulunulan yere ve zamana göre değişir.) Bu çakışma, deneyimsiz pilotların rotalarını şaşırmasına ve yakıtları bittiğinde denize düşmelerine neden olmuştur.

Olayların arkasındaki insan hatalarının payı yanında güçlü metan gazı patlamalarını da göz ardı etmemek gerekir. Bermuda bölgesindeki okyanus tabanında devasa metan hidrat yatakları bulunur. Deniz tabanındaki heyelanlar veya sarsıntılar nedeniyle bu gaz aniden serbest kalırsa, suyun içinde dev bir kabarcık olarak yukarı çıkar. Gaz suyun yoğunluğunu bir anda düşürür. Bu durum, suyun kaldırma kuvvetini de yok ettiği için üzerinden geçen bir gemi, hiçbir hasar almasına gerek kalmadan bile saniyeler içinde sanki boşluğa düşüyormuş gibi dibe çöker.

Gulf Stream (Okyanusun Nehri)

Bölgenin altından geçen Gulf Stream akıntısı, okyanusun içindeki dev bir nehir gibidir. Çok hızlı akar ve bir uçağın veya geminin enkazını dakikalar içinde kilometrelerce uzağa taşır. Bu da arama ve kurtarma ekiplerinin doğal olarak hiçbir iz bulamamasına yol açar.

"Şeytan" Adı Nereden Çıktı?

Aslında her şey 1950'lerdeki bir dergi makalesiyle başladı. Yazar Vincent Gaddis, bölgedeki kazaları bir araya getirip "Ölümcül Bermuda Üçgeni" başlığını atınca, medya bu gizemi sevdi ve oldukça abarttı. Yani efsane, bilimden ziyade popüler kültürün bir ürünü oldu.

Okyanusun Derinliği

Bölge, dünyanın Mariana’dan sonra en derin çukurlarından biri olan 8000 metre derinlikteki Porto Riko Çukuru’nda bulunmaktadır. Bu derinlikte herhangi bir enkazın bulunamaması aslında çok doğaldır; çünkü oraya ulaşmak Ay'a gitmekten de zordur. Bu zorlukları şöyle sıralayabiliriz.

Muazzam Su Basıncı

Çukurun en dip noktasına indiğinizde, üzerinizdeki su kütlesinin ağırlığı Porto Riko Çukuru için 800 kg/cm2 dir. Bu seviyedeki yani normal atmosfer basıncının 800 katı olan bu basınç, insan vücudunu anında ezecek ve hatta çelikten yapılmış askeri denizaltıları dahi kâğıt gibi buruşturacak güçtedir.

Mutlak Karanlık ve Körlük

8.000 metre derinlikte zifiri, mutlak bir karanlık hâkimdir. Çok güçlü yapay ışıklar bile o yoğun su kütlesinde sadece birkaç metre ötesini aydınlatabilir.

Dondurucu Soğuk

Çukurun dibindeki su sıcaklığı 0 ile 2 derece arasındadır. Hem korkunç yüksek basınca hem de dondurucu soğuğa dayanabilecek bataryalar ve elektronik sistemler üretmek çok büyük bir teknoloji ve para ister.

Kısacası uzay araçlarının karşısında sadece boşluk (vakum) sorunu varken; okyanusun dibinde teknolojinin karşısında onu ezmeye, dondurmaya ve kör etmeye programlı muazzam bir doğa gücü bulunur.

Tüm bu inanılmaz zorluklara karşın insanoğlu, aya gidişin üzerinden uzun yıllar geçmesine karşın Porto Riko Çukuruna inme başarısını gösterdi. Bu inişi ilk kez Victor Vescovo adında Amerikalı milyarder 2018 yılında çok özel bir denizaltıyla gerçekleştirdi. Vescovo ve ekibi, yaptıkları incelemelerde inanılmaz derecede yoğun basınca dayanıklı deniz canlıları (amfipod) keşfettikleri gibi, hayretle insan yapımı plastik atık ve poşet kalıntılarını da görüntülediler.

İnişin başarıyla sonuçlandırılmasını sağlayan ve muazzam mühendislik harikası olan ‘denizaltının’ tasarımından da bahsetmezsek olmaz.

- Olağanüstü derinliklere inebilen araçlar teknik adıyla deniz batiskafı (serbest dalış denizaltısı) dehşet verici basınca dayanabilmesi için "bir koruyucu küre ve onu saran hafif bir kabuk" tan oluşur.

Titanyum Küre (Basınç Kabini)

Pilotların oturduğu yer, aracın merkezinde bulunan ve kalınlığı 9-10 santimetreyi bulan titanyum (çelikten çok daha hafif ama kuvvetli, aşırı ısıya dayanıklı ve büyük ısı değişimlerinden neredeyse hiç etkilenmeyen ve paslanmayan element) bir küredir. Küre, dışarıdan gelen devasa su basıncını yüzeyine en eşit şekilde dağıtır. Öte yandan titanyum küresi, basıncın tek bir noktada birikmesini önlemek amacıyla %99,9 oranında kusursuz bir pürüzsüzlük ve yuvarlaklıkla üretilmiştir.

Akrilik Camlar

Dışarıyı görebilmek için kullanılan camlar düz değil, içeriye doğru daralan koni biçimlidir. Dışarıdaki su basıncı arttıkça, koni biçimli bu cam, yuvasına daha çok sıkışır. Bunun sonucunda basınç, camın sızdırmazlığını ve sağlamlığını doğal olarak artırmaya da yarar. Bu camlar, özel pleksiglas/akrilik malzemeden üretilir.

Sentaktik Köpük (Aracın Yüzme Kabiliyeti)

Aracın titanyum küresini çevreleyen dış beyaz kabuğu, denizaltının su yüzeyine geri çıkabilmesini sağlayan sentaktik köpükten yapılır. (Sentaktik köpük, içi boş milyarlarca mikro küreciklerin bir ana malzemeye eklenmesini sağlayan özel bir kompozit yani alaşımdır.) Bu malzeme hafiflik, yüksek dayanım ve düşük su emme özellikleri taşır. Böylece aracın batmadan tekrar yukarı çıkabilmesini sağlayan kaldırma kuvveti de üretilmiş olur.

Denize Dalış ve Sonrası Çıkma Sistemi

Bu araçlarda derine inmek için tanklarına normal denizaltılarda olduğu gibi su alınmaz. Bunun yerine, gövdelerine elektro-mıknatıslarla tutturulmuş ağır demir kütleler kullanılır. Araç dibe ulaştığında veya herhangi bir nedenle yukarı çıkılmak istendiğinde bu demirler okyanusa bırakılır. Hafifleyen araç, sentaktik köpüğün kaldırma kuvveti yardımıyla da bir balon gibi yukarı fırlar. Elektrik tamamen kesilse bile mıknatıslar devre dışı kalacağı için sorun oluşturmaz ve demirler otomatik olarak düştüğünden araç yüzeye çıkar.