Hatırlayalım, 1920 yılında Charles Ponzi, bir şirket kurdu ve "45 günde %50 kâr yapın" diye ilan verdi.

Ponzi dolandırıcılığı adı verilen bu sistem şöyle çalışıyordu:

- Yüksek Kâr Vaadi: Piyasa ortalamasının çok üzerinde ve kısa sürede garanti kazanç.

- Paranın Aktarımı: Ortada gerçek bir üretim, ticaret veya yatırım yoktur. Sisteme yeni katılan kişilerden alınan paralar, daha önce sisteme giren eski yatırımcılara "kâr payı" veya "anapara iadesi" olarak ödenir.

- Döngü ve Çöküş: Sistem, sürekli yeni yatırımcı bulunduğu sürece ayakta kalır. Yeni katılımcı kalmadığı veya herkes parasını aynı anda çekmek istediğinde akış durur, sistem hızla çöker ve yönetici veya şirketi kuranlar paralarla ortadan kaybolur.

Benzer şekilde, 1997 ortalarında Türkiye'de "Titan Saadet Zinciri" kuruluşu peydahlandı. Bu sistem de kısaca, oyuna katılan bir üyenin dost, akraba, arkadaş, tanıdık gibi en az iki kişiyi daha oyuna katarak, sadece para üzerinden para kazanmaya dayalı, ortada ürün veya hizmet bulundurmayan bir iş modeli ile aldatma türünden başka şey değildi.

Nitekim sistemi kuranlar oyuna iştirak sayısını artırmak amacıyla başlangıçta haftada 2, 4 ayda toplamda 32 kez 'üye katılım toplantısı' yapmayı planlamışlardı. Fakat bu durumda oyuna sokulan insan sayısının 2 milyon 178 bin 309 gibi inanılmaz sayıya ulaşması gerekiyordu. (Tavşanların üremesi problemi gibi, Fibonacci dizisinin 32. teriminin değeri)

Kuşkusuz bu kadar insanı sisteme sokmak olanak dışıydı, kaldı ki bunların da kâr edebilmesi için değil Türkiye, dünya nüfusu da sisteme üye yapılsa yetersiz kalacaktı. Yani dipsiz kuyu misali. Sonunda durum açığa çıktı, sistem çöktü. Bu dolandırıcılıkta da sistemi kuranlar büyük paralar kazandılar, sisteme ilk girenlerle, uyanıklık yapıp sistem çökmeden anapara ve kârlarını alıp ayrılanlar kazançlı çıktı. Ama piramidin en alt tabakalarında kalan çok büyük çoğunluk için sonuç hüsran ve perişanlık oldu.

"TARİH TEKERRÜRDEN İBARET."

Yine benzer şekilde 2025 yılının son çeyreğinde bu sefer çok daha büyük dolandırıcılık, ‘Fon Dolandırıcılığı’ ortaya çıktı.

Bu dolandırıcılık en nihayet Eylül 2026'da açığa çıkmış, başta Tera ve Pusula Portföy olmak üzere 7 Şirketin kurduğu 131 yatırım fonunun tasfiyesi ve soruşturulması aşamasına gelmiştir. TEFAS (Türkiye Elektronik Fon Alım Satım Platformu) verilerine göre bu 7 şirketin 223 fonunun toplam hacmi 1.10 trilyon TL, tasfiye edilen 131 fonun büyüklüğü ise 826 milyar TL olup toplamda 515 bin yatırımcıyı ilgilendiriyor. En büyük pay Tera Portföy şirketinde bulunmaktadır. Öyle ki sadece 5 fonu kâğıt üzerinde 538 milyar TL gibi devasa büyüklüktedir.

NASIL ANLAŞILDI?

Suni Kazanç Sarmalı: Bazı portföy şirketleri, borsada işlem hacmi düşük ve kendi gruplarına ait şirketlerin hisselerini yoğun şekilde aldı. Az satıcısı olan hisse yükseldikçe fonun getirisi kâğıt üzerinde % 1000 - 2000 gibi rekor seviyeler gösteriyor, rekor getiriyi gören yüz binlerce yeni yatırımcı parasını getiriyor, gelen parayla yine aynı hisseler satın alınıyordu.

Likidite Krizi (Nakit para yokluğu) ortaya çıkınca Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) 28 Ağustos 2026’da kuralı sıkılaştırarak - bir fonun tek hissede taşıyabileceği payı - sınırlayınca yüksek pozisyon taşıyan fonlar satış yaptı. Hacmi küçük hisseler ise satılamadı, satılmaya çalışıldıkça da fiyatı çakıldı. Küçük Yatırımcılar "paramı ver" deyince vergisi var, paran bloke oldu gibi bahanelerle 70 dereden su getirilerek ödeme yapılmada büyük zorluklar gösterildi ve bunun sonunda kasada nakit para olmadığı anlaşıldı, neticede işin foyası kabak gibi ortaya çıktı.

İlk olarak Pusula Portföy'ün 2 para piyasası fonu yatırımcıya ödeme yapamayınca temerrüde düştü, sonra bu Tera Portföy ve diğerlerine yayıldı.

SPK (Sermaye Piyasası Kurulu), 17 Eylül'de TEFAS'taki tüm alım-satımları kapattı ve 131 fonun tasfiyesine karar verdi. Ama artık çok geç kalınmış, olan olmuş ve yüzbinlerce küçük yatırımcı kısa zamanda parasına para katacağına ellerindekini de kaybetti. Kimileri perişan oldu kimileri de perişan olmanın yanında depresyona girdi.

Fonlar kâğıt üzerinde korkunç derecede zengindi ama içindeki hisselerin alıcısı yoktu. Kasa boşalınca sistem kitlendi. Tasfiye sonrası hisseler satıldıkça yatırımcılar pay oranlarında paralarını eksik olarak ve uzun zaman dilimi içerisinde belki geri alabilecek, ama değer kayıplarının oldukça yüksek olacağı kesin.

SONUÇ:

‘’İnsanlar inanmak istedikleri şeye inanırlar’’ (Jül Sezar). Ama iyice inceleyip araştırmadan yapılan vaatlere kanmak da bazen hüsranla sonuçlanabiliyor.

Diğer taraftan Albert Einstein’in veciz bir sözünü tekrarlayalım. “İki şeyin sonsuz olduğuna inanıyorum. Biri evren, öbürü aptallık, ancak ilkinden pek emin değilim!” Lakin burada fona para kaptıran özellikle küçük yatırımcıları enayilikle suçlamak biraz haksızlık olur. Çünkü:

Bu tür Fon ‘Saadet Zinciri’ gibi değil ki. Saadet Zinciri’nde güven kaynağı kişisel güven, akrabalar, arkadaşlar, tanıdıklar. Fon dolandırıcılığındaki güven ise; Sermaye Piyasası, Devlet Denetleme gibi doğrudan Cumhurbaşkanına bağlı devlet kurulları.

Saadet Zinciri yatırımcıyı yukarıda da belirttiğimiz üzere arkadaş, akraba ve tanıdık üzerinden vurmuştur. Fon dolandırıcılığında ise bu sisteme katılan yüzbinlerce vatandaş, devlet ve ona bağlı resmi kuruluşlara güvendikleri için büyük hüsran ve yanılgı içerisine girmişlerdir.

"Güven bir kâğıt gibidir; bir kere buruştu mu düzelse de izi kalır." Yatırımcı devlete güvenmeyip te ne yapacaktı. Bunun başka bir yolu yordamı yoktu ki. Neticede Fon dolandırıcılığı, ilgili devlet kuruluşlarına olan güveni de önemli ölçüde sarsmıştır.