Demokrasi ve ortak akıl modern dünyanın temelini oluşturur. "Çoğunluğun kararı en doğrusudur" fikri bize güven verir. Ancak tarih bize gösteriyor ki; kalabalıklar bazen bilgi eksikliğiyle, korkuyla, bazen de manipülasyonla (kişilerin görüşlerini kendi çıkarlarına uygun olarak belli belirsiz değiştirmesi) ya da sürü psikolojisiyle yanlış kararlar alabiliyor.
Bir kararın çok kişi tarafından desteklenmesi, onun ahlaki ya da bilimsel olarak doğru olduğu anlamına gelmez. Fransız düşünür Frank’ın dediği gibi, "Bir aptallığı milyonlarca kişi de söylese, o yine bir aptallıktır." Durumu pekiştirmek için ‘’çoğunluğun alkışladığı’’ ama sonuçları felaketle biten tarihteki bazı olaylara bakalım.
Sokrates’in Ölüm Cezası - M.Ö. 399:
Atina halk meclisi 500 kişilik jüriyle oylama yaptı. Sokrates, "gençleri bozmak ve tanrılara inanmamak" suçlamasıyla yargılandı. Ölüm cezası 360’a karşı 140 oyla onaylandı.
Çoğunluk, Sokrates’in sorgulayıcı fikirlerinden rahatsız oldu. Savaşta yenilmiş, morali bozuk bir toplum "suçlu arıyordu". Felsefe yerine rahatlatıcı cevaplar isteyen halk, en büyük düşünürünü susturdu. Atina kısa süre sonra pişman oldu. "Atina ne yaptı?" diye utanç duyuldu. Sokrates’in idamı Batı felsefesinin dönüm noktası oldu. Bugün demokrasi dersi olarak okutuluyor. Bu "Çoğunluk tiranlığı" (çoğunluğun azınlığı zorbalıkla ezmesi) kavramının ilk örneği oldu.
Vietnam Savaşı’na Destek:
"Tonkin Körfezi Olayı" (Ağustos 1964 yılında Amerikan gemilerinin Tonkin Körfezinde Kuzey Vietnam’a ait torpido botlarınca saldırıya uğradığı öne sürülerek - ki yalan olduğu bilahare ortaya çıktı) ABD Kongresi %98 oyla ‘’Güneydoğu Asya Kararı’nı’’ onayladı. Amerikan halkının %60’tan fazlası savaşı destekledi. "Komünizmi durdurmalıyız" fikri çoğunluktaydı. Oysa olayın raporları eksik ve yanıltıcıydı. Medya ve hükümet "tehdit var" algısı yarattı. Sorgulamaya kalkışan azınlık "vatan haini" ilan edildi. Sonuçta 58 bin ABD askeri, 2 milyon Vietnamlı öldü. Savaş kaybedildi. 1975’te ABD utançla çekildi. Toplumda sarsıntı ve hükümete güvensizlik 50 yıl sürdü.
Mortgage Krizi - "Herkes Ev Alıyor" Yanılgısı:
2000’li yılların ortasında ABD’de bankalar, devlet, medya ve halkın %90’ı aynı şeyi söyledi: "Emlak fiyatları hep artar. Kredi çek, ev al." Risk altındaki kredileri "herkes yapıyor" diye normalleştirdiler. Uzmanların "balon var şişiriyorlar" şeklinde uyarı ve haykırışları ne yazık ki azınlıkta kaldı. Bunun sonucu kısa zamanda balon patladı. Dünya çapında 10 trilyon dolar buharlaştı. Milyonlarca insan evini kaybetti. Büyük durgunluk (recession) başladı. Yanlışlık neredeydi? Sürü psikolojisi ve açgözlülük. "Komşum aldı, ben de alayım" mantığı.
-Ekonomi ve bilimde "herkes öyle yapıyor" söylemi en tehlikeli cümledir.
-Sayısal çoğunluk, mahkeme yerine geçemez. Çoğunluk Neden Yanılır? Tarih bize 3 ortak neden gösteriyor:
-Bilgi Eksikliği: Halk eksik/yanlış bilgiyle karar verdi
-Korku ve Baskı: "Herkes böyle düşünüyor, ben farklı düşünürsem dışlanırım" korkusu
- Zaman Baskısı: Aceleyle, düşünmeden alınan kararlar.
İngiliz yazar John Stuart Mill buna "Çoğunluğun Tiranlığı" dedi. Demokrasi oylamadır ama demokrasi aynı zamanda azınlığın hakkını korumaktır.
Tarih, çoğunluğa uymadan önce 2 kez düşünmemizi fısıldar. İki kişi aynı şeyi düşünüyorsa, biri fazladır" (Einstein) İlber Ortaylı’nın dediği gibi: "Bir milleti felakete götüren en kestirme yol, akla değil kalabalığın gürültüsüne uymaktır.
Tıpta Hijyen Trajedisi:
19. Yüzyılda Macar doktor İgnaz Semmelweis, lohusa hummasından ölen kadınların oranını azaltmak amacıyla doktorların ameliyattan önce ellerini yıkamasını önerdi. Dönemin tıp dünyası (çoğunluk), görünmeyen "mikroplar" fikrini teorik olarak ispatlayamayınca bu fikri saçma buldu ve Semmelweis'ı alaya alarak dışladı. Daha sonra ruhsal sıkıntılar geçiren Semmelweis, akıl hastanesinde trajik bir şekilde can verdi. Çoğunluğun bu kibirli yanılgısı, binlerce kadının daha hayatına mal olmuştu.
Demokratik Meşruiyet:
Adolf Hitler’in NSDAP (kısa adıyla Nazi partisi) partisi, 1932-1933 seçimlerinde milyonlarca Alman vatandaşının oyunu alarak en büyük parti oldu. Alman toplumunun çoğunluğu, milliyetçi histeri ve ekonomik vaatlerin peşinden giderek bir soykırım mimarını destekledi. Bu örnek, çoğunluğun iradesinin nasıl canavarca bir rejimi meşrulaştırabileceğini gösteren en köklü kanıttır. Sağlıklı bir toplumun ölçütü çoğunluğun sesinin ne kadar gür çıktığı değil; azınlığın ve hakikatin sesine ne kadar kulak verildiğidir.
Tarihte gördüğümüz "çoğunluk kararı" ile "halkın genel eğilimi" arasındaki fark, günümüzde de karşımıza çıkabiliyor. Nitekim geçtiğimiz günlerde TBMM’de PKK üyelerine yönelik af ve yasal düzenleme içeren bir paket alelacele oylamaya sunuldu. Oylama sonucunda 468 milletvekili büyük çoğunlukla pakete "evet" oyu verdi.
Aynı dönemde çeşitli anket şirketleri ve sivil toplum kuruluşlarının yaptığı kamuoyu yoklamalarında ise katılımcıların yaklaşık %70’inin bu tür bir düzenlemeye karşı olduğu yönünde sonuç çıktı.
Tarihsel Bağlamda Değerlendirme:
1- Meclis, halkı temsilen karar alır. Böyle bir karar alınırken öne sürülen gerekçeler "uzun vadeli barış", "çatışmaların sonlandırılması", "devlet politikası" gibi kimsenin itiraz edemeyeceği hususlardır.
2. *Kararın Sonuçları*: Tarihte olduğu gibi, toplumun büyük kısmının karşı çıktığı bir karar alındığında toplumsal tartışma, güven ve meşruiyet konusu gündeme gelir. Neticede alınan kararların ne denli yanlış olup felaketlerle sonuçlandığı aradan yıllar geçse bile tartışılır. (Devleti yönetmek, sadece anlık alkışa bakmak değildir. 50 yıl sonrasını hesap etmektir. Prof.Dr. İlber Ortaylı)
SONUÇ:
Dünya ve özellikle ülkemizde siyasetçilerin kendi siyasi gelecek kaygıları ile bağlı olduğu partilerinin çıkarlarını göz önünde bulundurmadan ikinci plana almaları, öncelikle toplumun uzun yıllar en üst seviyede refah ve barış ortamı içinde yaşamasını sağlayacak kararlara odaklanmasında yarar görüyoruz.