Bu hafta sizlere New York sosyetesinin en rafine, en sessiz ama çok etkil ikonlarından biri olan Mica Ertegün üzerinden modayı anlatmak istiyorum...

Stilin bağırmadan konuştuğu bir dönemin temsilcisi olarak görüyorum o çok naif ve duru güzelliği olan kadını...
Asıl adı Micaela Ertegün olan bu zarif hanımefendi, hem iç mimarlık dünyasında hem de moda çevrelerinde kendine özgü bir efsane yaratmıştır...
Ülkemizle bağlantısı ise oldukça güçlü, Mica, müzik dünyasının dev isimlerinden Ahmet Ertegün ile evliydi...
Bu evlilik, onu sadece bir tasarımcı değil,sanat, müzik ve cemiyet üçgeninde dolaşan gerçek bir “stil elçisi” haline getirmişti…

STİL MEKAN VE LÜX

Mica Ertegün’ün iç mimari anlayışı, gösterişten uzak ama derin bir zarafet taşıyordu..
Newyork’taki evleri ve tasarladığı mekânlar, vintage objeler, sanat eserleri ve yumuşak dokuların, özenli ve kusursuz birleşimiyle adeta birer sahneye dönüşüyordu...
Onun tarzı için en doğru ifade,
Eski ve yeninin etkili birlikteliği diyebilirim...

Moda tarafında ise abartıdan uzak, zamansız parçaları tercih eden çok zevkli , gusto sahibi bir kişilikti...
Onun üzerinde büyük logolar yerine kesim, kumaş , renk ve duruş konuşurdu...
Bundandırki ,birçok stil otoritesi onu “gerçek şıklığın MİCA hali” olarak görürdü...

SANAT VE İLHAM

Mica Ertegün, Newyork'un en seçkin davetlerinde boy gösterse de hiçbir zaman “gösterişli sosyetik” olmadı...
Daha çok sanat koleksiyonerleri, tasarımcılar ve müzik dünyasının entelektüel çevresiyle anıldı...
Evinin kapıları,sanatçılara, müzisyenlere ve yaratıcı ruhlara her daim, ardına kadar açıktı...
Bu yönüyle yaşayan bir “salon kültürü” temsilcisiydi...
Onda Avrupa aristokrasisinin modern bir yansıması görülürdü...
Mica Ertegün bugün hâlâ zamansız stilin , sessiz lüksün, kültürler arası zarafetin en güçlü sembollerinden biri olarak anılmaktadır...
Onun hikâyesi, modanın sadece kıyafet değil , yaşam biçimi olduğunu hatırlatan nadir hikâyelerden biridir…

Bazı kadınlar modayı takip eder, bazıları ise modanın ruhunu tanımlarlar...Mica Ertegün, ikinci gruptandı...Ama bunu hiç , yüksek sesle yapmadı. Onun stili, bir sezonun trendlerinden çok çok daha kalıcıydı,fısıltıyla gelen, ama hafızada kalan , kendini hatırlatan bir zarafetti...
Onun dili,ipek bir gömleğin düşüşü, kusursuz kesimli bir ceketin omuz hattı ve zamansız siyahında gücüydü...
Zamansızlığın formülünü yazmıştı...
Mica’nın gardırobu kapsül koleksiyondu...
Siyah, krem ve nötr tonlar, kusursuz terzilik…
Sessiz ama güçlü aksesuarlar…
Stilinde“fazla” diye bir kavram hiç yoktu...
Bir inci kolye, doğru anda takıldığında , bir elbiseden daha çok şey anlatabilirdi…
Bu yaklaşım, bugün moda dünyasında sıkça duyduğumuz yukarıdada türkçesiyle bahsettiğim “quiet luxury” akımının yıllar önceki en rafine temsilidir...
Gösterişsiz ama etkili İkon,
Mica Ertegün’ü farklı kılan şey, moda dünyasında görünmeden var olabilmesiydi…
O, ön sırada oturan ama flaşlara poz vermeyen kadındı...
Stilini sergilemez, yaşardı..
Bugün birçok tasarımcı ve stil danışmanı için Mica’nın mirası
“Gerçek şıklık, dikkat çekmeye çalışmaz zaten fark edilir.”
Ve belki de bu yüzden, onun adı trend listelerinde değil, zamansız stilin en güzel sayfalarında yazılı kaldı...