Osmanlı İmparatorluğu, 600 yıla yakın ömrüyle adeta uzun bir masal gibidir… 1299’da küçük bir beylik olarak doğmuş, zamanla üç kıtaya yayılıp koskoca bir dünyaya dönüşmüştür… Saraylarında ipekler fısıldar, çiniler ışıldar, sokaklarında esnaf selam verir, kahveler kaynardı…

Padişahları, şairleri, mimarları ve zanaatkârlarıyla Osmanlı, gücü şıklıkla, disiplini incelikle her daim birleştirmeyi başarmıştır…

Camileri gökyüzüne dua eder gibi yükselir, musikisi kalbe usulca dokunurdu…

Yani, Osmanlı, yalnızca bir imparatorluk değil , moda üzerinden bakınca , düzen, estetik ve birlikte yaşama kültürünün , cici, güzel, şık, mutlu, ihtişamlı ve biraz da romantik bir hatırasıdır...

OSMANLIDA HALK MODASI

Halk saray ihtişamından çok daha sade ama bir o kadar da anlamlı ve kimlik sahibi şeklinde giyinirdi…

Kıyafet sadece örtünmek değil, kim olduğun, nerede yaşadığın, ne iş yaptığınla ilgiliydi… Gösterişten uzak, işlevsel hayatın içinde rahat ettiren kesimlerdi… Kat kat giyim iklime ve mahremiyete uygunluktandı...

Doğal kumaşlar, yün, pamuk, keten, ipek, halkta pek görülmezdi...

Uzun ömürlü parçalar hep tercihti, bir kıyafet yıllarca giyilir, sökülen yırtılan onarılırdı...

KADINLARDA HALK MODASI

İç gömlek, pamuklu ya da keten, en temel kumaş türüydü… Şalvar, bol, rahat, tarla, ev işi için en ideal giysiydi...

Entari, günlük hayatta desenli ama sadeydi... Cepken, yelek soğuk havalar için giyilir, bazen de işlemeli olurdu... Baş örtüsü, yazma, tülbent, renk ve bağlama şekilleri, bölgeye göre değişirdi...

Dışarıda ferace ya da uzun örtüler kullanılırdı. Renkler genelde toprak tonları, siyahlar kullanılırken, krem bordo pembe gibi çok belirgin renkler daha çok özel günlerde tercih edilirdi…

ERKEKLERDE HALK MODASI

Gömlekler, bol kesim, pamuklu, şalvarlar ya da potur, hareket rahatlığı için daha bol hazırlanırdı…

Kuşak belde hem destek, hem cep görevi görürdü... Yelek, cepken mesleğe göre farklılaşırken, başlık, fes, sarık ya da takke dönem ve bölgeye göre değişirdi...

SOSYAL SINIF VE BÖLGE FARKI

Köylü ve şehirli arasında kumaş ve renk farkı vardı... Modeller aynı olsada köylü daha kalın ve koyu renk kumaş giyerdi... Şehirli ince kumaş ve hafif süslü, Doğu, Ege, Balkan, Anadolu yöreleri işlemelerle ayrılırdı...

OSMANLIDA SARAY MODASI

İhtişamın, gücün ve zarafetin kumaşa bürünmüş hâliydi Sarayda moda... Statü, hiyerarşi ve görkemin diliydi... Ne giydiğiniz, kim olduğunuzu ve saraydaki yerinizi anlatırdı... Kadın Saray Modası Kaftan, saray modasının yıldızıydı, itibar ve ödül simgesiydi…Kadife, atlas ve kemha kumaşlardan yapılırdı... İşlemeler altın, gümüş sırma, inci, zümrüt, yakuttan işlenirdi… Bol renkli entariler, şalvarlar giyilirdi... Renkler; mor, lacivert ve altın tonları, zümrüt yeşili, aynı zamanda güç ve asalet göstergesiydi.. Başlıklar, hotozlar, mücevherli baş bağları, saçlar adeta bir mücevher vitrini sayılabilirdi...

Erkek Saray Modası Kaftan gücün sembolü sayılırdı... Padişahın kaftanı adeta devletin görsel baş harfi simgesiydi… Kumaşlar, Bursa ipeği, Hereke dokumaları, altın telli brokarlardı…

Sarığın büyüklüğü, makamın büyüklüğünü gösterirdi...

Aksesuarlara gelince mücevherli kemerler, hançerler, işlemeli ayakkabılar çok ihtişamlıydı...

Tasarım ta o yıllarda başarısını bu atölyelerde kanıtlamıştı... Saray modası “terzi işi” değil, adeta devlet sanatıydı... Nakkaşlar, dokumacılar, kuyumcular, birlikte çalışırdı... Desen ve motifler lale, karanfil, bulut, rumi, keçiboynuzu, nazarlık hepsi birer sembol olmuştu... Osmanlı'da saray modası , giyinmek değil, temsil etmek üzerine kurulmuştu... İmparatorluk gücünü savaş meydanları, siyaset ve bir çok konuda gösterdiği gibi o dönemin modasında da, pahalı kumaşlar, renk renk, kıymetli, pahalı ipekler ve çeşit çeşit mücevherlerlede sergilemişti...

Ve Osmanlı’da modanın kalbi aslında hep saraylarda atıyordu.