115 yıllık çınar Ankaragücü’nde camianın en büyük sorunlarından biridir sabırsızlık. “Taraftar 100 yıl sabretmiş, daha ne kadar sabretsin?” sorusu elbette sorulabilir ama doğru yanıtı verebilmek için öncelikle o an içinde olunan tabloya günün gerçeklerini görerek ve kabul ederek bakmak lazım.

Kulübün bir asrı geride bıraktığı günlerde “100. yılda şampiyonluk” filmi izlettirdiler armaya gönül verenlere. Rüyadan uyandığımızda takım peş peşe iki küme düşmüştü. Süper Lig’e geri dönmek yılları aldı.

O günlerde yine bir parmak bal çalındığı ağızlara. Avrupa kupalarında mücadele edilecek, 50 binlik stadyum sarı lacivert koltuklarıyla hizmete açılacak, müthiş tesisler inşa edilecekti. Temiz kalpler o söylenenlere inandı, gerçek sandı.

Bir sabah kalktığımızda yine acı gerçek vardı karşımızda. Takım küme düşmüştü. “Kadroyu bozmayacağız, düştüğümüz gibi çıkacağız” dediler. Taraftar yine iyi niyetliydi, ona da inandı ama o sezonun sonunda bir kez daha 2. Lig’e düşmek vardı.

Taraftarın yumuşak karnı, sabırsız olması. O nedenle vaatlere çabuk ikna oluyor, gerçek olacak diye beklemeye başlıyorlar. Gerçekler ortaya çıktığında ise yıkım büyük oluyor. Kulüp kongre sürecine girince yeni yeni başkan adayları belirmeye başladı. Vaatler bol ama sözlerinin arkası ne kadar dolu ne kadar dayanağı var, belli değil.

Böyle zamanlarda uçuk kaçık vaatlere değil, ayağı yere basan projelere itibar etmek lazım. Mustafa Kaplan “Bu sezon şampiyonluk beklemeyin” dediğinde, bir anda iyi adamdan kötü adama dönüşmüştü ama mevcut kadronun neyi yapıp neyi yapamayacağı ortada. Hücum gücü son derece zayıf dar bir kadroyla Kaplan’ın ardından Recep Karatepe ve ekibi de büyük bir mücadeleyi ortaya koymaya, taraftarı tatmin edecek futbol oynatmaya çalışıyor.

Uzun lafın kısası… Her şeyden önce biraz daha sabırlı olmalı, mucize beklemek yerine, kulübü yaşatacak kalıcı çözümlere odaklanmalı. Teknik adam ve oyuncularını demoralize etmek yerine, sonuna kadar destekleyip ve motive etmek lazım. Çünkü elde avuçtaki imkan ve malzeme bundan daha fazlası değil.