Türkiye, AB’ye (o zaman AET) 1959'da ortaklık başvurusunda bulundu. Başbakan Adnan Menderes’ti.
AET Bakanlar Konseyi, başvuruyu kabul etti. Ortaklık anlaşması 12 Eylül 1963’de imzalandı ve 1964’de yürürlüğe girdi.
Türkiye, 14 Nisan 1987’de üyelik başvurusunda bulundu. Ama ‘yapacak görevleriniz var, henüz erken’ denildi.
1997’deki Lüksemburg Zirvesi'nde, Türkiye genişleme sürecinin dışına atıldı. Bunun üzerine Türkiye, AB'yle siyasi diyalogu askıya aldı.
1999 Helsinki Zirvesi'nde ise Türkiye'nin adaylığı resmen onaylandı ve adaylık statüsü verildi.
TBMM, 2001 ile 2004 arasında 8 Uyum Paketi ve 2 Anayasa Paketi’ni kabul etti.
2005’de AB'ye katılım müzakerelerine başlandı. 16 fasıl açıldı.
Merhum Başbakan Mesut Yılmaz AB Uyum Tasaları’nın görüşüldüğü Meclis Genel Kurulu’nda şöyle diyordu:
“Hiçbir devletin kendi vatandaşını böylesine yoksul, mutsuz ve umutsuz kılmaya hakkı yoktur. Hele hele, yaratılanı Yaradan’dan ötürü seven; insanı, eşrefî mahlûkattan sayan, hâkim değil hadim devlet geleneğine sahip Türk Milletinin buna hiçbir zaman layık olmadığını, buna hiç müstahak olmadığına inanıyorum.”
Türkiye’de AB’ye üyeliğin önemini kavrayan ve bu hedef için belki de en yoğun mücadeleyi veren siyasi figür Mesut Yılmaz’dı. 57. Koalisyon Hükümeti sürecinde, ‘2007’de AB’ye üye olma’ gibi iddialı söylemleri vardı. Ne yazık ki iktidarın dışında kalınca bu amacı gerçekleştirme fırsatı kalmadı.
Türkiye 1996’da beri gümrük birliğini bedel ödeyerek yürütüyor.
Ve sene 2025, Türkiye halen AB üyesi değil. Bu sonuçta iki tarafın da kusurları var. Ama baş suçlunun AB olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Rusya-Ukrayna savaşı ve Amerika’nın sergilediği tavır AB’de travma yarattı. Türkiye’nin önemi Avrupalıların kafalarına dank etti.
Türkiye ve AB son yıllarda yaşanan gerilimli yılların ardından tekrar işbirliği yoluna girdi.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz Cuma günü Türkiye'ye ilk ziyaretini yapacak. Merz'in ziyaretinde ikili ilişkiler, göç, güvenlik, İsrail, Suriye, SAFE programı ve Eurofighter jetlerinin satışı gibi kritik konular bulunduğu belirtiliyor.
Şimdi, “Ortak hedefimiz, NATO'nun Avrupa ayağını güçlendirmektir” söylemi ekseninde Türkiye’ye yanaşma ihtiyacı duyuyorlar. SAFE programıyla Avrupa’nın ABD’ye bağımlılığını azaltmayı hedefliyorlar. Savunma sanayinde yaptığı atılımlar sayesinde Türkiye güvenlik alanında AB için vazgeçilmez bir aktör haline geldi.
Burada AB’nin lokomotif ülkesi Almanya’nın dikkat etmesi gereken en önemli husus, Yunanistan ve Kıbrıslı Rumların Türkiye’ye karşı düşmanlığını törpülemek olacak. Bunların, Kıbrıs ve Ege, Akdeniz ve nitekim Türkiye’nin üyeliği gibi hassas konularda Türkiye-AB ilişkilerini zehirlemelerine engel olunması gerekiyor.
Almanya’dan yansıyan bilgiler Türkiye'nin AB üyeliği hedefinin desteklendiği yönünde. Katılım müzakereleri askıda lakin ticaret, göç ve güvenlik alanlarında işbirliği yapma gayeleri var. Türkiye’nin atacağı adımlarla katılım müzakerelerinin tekrar başlamasını sağlaması gerekiyor. Yani, AB’ye ‘sadece güvenliğin için bana gelme’ demek lazım. AB’nin geçmişte Türkiye’ye karşı sergilediği basiretsiz politikayı terk etmesi şart.
‘Hukukun üstünlüğü, insan hakları, demokrasi, basın özgürlüğü’ gibi değerler önemli ama bunları bahane ederek Türkiye’ye kapatılan kapıların açılmasının zamanı çoktan geldi.