Gazeteciler ile siyasetçiler arasında bugünlere örnek olacak diyaloglar vardı geçmişte.. Bu diyalogların hemen hemen hepsine gülerek veya tebessümle cevap verirlerdi siyasi liderler…
Yakından ve gezilerinde izlediğim liderler Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Turgut Özal ve Erdal İnönü bu esprilere gülerek veya hareketleri ile cevap veren siyasilerdi…
Süleyman Demirel esprili sorulara esprilerle cevap verirken, bazı meslektaşlarımızın tiklerini de bildiklerinden hep gülerek karşılardı… Bunlardan en belirgini rahmetli foto muhabiri Abbas Goralı’nın meşhur tikiydi.. Bazen Başbakanlık merdivenlerinden inerken veya kapı önünde açıklama yaparken bizler Abbas abiye dokunurduk.. Abbas abi o anda hemen küfür ederdi. Ama Demirel bu olayı bildiğinden Goralı’ nın gayri ihtiyari ağzından çıkan sözleri gülerek karşılardı…
Erdal İnönü de yapılan esprilere gülerek ve esprili bir şekilde yanıt verirdi…
Böyle tiki olanlardan biri de foto muhabiri Yaşar Uçar idi.. O da kendisine dokunulduğunda hemen küfür eder ve elleriyle tepki verirdi… Birgün THY’nin tarifeli uçağıyla geziden geliyorduk. İzlediğimiz lider Turgut Özal’dı. Eşiyle birlikte ön koltukta oturuyordu.. Uçak Esenboğa’ya indiğinde aprona yanaşırken Yaşar ve ben önce inmek ve Özal’ın inişini fotoğraflamak için kapıya doğru gidiyorduk.. Ben yol açması için Yaşar’a dokunduğumda o meşhur sözünü etti. Özal da pür dikkat bizi izliyordu.. Çünkü hareketimiz onun önünde olmuştu.. Özal ne oluyor gibi düşünerek bana bakınca.. Ben de Yaşar’ın tiki olduğunu söyledim. Bu söz üzerine Özal da Yaşar’a dokunmak için elini uzattı.. Özal’ın elini tutan ve karşısında yere çömelip kalkan Yaşar’ın “ne olur yapmayın Başbakanım” diyerek yal varması hala gözümün önünde..
Bülent Ecevit ile seçim otobüsüyle çıktığımız bir gezi de bizler arkada aramızda yastık kavgası yapıyor, yastıkları birbirimize atıyorduk.. Ecevit oturduğu ön koltuktan geriye dönerek bizlere baktı ve tebessüm etti.. Siyasilerin bu gezilerinde gazeteciler yaşadıkları stres nedeniyle birbirlerine böyle şakalar yaparak enerjilerini boşaltırlardı… Bunların hepsi liderler tarafından hoş karşılanırdı..
Özal’ı bir İzmir Muğla gezisi sırasında izliyorduk.. İzmir gezisinin ertesi günü Özal makam arabası ile hareket etti ve Aydın yönüne gidiyordu.. İzmir çıkışında trafik ekipleri Özal’ın üç arabalık konvoyunu bizlerden ayırdı… Bir süre sonra bizde telaşla yola koyulduk ve yolda gördüğümüz ekiplere hep sorduk “buradan iki siyah bir beyaz arabadan oluşan Özal’ın konvoyu geçti mi” diye. Onların belirttikleri yönde bizler ilerlerken Aydın il sınırları içinde bir ekip Marmaris yol ayrımında bir mola yerinin önüne getirdi bizleri… Özal burada mola vermişti ve bizleri görünce “nerede kaldınız çocuklar diye” bize sordu ve yanına oturttuktan sonra bizlerle sohbete başladı… Sonra birlikte Marmaris’e geçtik.. Kaldığımız otelde odalara yerleştikten sonra bahçeye çıkarken Özal’a karşılaştım ve otelin çok kalabalık olduğunu ima ederek “bir ton turist var” diye bir söz çıktı ağzımdan.. Özal da bu söze “ tarttın mı Süreyya “diyerek esprili bir cevap verdi…
Eskiden liderlerle sohbetimiz hep böyle dostluk ve arkadaşlık temeli üzerine kurulur ve hiç biri bize Başbakan olduğunu siyasi parti genel başkanı olduğunu hissettirmezdi… Ayrıca bugünkü kadar çok koruma da olmazdı etraflarında…
Özal gittiği yerde çarşıyı dolaşırken etrafında üç dört kişiden fazla koruma istemezdi ve onların da vatandaşla göz göze gelmesini ve sohbetlerini engellememesini isterdi…