Yıllardır hep aynı gıdaları alıyoruz… Ama her yediğimizde ağzımızda biraz daha olsa da yesek dediğimiz tadı şimdilerde göremiyoruz…
Kahvaltıda yediğimiz peynirden, yağdan zeytinden reçellerden tutun aklınıza gelen her türlü kahvaltılık artık hiçbir şey ifade etmiyor… Yıllar önce büyük teker biçiminde aldığım Kars kaşarını şimdi bulamıyorum, Devlet Üretme Çiftliğinden aldığımız beyaz peyniri artık göremiyoruz… Piyasa o kadar çok kaşar ve beyaz peynir var ama hiçbirisi için işte aradığım lezzet bu diyemiyorum…
Balıkesir Havran ilçesinden gelen zeytinyağını salata da ve zeytinyağlı yemeklerde kullanarak bitirdikten sonra piyasadan aldığımız hakiki riviera yazan zeytinyağları bile bize su gibi geldi….
O menemen de salata da ve çorba yaparken kullandığımız o mayhoş ince kabuklu domatesler bile artık yok.. Gözümüzü kapayıp yemeğe kalksak yediğimizin domates olduğunu çok zor anlayacağız…
Sadece tarımsal ürünlerin mi tadı kaçtı.. Buna evet demek çok zor çünkü et ürünlerinde de eski tatları hissedemiyoruz.. O sucukta pastırma da yılların lezzeti de ortadan kalktı.. Acılık ve baharat tatlılığı ile eski kaliteyi arar olduk…
Havuzlarda yetiştirilen balıkları da unutmamak lazım.. Onlarda nasibini almış durumda bu yeni versiyonlardan…
Ağız tadıyla yediğimiz sarımsağı unutursak hatırı kalır… Çünkü o da artık eskisi gibi değil.. Eskiden bir diş ezip atsan cacığa aldığın tadı bugün bir baş sarımsak ta atsan alamıyorsun….
Yumurtanın sarısının tonunu tartışırken üzerine döktüğümüz karabiberi unutmayalım. Karabibere karşı alerjisi olan ben daha biberin kapağını açtığımda hapşırmaya başlardım.. Şimdi yumurtanın üzerine döküyorum bana mısın demiyor…