Yıl 1966 yazı… Keçiören de yaptırdığımız tek katlı evimiz için sıhhi tesisat malzemesi almak için babamla birlikte posta caddesine gitmiştik. Birkaç dükkanı dolaştıktan sonra ucuza bulduğumuz bir yerden almaya karar verdik... Babam işi yerine uğramak zorunda olduğu için malzeme parasını bana bıraktı ve malzemeler hazırlanınca alıp eve gitmemi söyledi... Bana da para olarak o dönemin en büyük parası olan bir beş yüz lira verdi ve kendi işine gitti... Ben ise malzemeler hazırlanırken atıştırmalık bir şeyler alarak karnımı doyurmak istedim… Alacağım şey öyle pahalı bir şey değildi ama alamadım… Nedenine gelince hiçbir dükkan cebimdeki tek para olan 500 lirayı bozacak durumlarının olmadığı söyledi... Ve ben cebinde para varken hiçbir şey yiyemedim. O dönemde kredi kartı yoktu her şeyi nakit alıyordunuz. Veya iş yeri sahibi tanıdıksa sonra verirsin diye malı sana veriyordu...
Aradan yarım asrı aşan bir süre geçti... Çok siyasetçiler geldi görev yaptı ve ayrıldı... Bu arada ekonomiyi düzeltmek için liradan altı sıfır atıldı… Paralar yeniden basıldı eskilerin hepsi hatıra olarak belleklerde kaldı...
Bugün ise kullandığımız en büyük para 200 lira.. Ama eskiden olduğu gibi bu en yüksek parayı bozduramadığımız için değil yetişmediği için bir şey alamıyoruz. Bu para belki bir hamburger ile meyve suyuna yeter… Dört dörtlük bir yemek şansını vermediği gibi eviniz için gerekli olacak tesisat malzemelerini de alabilmekten çok uzakta duran bir para yeni 200 lira… Birçok şeyin fiyatına baktığımızda sanki cebimiz de taşıdığımız bozuk para gibi duruyor... Ceplerimiz kredi kartları ile dolu olduğu için kağıt paraların kıymetini bilmiyoruz.
Amacım yeni bir kağıt para basılması değil ekonomi deki kötü gidişin durdurulması için ne gerekiyorsa onun yapılması… Ve ilk olarak da işe elle tutulur bir tasarruf politikasından başlanması... Ama öyle bir tasarruf politikası uygulanacak ki buna harfiyen uyanların başında yöneticiler olacak ve insanlara örnek oluşturacak…