Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanan “Türk Gıda Kodeksi Yeni Gıdalar Yönetmeliği” ile “Türk Gıda Kodeksi Yeni Gıdalara İlişkin Uygulama Tebliği”, 20 Mayıs 2026 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Başkanı Uğur Toprak, yeni mevzuatın getirdiği yasal çerçeveyi, yasaklanan maddeleri ve gıda güvenliği açısından barındırdığı potansiyel riskleri 24 Saat Gazetesi'ne anlattı.

Ankara'da ilaç tedariki alarm veriyor: Kanser ve epilepsi ilaçlarına erişim zorlaştı
Ankara'da ilaç tedariki alarm veriyor: Kanser ve epilepsi ilaçlarına erişim zorlaştı
İçeriği Görüntüle

Yeni gıda kavramının; Türkiye ve Avrupa Birliği’nde yakın geçmişe kadar insanlar tarafından önemli ölçüde tüketim geçmişi bulunmayan, geleneksel olmayan gıdaları ve bileşenleri ifade ettiğini belirten Toprak , düzenlemenin küresel gıda endüstrisinin yeniliklerini yasal bir çerçeveye oturtması açısından bir zorunluluk olduğunu ifade etti.

Yönetmeliğin yürürlüğe girmesinin ardından kamuoyunda oluşan "yapay et üretimi" ve "böcekli gıdaların onaylandığı" yönündeki iddialara yanıt veren Uğur Toprak, konuya ilişkin Türkiye'deki sınırları şu sözlerle ifade etti :

"Yönetmelik kapsamında tanımlanan doku kültürüne hayvansal doku kültürü dâhil edilmiyor. Bu da, halk arasında ‘yapay et’ olarak ifade edilen ürüne ülkemiz kapılarının açılmadığı anlamı taşıyor. Yapay et konusu şu an için mevzubahis değil. Bu yönetmelik buna izin vermiyor."

Toprak, gıdaların piyasaya kontrolsüzce girmesini engellemek için çıkarılan bu yönetmelik kapsamında 189 güvenli bileşene izin verildiğini aktardı. Buna karşın, Avrupa Birliği (AB) mevzuatında yer almasına rağmen Türkiye'de kesin olarak yasaklanan maddeleri ise şu şekilde sıraladı:

"Böcekler, domuz türevleri ve GDO’lu mikroorganizmalarla üretilen bazı maddeler ülkemizde yasaklandı. Domuzdan elde edilen ürünler veya kandan elde edilen ürünler ile böcek ve böcek larvalarından elde edilen ürünler, un kurdu larvalarından elde edilen ürünler AB Mevzuatında yer almasına rağmen ülkemizde yayınlanan Yönetmelik ekinde yer almıyor."

Avrupa Birliği ile kritik fark: "Şeffaflık maddesi bulunmuyor"

Toprak, Türkiye’de yayımlanan yönetmelik ile Avrupa Birliği’ndeki karşılığı olan mevzuat arasında "bilgiye erişim ve şeffaflık" odağında çok temel bir tezatlık bulunduğunu belirtti. Toprak, iki mevzuat arasındaki farkı şu sözlerle ortaya koydu:

"AB karşılığı olan mevzuatta ‘Şeffaflık ve Bilginin Gizliliği’ başlıklı bir madde varken ve ilgili madde temelde şeffaflık üzerine kurulu iken; ülkemizde yayınlanan Yönetmelikte şeffaflığa dair bir madde bulunmuyor. AB Mevzuatı şeffaflık maddesi, bilim kurulundan görüş talep edildiğinde bilim kurulunun başvuru sahibinin sunduğu her türlü bilgiyi ve kendi görüşünü kamuoyuna açıklayacağı belirtiliyor. Başvuru sahibinin geçerli bir gerekçe ile kimi bilgilerin gizli kalmasını talep etmesi halinde, bu talebin değerlendirileceği hükme bağlanmış ancak yayınlanan Yönetmelik sadece verilerin korunması maddesini içeriyor."

"Yeni nesil gıdalar çeşitli riskleri barındırabilir"

Yönetmelik kapsamındaki yeni nesil gıdaların biyolojik etkilerine değinen Toprak, bu ürünlerin doğrudan "zararlı" tescil edilmeseler bile uzun vadeli tüketim testlerinden geçmedikleri için çeşitli riskler barındırdıklarını hatırlattı. Toprak, olası klinik ve metabolik biyolojik riskleri işaret ederek, "Vücudun ilk kez karşılaştığı yeni nesil protein yapıları, özellikle çocuklarda ve bağışıklığı zayıf kişilerde öngörülemeyen alerjik reaksiyonları tetikleyebilir. Nanoteknolojik veya yapay moleküllerin karaciğer ve böbreklerde zamanla birikip birikmeyeceğine dair uzun vadeli veri eksikliği var. Yapay şeker türevlerinin bağırsak florasındaki yararlı bakteri dengesini nasıl etkileyeceği tam olarak bilinmiyor" dedi.

"Laboratuvar, denetim ve izlenebilirlik yetersiz"

Yeni dönemde firmalara sadece etiketleme değil, aynı zamanda toksikolojik çalışmalar ve risk analizlerini içeren bir “bilimsel dosya sunma zorunluluğu” getirildiğini belirten Uğur Toprak, buna karşın Türkiye'nin mevcut teknik ve idari altyapısı nedeniyle sahada yaşanabilecek operasyonel risklere dair şu uyarılarda bulundu:

"Gelişmiş laboratuvarlarda üretilen nanoteknolojik veya genetik yapısı değiştirilmiş molekülleri ‘tam manasıyla’ analiz edecek yerli teknik donanım ve uzman komisyon kapasitesinin yetersiz kalma riski bulunuyor. Mevcut gıdalarda bile taklit-tağşiş ve denetmen yetersizliği yaşanırken, yüzlerce yeni nesil endüstriyel bileşenin hangi ürüne ne oranda katıldığını piyasada etkin bir şekilde takip etmenin (izlenebilirlik) zorluğu var. Risk değerlendirme raporlarının kamuya açık olmaması ve ‘mucize ürün’ adı altında ithal edilen takviyelerin inovasyon adı altında bilimsel inceleme süreçlerini hızlandırması yönündeki ticari baskılar olası bir diğer risk. Endüstriyel değeri çok yüksek olan bu yeni bileşenlerin (örneğin pahalı bir mikroalg yağı) sahte veya standardın altındaki kalitesiz versiyonlarının kaçak olarak piyasaya sürülmesi riski de önemli."

"Ekonomik ve sağlıklı gıdaya ulaşmak insanlık hakkıdır"

Toprak, halk sağlığının korunmasının kâğıt üzerindeki mevzuat maddeleriyle değil; ancak sahadaki bağımsız ve kamusal denetimlerle mümkün olabileceğinin altını çizdi. Toprak, Türkiye'deki mevcut gıda enflasyonu ve sosyo-ekonomik tüketim alışkanlıkları üzerinden devletin mutlak sorumluluğunu şu stratejik ifadelerle hatırlatarak açıklamasını tamamladı:

"Gıda enflasyonu bu denli yüksekken, kırmızı et tüketimi azalıp makarna tüketimi artarken sağlıklı, güvenli, yeterli, dengeli gıdaya, ekonomik ve sürdürülebilir bir şekilde ulaşmak bir insanlık hakkı olduğunu, devletin en önemli görevlerinden birinin de bunu sağlamak olduğunu daha yüksek sesle dile getirmemiz gerekiyor."

Muhabir: Ahmet Çağatay Bayraktar