Türk futbolu yine bildiğimiz tabloda…

Lig başlamadan önce takımlar büyük umutlarla “yeni hocalarını” tanıtır, birkaç hafta sonra ise aynı manşetleri görürüz: “Yollar ayrıldı.”

Bu sezon da tablo değişmedi. Süper Lig’de teknik direktör değişimleri dikkat çekmeye devam ediyor. Her sezon yaşanan bu durum bu sezon da bazı takımlar açısından çıkış yolu olarak birinci tercih olarak kullanıldı. Takımlar başarısız olunca ilk hedef teknik adamlar. Seyirci de böylesi bir durumda yönetim ve futbolculardan önce teknik adamları protesto ederek en kolay yolu seçti. Sonuç ne oldu peki? İlk etapta hemen teknik adamlarla yollar ayrıldı.

Avrupa’nın ilk 10 ligi içinde Türkiye ligi, teknik direktör değişim sayısı açısından en üstlerde yer alıyor. Geriye dönüp baktığımızda 2020-2021 sezonundan itibaren yaklaşık 151 değişiklik ile lider durumda. Bir sonraki sezonda ise 19 takımın 12’si sezonda teknik direktör değişikliğine gitti. 2024-2025 sezonunda bu sayı 20 teknik adama kadar çıktı. Bu sezon da aslında farklı değil. Daha henüz 11 hafta bittiğinde 18 takımın 11’i değişikliğe gitti.Fenerbahçe, Beşiktaş, Antalyaspor, Başakşehir, Kayserispor, Eyüpspor,Kocaelispor, Gaziantep FK, Konyaspor, Fatih Karagümrük ve Gençlerbirliğiçözümü bu şekilde aradı.

Değişikliklerin çoğu kısa vadede etki yarattı. Takımlar ilk 2-3 maçta toparlanma eğilimi gösterdi. Ancak istikrar sağlama konusunda hâlâ zorluk var. Özellikle Beşiktaş, Eyüpspor, F.Karagümrük, Kayserispor ve Antalyaspor’da işler istenildiği gibi gitmiyor.

Böylesi ortamda yeni arayışlar had safhaya ulaşırken hatalar da artarak devam ediyor. Bugün Avrupa’da istikrar örnekleriyle anılan kulüpler antrenörlerinezaman tanıyan yapılar kurdu. Bizde ise “iki hafta kazanamayan” hoca, hemen “hedefe ulaşamadı” etiketiyle gönderiliyor. Futbolun kendisinden çok, sabırsızlığımız ön plana çıkıyor. Böyle olunca da taraftar baskısı ve muhalefetin sesi stadyumlarda daha gür çıkmaya başlıyor. Bir de buna medyadan çıkan farklı ve acımasız yorumlar eklenince kaos gittikçe büyüyor. Oysa ki; her değişiklik, kulüplere hem para hem de kimlik kaybı olarak geri dönüyor. İlk başta bunlar göz ardı ediliyor ama sezon sonunda gerçeklerle yüzleşince kulüpler öncelikle ekonomik batağa doğru sürükleniyor. Unutulmamalıdır ki futbol artık romantizme değil, sürdürülebilirliğe bakıyor. Üç maçlık moral dopingi takımları kurtarmıyor.

Fenerbahçe’nin Mourinho ile yollarını ayırması yaklaşık 7-8 milyon avroluk bir yük oluşturdu. Beşiktaş’ta Solskjaer’ın kontrat feshi yaklaşık 2 milyon avrocivarında maliyete yol açtı. Bu kulüpler belki bir şekilde bu maliyetleri karşıladılar. Ancak diğer takımlar kontrattan doğan sorumlulukları yüzünden sıkıntılarla karşı karşıya kalıyorlar. Her sezon benzer olaylar yaşanıyor. En kısa yolu seçmek işin kolayı olmuş durumda. Sorun, yalnızca isimlerin değişmesi değil her değişikliğin ardında kaybolan bir oyun felsefesi, çöpe atılan planlama ve boşa giden milyon avrolar.

Her sezon 8-10 teknik adam değiştirerek bir yere varamayız. Sorun hocalarda değil, sistemde. Bir kulüp felsefesi olmadan hiçbir teknik direktör uzun süre yaşayamaz. Eğer gerçekten Avrupa seviyesinde bir futbol hayal ediyorsak, önce istikrarla barışmamız gerekiyor.

Uzun vadeli futbol felsefesini yerleştirerek, profesyonel yönetim anlayışını yayarak, medya ve taraftarın dilini sabırla özdeşleştirerek başarıları yakalamak mümkün.

Yoksa aynı manşetleri okumaya devam ederiz:

“Yollar ayrıldı.”