Anne olmak zor zanaat…
Bazı sözcükler vardır; anlamları sözlüklerde yazılandan çok daha ağırdır. “Anne” de onlardan biridir. Dile kolay, iki heceden ibaret gibi görünür ama insanın iç dünyasında açtığı yankı, zamanın en derin katmanlarına kadar iner. Bir çocuk ilk kez ağladığında, aslında dünyaya değil, bir annenin kucağına doğar. Çünkü insanın gerçek başlangıç noktası, biyolojik bir olaydan çok, şefkatle sarılan bir varoluştur.
Anneler Günü, çoğu zaman çiçeklerin, hediyelerin, kısa mesajların arasında hızla geçip giden bir gün gibi görünür. Oysa bugün, sadece bir anımsama değil, bir yüzleşmedir. Kendi köklerimizle, bize sabırla dokunan ellerle, bizi biz yapan görünmez emeğin izleriyle yüzleşme günüdür.
Bir annenin sevgisi çoğu zaman sessizdir. Yüksek sesle duyurulmaz, büyük cümlelerle anlatılmaz. Sabahın erken saatlerinde uyanan bir gölgedir o; sofraya bırakılan sıcak bir ekmek, gece üstü örtülen bir battaniye, hasta olduğunda başucunda bekleyen bir sabırdır. Modern dünyanın hızında görünmezleşen bu küçük jestler, aslında insan ruhunun en büyük mimarlarıdır.
Anne olmak yalnızca bir biyolojik rol değildir; bir varoluş biçimidir. Bir insanın kendi sınırlarını aşarak başka bir hayatı merkeze koymasıdır. Bu yüzden annelik, özverinin romantize edilmiş hali değil, çoğu zaman görünmeyen bir mücadeledir. Kendi düşlerini ertelemek, kendi yorgunluğunu saklamak ve yine de gülümseyebilmek…
Bu, insanın en sessiz kahramanlığıdır.
Zaman ilerledikçe, çocuk büyür ve dünya genişler. Ama insan ne kadar uzaklaşırsa uzaklaşsın, içindeki o ilk sığınak duygusu değişmez. Bir yetişkin, yaşamın karmaşasında kaybolduğunda bile, bir annenin sesi hâlâ yön buldurur. Anne, sadece bir insan değil; aynı zamanda bir bellektir. Çocukluğun, güvenin ve koşulsuz kabulün belleği…
Bugün, Anneler Günü belki de en çok anımsamamız gereken şey şudur: Anneler yalnızca “var oldukları” için değil, “nasıl var oldukları” için değerlidir. Her anne aynı değildir; her hikâye farklıdır. Ortak olan bir şey vardır: Bir başkasının yaşamına anlam katma çabası.
Ve belki de en zor olanı… Artık hayatta olmayan anneler. Onların yokluğu, sadece fiziksel bir eksiklik değildir; bir yön duygusunun kaybıdır. Ama yine de, onların öğrettikleri, sesleri, bakışları ve dokunuşları bir şekilde yaşamayı sürdürür. Çünkü anne, ölümle kesilen bir bağ değil; hatıralarla çoğalan bir varlıktır.
Bu yüzden Anneler Günü, yalnızca kutlama değil; bir teşekkürdür. Gecikmiş, eksik kalmış ya da hiç söylenmemiş tüm teşekkürlerin günü. Belki bir telefon, belki bir sarılma, belki de sadece içten gelen birkaç cümle… En önemlisi, fark etmek: Bir annenin hayatımızdaki yerini gerçekten görmek.
Çünkü insan, dünyayı tanımaya annesinin gözlerinden başlar. Ne kadar büyürse büyüsün, o bakışın izini hiçbir zaman tamamen kaybetmez.
Cemal Süreya ne güzel yazmış:
“Annem dünyanın en güzel kadını, en güzel gülümseyen kadını. Suya şeker katsa sütlaç olur, toprağa kül dökse gül.”
Anneler gününü saygıyla, sevgiyle kutluyorum…