Önceki yazıda 3 Mayıs 1944, tabutluklarda sınanan Türkçüler ve Türkçü irade ve bu sınavın uluslararası ilişkilere uzanan bedellerinden söz etmiştim. Şimdi, 2026 yılı Türk dünyasında “Ziya Gökalp Anma Yılı" ilan edilen İlk Türk Sosyoloğu, Türkçülüğün Fikir Babası Ziya Gökalp ve fikir dünyasına bakacağız. Ebetteki bu 2. Bölümü de Gökalp’ın aziz hatırasına ithaf ediyorum.

Ziya Gökalp, cumhuriyet dönemi Türk fikir hayatının Atatürk’ü de besleyen önemli ismidir. Bu nedenle de “milli” eğitim müfredatında etkin olarak bulunması gerekirken, İdeolojik sebeplerle bazı dönemlerde önemi hükümetlerin keyfiliğine takılmış, geçiştirilmiştir. Ancak Gökalp’ın bilimsel değeri haiz fikirleri, Türkiye sınırlarını aşarak uluslararası ölçekte önem kazanmaya devam etmiştir. Bu nedenle doğumunun 150. Yılı TÜRKSOY (Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı) tarafından anma yılı ilan edilmiştir.

Ziya Gökalp’ın Biyografisi

Biyografisi, “Türkçülüğün babası “Gökalp’ın fikirlerinin bu kadar sağlam bir sosyolojik temele nasıl oturduğunu; kökenin, eğitiminin ve kültürel birikiminin kaynaklarını açıklamaktadır.

23 Mart 1876 tarihinde Diyarbakır’da doğan Ziya Gökalp’ın Babası Mehmed Tevfik Efendi Çermik ilçeli, annesi Zeliha Hanım ise Diyarbakır merkezlidir. Gökalp, soy illiyeti üzerinden yapılan tartışmalara şu dizelerle yanıt verir:

"Türklük hem mefkûrem hem kanımdır / Sırtımdan alınamaz imanımdır."

Gökalp’ın eğitimi, Doğu ile Batı’nın fikirsel çatışmasını ve sentezini içinde barındırır niteliktedir. Diyarbakır’da askeri rüştiye ve idadide eğitim gördükten sonra hem İslami ilimleri öğrenir hem de amcasından Arapça ve Farsça dersleri alır. Ardından (1895) İstanbul’a gider, ücretsiz olduğu için Baytar(Veteriner) Fakültesinde okur ancak ilgilendiği konular toplumsal olaylar ve felsefedir.

Üniversite yıllarında İttihat ve Terakki Cemiyeti ile tanışır. İstanbul işgal altındadır. Muhalif faaliyetleri nedeniyle tutuklanır. Diğer Osmanlı Türk aydınları ve subaylarıyla beraber Limni'ye, oradan da Malta'ya götürülür. Sürgünü mektebe dönüştürür. Konferanslar verir. Sonradan “Limni ve Malta Mektupları” kitabına dönüştürdüğü önemli mektuplar yazar. Burada sosyoloji ve tarih okumaya, Fransızca öğrenmeye çalışır, Batılı sosyolog Emile Durkheim’i orijinal metinlerden okur. Durkheim’ın "toplumsal dayanışma" fikirlerini Türk toplumuna uyarlayarak Türk sosyolojisinin temellerini atar.

Ziya Gökalp, üç farklı dünyayı kıyaslar ve bir senteze varır:

Klasik edebiyat ve İslam felsefesiyle Doğu’nun İrfanını, Fransız sosyolojisi ve modern devlet kuramı ile Batı’nın Bilimini; masallar, deyişler, gelenek-görenekler ve halk inanışlarıyla Anadolu’nun Harsını öğrenir. Bunları harmanlamanın Türk Milleti’nin kültür kodlarına, karakterine uygun olacağını tespit eder. Bu birikimiyle Osmanlı Devleti’nden Türkiye Cumhuriyeti’ne geçiş sürecini de iyi tahlil ederek, Cumhuriyetin kurucu iradesine yol açan fikirlerini ortaya koyar.

I M G 96401-181"Türk'üm diyen herkesi Türk kabul etmek esastır" ilkesi, onun kucaklayıcı ufku olur. Ona göre milliyet sadece kan meselesi değil; dil, din ve kültür birliğidir. Türkçülük, köklerden geleceğe uzanan bir medeniyet ve ufuk yolculuğudur.

Türkçülüğün, medeniyet ve ufuk yolculuğu

Gökalp’ın bir asır önce yazdığı, cumhuriyet ve ulus devlet inşasına yol açan fikirleri ve o fikirlerle beslenen Türkçülerin hayalleri, SSCB sonrası bağımsız olarak tarih sahnesine çıkan Türk devletlerine ve Türk topluluklarına da rehberlik etmiştir. O fikirler 1992 yılında Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı TİKA’nın; 1993 yılında Türk dili konuşan ülkeler ve halklar arasında kültürel entegrasyonu sağlayacak Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı TÜRKSOY’un ve Türk dili konuşan ülkeler arasında üst düzey kapsamlı iş birliğini teşvik etmek amacıyla 2009 yılında Türk Devletleri Teşkilatı TDT’nın kurulmasına varan “sessiz zafer" yolu olmuştur.

Gökalp, Türkçülüğü duygusal bir romantizmden çıkarıp bilimsel bir sosyolojiye oturtan mimardır. Özellikle 1923’te yazdığı "Türkçülüğün Esasları" eseri, Türk Milletinin var oluş manifestosu gibidir. Orada; "Türklük hem bir hars hem de bir mefkuredir" derken, aslında bugün yaşadığımız jeopolitik uyanışın kodlarını belirler.

  • Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak: Bu üçlü felsefe, bugün Türkiye’nin ve diğer Türk Cumhuriyetlerinin hem kendi kimliğini koruma hem de modern dünyanın teknoloji ve bilimle var olma çabasına uyumun temelidir.
  • Kızıl Elma: Ulaşıldıkça uzaklaşan ama hep diri tutan "milli ülkü"dür. Bugün Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) çatısı altında toplanan irade, Gökalp’ın

"Vatan ne Türkiye’dir Türklere, ne Türkistan

Vatan, büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan"

mısralarının diplomatik ve iktisadi gerçekliğe bürünmüş halidir.

Atatürk’e Esin Kaynağı Olan Temel Fikirleri

Atatürk’ün "muasır medeniyet" hedefi ve "ulus devlet" inşası, Gökalp’ın iki temel teorisinden beslenmiştir:

  1. Hars ve medeniyet: Gökalp, kültürün (hars) milli, medeniyetin ise beynelmilel olduğunu savunur. Atatürk bu fikri, "Türk kalarak Avrupalılaşmak" şeklinde devlet politikasına dönüştürür.
  2. Halka doğru: Aydınların halka gitmesi, halkın kültürünü bilimle birleştirmesi ilkesi, Cumhuriyet’in Halkevleri ve diğer eğitim hamlelerinin fikri zeminidir.

Gökalp’tan Belleklere Kazınan Özlü Sözler

  • "Milletimiz, dilce, dince, ahlakça ve güzel sanatlarca müşterek olan terbiyeyi almış fertlerden oluşan bir topluluktur."
  • "Türkçülük, Türk milletini yükseltmek demektir."
  • "Demokrasi, Türk harsının (kültürünün) içindedir."

Şiirlerinden mısralar

Gökalp’in şiiri, estetik bir kaygıdan ziyade milletin "gelecek inşası" için yazılmış manifestolar gibidir:"Vatan ne Türkiye’dir Türklere, ne Türkistan/Vatan, büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan..." Turan Şiiri (vatan tasavvurudur)

Lisan Şiiri (Türkçenin bağımsızlığını ve sadeliğini bir namus meselesi gibi görür)

"Güzel dil Türkçe bize,

Başka dil gece bize.

İstanbul konuşması,

En saf, en ince bize."

Kızıl Elma-Mefkûre Şiirinden (Türk milletinin bitmek bilmeyen azmini ve hedefini anlatır)

"Kızıl Elma yok mu? Şüphesiz vardır;

Fakat onun semti başka diyardır...

Zemininde çiçekleri kan olur,

Göklerinde melekleri can olur."

Vazife ve Hak Üzerine (Toplumsal dayanışmanın ve feragat ruhunun özetidir)

"Hak yok, vazife vardır!

Ben yok, biz varız!"

1944’ün mahzun Türkçüleri, Gökalp’in bu mısralarını sayıkladıkları için bedel ödemişlerdir; bugün ise o mısralar, Türk dünyasının ortak marşına dönüşmüştür. İşte 'hak teslimi' ve 'sessiz zafer' budur."

Gökalp’a, milletini özünden çok seven, milli ve insani değerlerini korumak için çalışanlara selam olsun!