Selçuklu, Osmanlı, Cumhuriyet Dönemi Nevruz Kutlamaları, Türk Dünyası Nevruz Ansiklopedisi

Nevruz, bugün bazen sadece bir halk geleneği gibi algılansa da, Selçuklu’dan Osmanlı’ya ve Cumhuriyete uzanan çizgide "devletin en özel bayramlarından biri" idi.
Selçuklu'da da Osmanlı Sarayında da Nevruz: İlaçtan Şiire "Nevruziye” kültürü vardı. Saray için bu bayram, hem halkla bağ kurma aracıydı hem de doğanın uyanışını devletin bekasıyla özdeşleştiren, sembolik bir olgu idi.
"#Nevruziye" hem Selçuklu hem Osmanlı’da Nevruz denince akla gelen kavram idi. Nevruziye Şekeri/Macunu ve Nevruziye Kasideleri yapılırdı. Sarayın Başhekimi, içinde 40-41 çeşit baharat bulunan bir karışım macun kıvamında hazırlanılır, önce Padişah ve ailesine, ardından devlet ricaline ve halka dağıtılırdı. Bugün Manisa’daki Mesir Macunu geleneği, en canlı kalıntısıdır.
Şairler, o gün Sultan’a/Padişah’a sunulmak üzere baharı ve yeni günü öven "Nevruziye" kasideleri yazarlar, bu şairler için ödüllendirilirlerdi.
Selçuklular’da Nevruz yılın ilk günü kabul edildi. Sultan, Saray çalışanlarına ve memurlara o güne özel nevruziye bahşişi verilirdi. |
“GÜNEŞİN KOÇ BURCUNA GİRMESİ"
Osmanlı müneccimbaşıları(saray astronomları), Nevruz’un tam saatini hesaplamak için günler öncesinden çalışır, Güneşin Koç burcuna girdiği o "eşref saati" geldiğinde dualar edilir, toplar atılır ve bayram başlardı. Yani o dönemde Nevruz, sadece bir eğlence değil, astronomi verileriyle kutlanan "evrensel bir uyanış" saatiydi.
"ERİŞİNCE NEV-BAHAR, AÇILDI GÜLLER, TAZE TAZE..."
dizeleriyle başlayan şarkı türevleri saraydan sokağa taşan ortak sevincin sesiydi.
Saraydak Nevruziye macunlarının baharatları veya bu özel günün mutfak kültürüne çok sayıda yansıması vardır.
ATATÜRK'ÜN ERGENEKON-YENGİ
KÜN/NEVRUZ'A ATFETTİĞİ ÖNEM

#Cumhuriyetin İlk döneminde de Azerbaycan Büyükelçisinin davetiyle ilk olarak 1922 ‘de Reisi Cumhur başkanlığında Devlet Ricali Ankara'da Keçiören'de Nevruz kutlamalarına bizzat katılır. Sonraki yıllarda Atatürk ve Azerbaycan Başbakanı karşılıklı kutlama telgrafları çekilir.
#Türkiye ve Türk dünyası bütününde engin bir coğrafyada kutlanır olunca, her yıl üstüne konulan bilgilerle #Nevruz günümüzde hem çok köklü hem de çok zenginleşen bir bayram hüviyeti kazamış durumdadır, diye düşünüyordum ama...ama öyle değilmiş... Birkaç gün önce, bir Tv programında sevdiğim bilgili, araştırmacı, yazılarını severek okuduğum bir meslektaşımın Nevruz'un Türk dünyasıyla bütünleşmeye, dayanışmaya çalışmasını su götürür bulsa da “Türkiye bayramı” olmadığından, Atatürk'ün de bu bayramı benimsemediğinden söz etti, bam telime dokund.) Bu 3. yazıyı yazmak gerekir, dedim... Bunda bir etken Nevruz Bayramının tarihi ve sosyoloji açısından önemli bir hazine olmasıdır. 2. etken ise "Atatürkçülerin"; Atatürk'ü iyi bildiğini düşünenlerin bile bu konuyu doğru okuyamadıkları kanaatine varmamdır.
#Atatürk, 1922 Ankara Keçiören'de kutlamalarına katılarak, bayramın özü hakkında konuşarak, bayramı benimsediğini gösterir. Bayramı Nevruz değil, Türk tarihi ve mitolojisi bağlantılı olarak, "#Ergenekon Bayramı" olarak kutlar. Milli eğitim müfredatına da koydurur. Ancak dönemin stratejik ve toplumsal şartları dolayısıyla resmi bir milli bayram kanunu çıkarılmamıştır. Çünkü Atatürk çok iyi bir stratejisttir; o günün önceliği olan"yeni ve devrimci olanı" kurumsallaştırmaktır.
Yani, burada hem Cumhuriyet’in "ulus devlet" inşa süreci rol oynamış; yeni devletin başarılarına dayalı milli bayramlarımız önde tutulmak istenmiştir, hem de 1925-1926 yıllarında yapılan takvim ve saat reformuyla Türkiye'nin miladi takvime geçmesi; Nevruz'un ise, güneş takvimine dayalı bir kutlama olması etkendir. Ayrıca; 1920'li, 30'lu yıllarda Türkiye ile SSCB arasında hassas diplomasi yürütülmektedir. Stratejik bir dostluk ve yardımlaşma söz konusuydu. Nevruz’un o dönemde Sovyet işgalindeki Türk Cumhuriyetleri için taşıdığı "#milli uyanış" anlamı, bu kutlamanın Türkiye tarafından resmi ve siyasi bir bayram ilan edilmesini diplomatik açıdan riskli hale getirebilirdi. Bu nedenle resmi değil, kültürel düzeyde kutlanması sürdürülmüştür. Devletin en üst kademesi tarafından sahiplenilerek kutlanmış, okul kitaplarında #Ergenekon Destanı olarak anlatılmış, Ergenekon'dan çıkış, yeni bir gün olarak vurgulanmıştır. #Devlet kutlamalar organize ediyor, Nevruz, hukuki bir zorunluluktan ziyade, yaşayan bir milli kültür olarak kabul ediliyordu.
Atatürk'ten sonraki dönemlerde de milli bayram hüviyeti kazandırılmadığı için, 1990 yılına doğru Ülkemizin önemli bir bölümünde unutulmaya yüz tutmuştu ki; Orta Asya’dan Azerbaycan'a, Anadolu ve Balkan Türklerine kadar tüm Türk toplulukları bu geleneği canlı olarak günümüze kadar taşıdılar, hep birlikte taşıyoruz...
Devlette devamlılılk ilkesi Türk Halkına da sirayet etmiştir Osmanlı döneminde de kurucu Kayı boyuna mensup Karakeçililerin 21 Mart tarihinde Ertuğrul Gazi’nin türbesi etrafında toplanmaları ve burada bayram yapmaların. Nevruz'un 21 Mart tarihinde kutlanması, Türkiye’de Nevruz kutlamalarında ölçü oldu: I. Dünya Savaşı ve Millî Mücadele’nin olağanüstü şartlarında bile devam ettiğini anlıyoruz. Kutlamalara askerî ve mülki erkân ile okulların ve halkın iştirak ettiği, bayram coşkusu ve eğlencesi formu niteliği taşıdığı ortaya çıkmaktadır.
TÜRK DÜNYASI NEVRUZ ANSİKLOPEDİSİ
Özellikle Türk Kurultayları ve Nevruz Bilgi Şölenleri(5-6 Kurultay ve üç şöleni dikkatle izledim) sonrasında ortayaçok güzel kaynak kitaplar çıktı. Türk Dünyasıyla görüşmeler, kutlamalar arttıkça, "Türk Dünyası Nevruz Ansiklopedisi" hazırlanması ihtiyacı doğdu, Türk dünyasının ortak kültürel kodlarını birleştiren bilimsel bir disipline dönüştü. Türkiye sahasında daha önce parça parça bilinen ancak akademik bir bütünlük içinde tespit edilmeyen şu temel hususlar bu eserle gün yüzüne çıkarıldı:
1. COĞRAFİ SINIRLARIN GENİŞLİĞİ VE ORTAKLIKLAR BELİRLENDİ
Sibirya'daki Yakutlardan (Saka), Balkanlar'daki Gagavuzlara; Doğu Türkistan'daki Uygurlardan, Irak ve Suriye Türkmenlerine kadar çok geniş bir coğrafyadaki kutlama biçimleri kapsamlı bir karşılaştırmayla tespit edilmiştir.
Ritüel Birliği izlendi: Farklı isimlerle anılsa da (Yılsırtı, Ulu Kün, Mart Dokuzu, Sultan Nevruz vb.) bu kutlamaların aslında aynı kökten gelen tek bir gelenek olduğu bilimsel verilerle kanıtlandı.
2. TARİHSEL KÖKEN VE ERGENEKON BAĞLANTISI NETLEŞTİ
Elbette ki kültürlerarası alışveriş olabilir ancak isminin Farsça olması dolayısıyla Nevruz'un sadece Pers/Fars kültürüne ait bir bayram olduğu yönündeki iddia Türk tarihine dayanan verilerle dengelendi
Ergenekon Destanı ile İlişkilendirme: Türklerin Ergenekon'dan çıkış günü ile Nevruz'un (21 Mart) örtüşmesi, Çin kaynakları ve eski Türk takvimleri üzerinden detaylandırılarak bu günün Türkler için bir "Kurtuluş ve Varoluş Günü" olduğu tespiti güçlendirildi.
12 Hayvanlı Türk Takvimi sisteminde Nevruzun yeri ve "Yılbaşı" niteliği teknik olarak ortaya konmuştur.
3. RİTÜELLERİN SEMBOLİK ANLAMLARI ANLAŞILDI
Daha önce sadece "eğlence" veya "adet" olarak görülen pratiklerin derin anlamları tespit edildi
Ateşten atlama veya su üzerinden geçme eylemlerinin sadece bir oyun değil, Gök Tanrı ve tabiat kültü ile bağlantılı ‘ateş ve su kültü’ olduğu, "arınma", yenilenme" anlamına geldiğ akademik olarak temellendirildi.
Renk Sembolizmi: Nevruz kutlamalarında kullanılan renklerin (Yeşil, sarı, kırmızı gibi) Türk kozmolojisindeki yönler ve unsurlar olarak karşılıkları analiz edildi.
4. "NEVRUZ SOFRASI" VE GASTRONOMİK KÜLTÜR
Eser, Nevruz'a özgü yiyeceklerin; örneğin "Semeni", "Nevruz Köçesi/Xonçası", "Yedi Sin(S) harfli yemişlerin" sadece bölgesel yemekler olmadığı, bunların bolluk ve bereketi simgeleyen evrensel Türk mutfak kültürü mirası olduğu kayıt altına alındı.
5. MODERN KİMLİK İNŞASI VE DİPLOMASİ
Ansiklopedi, Nevruz'un Türk Cumhuriyetleri arasında siyasi ve kültürel bir köprü vazifesi gördüğünü, 1990 sonrası bağımsızlık kazanan devletlerin ulusal kimliklerini inşa etmede Nevruz'un folklorik detaydan çok, Türk dünyasının en büyük ortak paydasına dönüşme süreci ile bir "merkez değer" haline geldiğini sosyolojik olarak tespit eden ilk ve en kapsamlı çalışma olmuştur. Eser sayesinde, "yerel" sanılan pek çok adet, "milli ve milletlerarası" bir kimlik kazanmıştır.
Yazının devamı salı günü...
Görüşebilmek dileğiyle...