“ANKARA KALESİ

Gönlüm müdür dalgalanan

Bu eski burçlarda böyle

Bir sabah yelidir dolan

Kalbe vatan sevgisiyle

Hatip çayına doğru bak

İner o kartal yuvası

Coşkun masalara konak

Güler Ankara Ovası.

Akşamları gizli gizli

Eski kahramanlar gezer

Büyük ordular dizili

Beyazıt Timur’u bekler

Hatırlıyor kervanları

Uzak yıllara bakarken;

O, en eski zamanları

Ordular yola çıkarken

Ceyhun Ankara’ya aşık

Yarini bulur düşünde;

Gönlüme vurmuş bin ışık

Kaleler uyur düşünde”

Whatsapp Image 2026 01 10 At 11.26.54

Ceyhun Atuf Kansu, Cumhuriyet Dönemi şairlerimizdendir. Mesleği Halk Hekimliğidir, yani bir doktordur. Cumhuriyetin değerlerini yüreğinde taşıyan bir şairdir. Ankara Altındağ’da dönemin gecekondularının olduğu bölgelerde, sağlık ocaklarında uzun süre doktorluk yapmıştır. Gelin onun bir anısıyla Ankara’mıza bakalım.

İstanbul’da doğmama rağmen Ankara’yı daha çok severim, nedeni eski bir anımda gizlidir. Ankara’da kale semtini gezerken başıma gelen olay bana neden Ankara’yı sevdiğimi gösterdi… Kalenin o dik yokuşu çıkarken kendimi bir an iyi hissetmedim ve hiç bırakmadığım sigaram elimde kaldırıma oturdum kaldım. Epey yaşlı bir kadın yanıma yaklaştı ve yardıma ihtiyacım olup olmadığını sordu. Ben yok desem de kötü olduğumu anlamış olmalı ki o yaşıyla koluma girdi ve beni taşır gibi hemen karşıdaki evinin önüne oturttu. Beni fakir ve yardıma ihtiyacı olan biri Sanmıştı. Evden pişirdiği gözlemlerle bir bardakta çay ikram etti ve beni tanımamıştı. Bu da benim hoşuma gitti. Bana insan olduğum için değer veren bu yaşlı fakir kadının misafirperverliği beni çok mutlu etti. Çok daha duygulandıran şeyi akşam eve dönünce fark ettim. O fakir ve yaşlı kadın beni de fakir sanmış, paltomun cebine bir poşet içinde bir miktar para koymuştu. Bana acıdığını düşünmemem için de bunu bana söylemeden kapıya astığım paltomun cebine koymuştu… Bu olay bana İstanbul’da başıma gelen şu olayı hatırlattı.

Whatsapp Image 2026 01 10 At 11.26.53

1960 sonbaharında İstanbul Eminönü’nde etrafı izliyor, bir yandan da martılara simit atarak kendimi oyalıyorum. Etrafımda Türk ve Müslümanlardan çok papazlar, İngilizler, Almanlar görüyorum. Birden yanımda biri belirdi. Selam bile vermeden, asık bir surat, yüksek bir ses ve bozuk Türkçesiyle “Sen ne yapıyorsun be adam? Neden denizi kirletiyorsun?” dedi… Martılarla olan bağıma karışmakla kalmıyor, denizi kirletmekle suçluyordu beni. Oysaki martılar suya düşmeden havada kapıyordu attıklarımı. Cevap vermedim… Yüzüme baktı baktı ve birden gülümsedi. Bana “Sizi tanıyorum, sizi ünlü şair Atuf Bey’siniz. Bakın kitabınız yanımda.” diyerek bana övgüler yağdırdı… Beni az önce tanımadığı için azarlayan kadın, bana değil ünüme değer vermişti… İşte bu yüzden İstanbul’dan Ankara’ya yerleştim, orada yaşadım ve vasiyetimdir orada öleceğim…

Ceyhun Atuf Kansu 17 Mart 1978 yılında Ankara’da öldü ve Ankara’da toprağa verildi…