Mehmetçik, 20 Temmuz 1974’de yaptığı müdahale ile Rum-Yunan katliamlarına son verdi. O tarihten beri Ada’da sükunet var. Batı’nın yok saymasına rağmen Kıbrıs Türkleri devlet sahibi.

Kıbrıs Barış Harekatı’nın 51. Yıldönümünü gururla kutladık. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘1955'te EOKA terörüyle başlayan, 1974'e kadar Kıbrıs Türkü'nü zulüm ve baskı altında bırakan o karanlık dönemin milletin yüreğine kazındığını’ vurguladı.

KKTC Cumhurbaşkanı Ersin tatar, “Eski dünya düzeninin yıkıldığı ve yenisinin henüz kurulmadığı bir dönemden geçiyoruz” anımsatmasının ardından Kıbrıs Türk halkının ve adanın barış ve huzuru için Anavatan Türkiye’nin garantörlüğünün ve Mehmetçiğin adadaki varlığının ne kadar önemli olduğuna işaret etti.

Batı’nın çirkin tutumunun tezahürü diyebileceğimiz, KKTC üzerinde yıllardır süren izolasyon ve ambargolar devam ediyor. Annan Planı’nı reddetmelerine karşın Rumların AB’ye üye yapılması o çirkin yüzün mahareti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasında Kıbrıs Türkü’nün yaşadığı mezalimleri şöyle hatırlattı:

“Şimdi birileri çıkıyor, 'Geçmişi tamamen geride bırakalım' diyor. İyi de biz Kumsal Katliamı'nı, Kanlı Noel vahşetini, Erenköy Direnişi'nde toprağa düşen gençlerimizi nasıl unutabiliriz? Lefkoşa Devlet Hastanesinde şifa beklerken katledilen onlarca insanımızı, kefen yokluğundan ev ev gezerek çarşaf toplayan analarımızı, bacılarımızı nasıl unutabiliriz? Kıbrıs Türk'üne yapılan zulümleri, çektirilen çileleri, yarım asırdır uygulanan ambargoları biz nasıl unutabiliriz?”

Erdoğan’ın konuşmasındaki ilginç ayrıntı ise merhum Rauf Denktaş eksenliydi. Denktaş’ın mısralarından alıntı yaptı Erdoğan. Bu durum belki de geçmişte ona karşı sergilediği tutumdan duyulan pişmanlığın ifadesiydi. Zira Erdoğan Başbakanlığı sırasında Denktaş ile kötü hatıralar biriktirmişti. Denktaş’ın Annan Planı’na karşı çıkışı, Türkiye’de çeşitli toplantılarda bunun gerekçelerini anlatması Erdoğan’ı rahatsız etmişti. Denktaş’a, ‘Bozguncudur, uzlaşmaz ve Kıbrıs meselesini aleni engelleyen adamdır’ denilmişti.

Merhum Denktaş, o dönem Erdoğan hükümetinin yaptığı hatayı şöyle izah etmiş ve tepki göstermişti:

“‘Kıbrıs'ta iki eşit egemen halk vardır. Rumların devletleri vardır ve Kıbrıs üzerinde dengeler vardır. Bu dengeler Türk- Yunan dengesidir, Lozan dengesidir. Bunları kaale almayan bir anlaşma kabul edilemez’ demiştir. Biz Annan Planı'na kadar bu milli davayı ve formülü müdafaa ettik. Hükümetin (AKP), Annan Planı'na ‘evet’ deyişi ve bize de ‘evet’ dedirtmesi bu milli formülü ortadan kaldırmıştır. Rumların ‘hayır’ demesi ile felaketten kurtulduk. Felaket, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ortadan kalkması, Türk askerinin adadan çıkması, Türkiye'nin müdahale hakkının ortadan kalkması ve dolayısıyla 5- 10 yıl içerisinde Kıbrıs'ın Girit gibi kaybedilmesi anlamına gelmektedir.”

Peki Erdoğan’ın alıntı yaptığı Denktaş mısraları nasıldı? Ona da bakalım:

“Kim demiş ki benim için bu beldede ati yok? Kim demiş ki bu toprakta Türk oğlunun hakkı yok? Bu diyarlar sizin için etmez diyen cahil kim? Haykırırım cevap versin bizi fazla gören kim? Ey asil Türk, bu sözleri söyleyecek herkesin demir gibi yumruğunu vur başına inlesin. Bu toprakta atan kalpler nereden gelmiş dinlesin. Türk'e yer yok bu diyarda çıksın gitsin kim demiş?”

Sonsuz kaynağa nankörlük

Madenler; doğru planlanıp yönetildiğinde ülke ekonomisine katkı sağlayan kaynaklar. Zeytinlikler; tarımsal üretim, gıda güvenliği ve kırsal kalkınma için önemli. Aynı zamanda biyolojik çeşitliliğe katkı sağlar. Kültürel bir miras niteliği taşır aynı zamanda.

Maden kanunu Meclis’te kabul edildi. Çok sayıda köyün boşaltılması ve köylülerin tapulu arazilerinin ellerinden alınması söz konusu. Mahkeme kararı ve ÇED raporu bu yasa sayesinde gereksiz hale geliyor.

Madenler, yenilenemeyen doğal kaynak. Yani, onları kullandıktan sonra yerine yenisini koyamıyoruz. Bir başka ifadeyle madencilik faaliyetlerinin ekonomik getirisi geçici.

Zeytinlikler ise sürdürülebilir ve sonsuz bir kaynak. Zeytin ağaçları yüzlerce, hatta binlerce yıl yaşayabilir ve her yıl ürün vermeye devam eder. Zeytincilik, toprağın korunmasına, erozyonun önlenmesine, karbon tutumuna ve biyoçeşitliliğin desteklenmesine katkı sağlayarak çevreye faydalı olur. Bu nedenle, zeytinlikler uzun vadeli ve kalıcı bir değer sunar.

Bu bakış açısıyla, zeytinliklerin çevresel sürdürülebilirlik ve gelecek nesiller için kaynakların korunması açısından çok daha değerli olduğu söyleyebiliriz. Madencilik ise kaçınılmaz çevresel etkileri (su kirliliği, toprak kirliliği, biyoçeşitlilik kaybı vb.) ve geri dönülemez kaynak tüketimi nedeniyle daha dikkatli ve kontrollü yönetilmesi gereken bir alandır.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil belki de Meclis'teki en cevval Milletvekili. Yasaya kızgınlığını şöyle ifade ediyor:

“Dışarıda köylüler açlığı göze almış bir şekilde bedenlerini açlığa yatırmış bir şekilde buna karşı çıkarken buradaki vekiller utanmadan bu şirketleri savunmak için devam ediyorlar. Kendilerine ait olmayan, maden şirketlerine ait olan bir şey için bu ülkeyi yakıp yıkmaya devam ediyorlar. Peki bu yasadan devletin karı ne olacak? Yer altındaki bir varlığın yüzde ikisini ya da üçünü o da hesaplamasının bunlara ait olduğunu düşünerek söylüyorum. Devlete verecekler. Geri kalanı kime gidecek? Geri kalanı maden şirketlerine gidecek. Yerli yabancı işbirliklerine gidecek ve dedim ya bu yasanın altında böyle AKP vekilleri imza atmış ben gerçekten utanıyorum. Vallahi utanıyorum bunların yakasındaki milletvekili rozetinden. Biz şu anda devleti olmayan bir halkız. Bu ülkede kimlerin devleti var? Bu ülkede kadın katillerinin devleti var. Bu ülkede otel patronlarının devleti var. Bu ülkede maden şirketlerinin devleti var. Bu ülkede özel hastane sahiplerinin devleti var. Tarikatlerin, cemaatlerin devleti var. Bu ülkede devlet olmayan kim? Biziz. Halk, işçiler, kadınlar, çocuklar, zeytin ağaçları, nehirler, ormanlar, bu ülkenin gerçek sahipleri. Ama bizim bir devletimiz yok.”

Netanyahu’dan ‘hasta’ numarası

Pazar günü medyaya İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun bağırsak iltihabı ve ileri derecede sıvı kaybı nedeniyle zehirlendiği bilgisi düştü.

Netenyahu bölgemizin kötü adamı. Tecavüz etmediği yer kalmadı neredeyse. Hastalanmasına sevinenlerin oranı herhalde fazladır.

Bu haberi duyunca aklıma Netenyahu’nun yargılanması geldi. Zira yolsuzluk suçlamaları nedeniyle mahkemeye çıkması bekleniyordu.

Ve bilgi İsrail medyasından geldi. Buna göre Netanyahu sağlık durumunu gerekçe göstererek duruşmalara Eylül ayına kadar katılamayacak.