Halide Edip Adıvar (1884-1964) Türk edebiyatına yaptığı önemli katkılar ve ülkenin erken siyasi tarihine katılımıyla tanınan Türk yazar, siyasetçi, akademisyen ve öğretmen...
Halide Onbaşı olarak da bilinir… Modern Türkiye'yi şekillendiren kültürel ve politik dönüşümlerde katkısı büyüktür... Halide Edip Adıvar, sadece romancı değildi… Cumhuriyet’in kuruluş koridorlarında yankılanan çok güçlü bir ses ve zarif entelektüel bir siluetti… İstanbul’un eski konak kültüründen çıkıp dünyanın kürsülerine uzanan hayatı, bence ipek bir şalın içine saklanmış çok kıymetli bir devrim hikâyesi gibiydi...
HALİDE EDİP VE TARZI
Mor saten çarşafları, kalın kitaplar, Beyazıt kürsüleri ve kalabalıkları ayağa kaldıran konuşmalarıyla Halide Edip, dönemin “modern Doğulu kadın” imgesini yeni yeniden çizmişti... Milli Mücadele yıllarında yalnızca kalemiyle değil, meydanlardaki cesaretiyle de hafızalara kazındı. Romanlarında aşkı, kırgınlığı ve toplumsal dönüşümü işlerken, gerçek hayatında da siyasetin, edebiyatın ve kadın özgürlüğünün tam merkezinde yürüdü...
Bugün onun adı hâlâ eski İstanbul’un hafif pudralı, mürekkep kokulu ve dramatik o gri havasını taşır, melankoli, ihtilal, ve yoğun zeka...
OSMANLI ZARAFETİ CUMHURİYET ÇİZGİSİ BİRLİKTELİĞİ
Halide Edip Adıvar’ın stilinde gösterişten çok çok, zekânın aristokrasisi vardı… Onun fotoğraflarına bakınca ilk hissedilen şey, dönemin Osmanlı zarafetinin, modern Cumhuriyet çizgisiyle uyum içinde birleşmesi…
Yüksek yakalı koyu ton elbiseleri, omuzlara ağırbaşlı ve kıvrımlı bir şekilde düşen şalları, minimal şapkaları ve neredeyse bir imzaya dönüşmüş, o çok güçlü, ciddi bakışlar… Hepsi birlikte müthiş bir “entelektüel couture” hissi yaratıyordu… Halide Edip’in giyimi kadınca bir süs gösterisi değil, karakter hikayesi taşıyordu… Kalabalık meydanlarda yaptığı konuşmalarda tercih ettiği sade ama net siluetler, onun kadın kimliğini geri plana atmadan otorite kurabilmesini sağlamıştı… Tam da bu yüzden stilinde dramatik Osmanlı kadınlığı ile Avrupa’daki erken dönem feminist estetik arasında incecik o köprüyü görebiliyorum…
Bugüne baktığımızda onun gardırobu “quiet luxury” akımının yüz yıl önceki hali gibi durur… Abartısız etkili, unutulmaz… Kumaşın ihtişamından çok duruşun gücüyle şekillenen bir stil… Ve bence kesinlikle Beyoğlu’ndan Oxford’a uzanan bulutlu bir gardırop hikâyesi gibi…
Çantasının içiyse mürekkep lekeli not defterleri, kalemler, şallar dolu… Kadife kaplı koltuklar ve sisli İstanbul sabahlarında, yazan, çizen, konuşan bir kadınla tamamlanan sinematik bir moda dili…
Gerçek stil, en çok ve çok fikir taşıyanda etkileyiciliğini koruyor… Moda dolu pazarlara sevgiyle.