Bir toplum, hayat pahalılığının simgesi olan enflasyonun yükselmesi için dua eder mi? Eğer başka tutunacak dalı kalmamışsa, evet…

TÜİK verileri ile mutfaktaki tencere arasındaki o derin makas açılmaya devam ediyor. Temmuz ayında beklenen enflasyon farkı bir zam değil, sadece gecikmiş bir pansuman; milyonlarca sabit gelirlinin trajik can simidi bekleyişi…

Rakamların ötesinde, bir alım gücü yakarışının anatomisi...

---

Ne kadar da hazindir güzel ülkemde emekliler ve memurlar enflasyon oranları ile bağlantılı olarak TÜİK’in yapacağı açıklamadan medet ummaktalar. Ancak dikkat çekmek isterim ki sadece açıklanması yetmiyor… Beklentinin yüksek çıkması yönünde olduğu bilinir durumda….

Şimdi diyeceksiniz ki efendim bir toplum enflasyonun yüksek çıkması yönünde bir beklenti içerisinde olur mu?

Olmaması beklenir… Lakin günümüzde neredeyse tüm emekliler ve kamu görevlileri TÜİK’in açıklayacağı enflasyon oranına odaklanmakta… Bu arada söylemeden geçmek olmaz… Bu beklenti esas itibariyle yılın ilk yarısının neticelenmesi ve ikinci yarısının son bulması aşamasında oldukça hissedilir durumda…

Kısa bir süre önce tek sorudan oluşan bir anket yayımladım sosyal medya hesaplarımdan konu ile bağlantılı olarak…

Soru “Memur ve emekli maaşlarının artırılmasında enflasyon oranları da dikkate alınmaktadır. Sizce bu sistem hayat pahalılığı karşısında gelir kaybını gerçekten telafi ediyor mu?” şeklindeydi…

Ankete katılım arzu edilen seviyede olmamakla birlikte katılımcıların yaklaşık %69’u “Aksine gelir kaybını artırıyor” yanıtını verirken %25’i “Hayır, gelir kaybı devam ediyor” şeklinde beyanda bulunmuşlardır. Katılımcıların yaklaşık %94’ü sistemin hayat pahalılığı karşısında gelir kaybını önlemede yetersiz kaldığı yönünde irade beyanında bulunmuşlardır.

Aklınızdan geçiyordur, henüz zam ya da düzeltme zamanı değil neden bu konu bu tarihte gündeme gelmekte…

04 Mayıs 2026 tarihinde Nisan 2026 ayına ilişkin enflasyon verileri açıklandı…

TÜİK’in verileri doğrultusunda enflasyon aylık bazda %4,18 yıllık bazda ise %32,37 artış gösterdi…

2026 yılında enflasyon gerçekleşmeleri nasıldı, peki? Bunu anımsamakta yarar olur…

Aralık 2025 ayına neden bakmıyorsunuz dediğinizi duyar gibiyim…

Yılın ilk dört ayında enflasyon %10’un üzerine çıkmış durumda.

Ancak bunun enflasyon farkı olarak maaşlara yansıması yaklaşık %3 seviyesinde kalacak.

Kıymetli okurlarım kafanızı sayılarla karıştırmak istemem…

Memur ve memur emeklilerinin 2026 yılı Temmuz ayı maaşları yalnızca ilk dört aylık TÜİK enflasyon verileri dikkate alındığında %10,51 oranında artış olacak…

Bu bilgileri verdiğimde ilgili okurlarımızın yüzünün gülmekte olduğunu ya da tebessüm ettiğini gördüğümü de ifade etmek durumundayım.

Zira kamu görevlileri ve emeklileri altı aylık dönemde enflasyondan kaynaklı %10’un üzerinde ücret artışı ile karşılaşacaklar…

Ancak ne yazık ki öyle değil saygıdeğer okurlarım…

Toplu sözleşme ile %7’lik bir artış konusunda mutabakat yapılmıştı…

Özetle kıymetli okurlarım kalan iki ayda enflasyonun sıfır olduğu varsayıldığında bile ilk altı aylık döneme ilişkin olarak yaklaşık %3 seviyesinde enflasyon farkı oluşabilecek…

Şimdi yazı başlığımıza dönelim izninizle…

Enflasyon oranlarının maaşlara yansıması dikkate alındığında bundan etkilenen bireylerin enflasyonun yüksek çıkmasıyla bağlantılı bir anlamda temennide bulundukları ya da yakarış içerisinde olduklarına tanık olunmaktadır…

Güzel ülkemin güzel insanları, genel fiyat artışlarından bir anlamda medet ummak çok anlamlı olmasa gerek, ancak ne yazık ki gelinen süreçte tam tersi davranış ya da beklenti içerisinde olunmaktadır…

Olağan koşullarda enflasyonun düşmesi yönünde ısrarlı bir dilekte bulunmak gerekir. Lakin gelir dağılımdaki adaletsizlikler ve durdurulamayan zamlar karşısında enflasyon; aldığı ücrete bir yansıma olması gayesiyle, dar gelirlinin yüksek çıkması için dua ettiği trajik bir can simidine dönüşmüş durumda ne yazık ki...

Peki enflasyon ya da fiyat artışları sürecinde ücretliler bunun olumsuz etkilerini nasıl yok edecekler… Ya da mücadele edecekler…

Yanıtlar belli aslında…

Plastik kartların gücü…

Banka kredisi…

Aile / eş dost /arkadaş katkısı…

Siz ne yapıyorsunuz sorusunu yöneltmek çok da doğru olmayabilir…

Dikkat çekmek istediğim husus esas olarak, sadece rakamsal bir artış değil, o artışın cebe girene kadar geçen zamandaki değer kaybı konusudur. Memur ve emekli, Temmuz ayında alacağı enflasyon farkını beklerken, Ocak ayından başlamak üzere her ay markette, pazarda, elektrik, su ve benzer faturalarda bu bedeli ödemekte. Bir başka anlatımla Temmuz’da yapılması muhtemel artışın, geçmiş altı ayın birikmiş yükünü hafifletmeye yetmeyen ve gecikmiş bir pansuman niteliği taşıdığını söylemek hatalı olmasa gerek.

Asıl mesele Temmuz’da yapılacak artışın miktarı değil, o artışın henüz cebe girmeden erimiş olmasıdır.

Enflasyon çıksın da fark alalım düşüncesi, bir anlamda kendi bindiği dalı kesmek değil, tutunacak başka dalı kalmamasının bir sonucu gibi duruyor…

Alım gücü aynı hızla eriyen sabit gelirli için enflasyon, artık bir canavar değil, sabit maaşıyla ay sonunu getirebilmek adına medet umulan trajik bir dayanağa dönüşmüş durumdadır.

Geldiğimiz süreçte emek ve alın terinin korunması bir anlamda enflasyona mı emanet edilmektedir… Bilemedim doğrusu…