‘’Toprak gibi sessiz olduğum an bil ki; şimşek gibi gökte gürlüyor feryadım. ‘’MEVLANA 
Susmak bir eylem midir sizce? Daha çocukken öğrendik susmayı değil mi? Sus, sesini çıkarma, huzuru kaçırma, şikayet etme, sorun çıkarma… Susarak kimin huzurunu sağladık acaba söyleyemediklerimizle biz huzurlu muyduk mesela? Bizler duygularımızı, düşüncelerimizi ifade etmemeyi, sessizliği iyi bir şeymiş gibi öğrendik. Susmamamız gereken zamanlarda susarak en çok ta kendi huzurumuzu bozduk, kendimize haksızlık ettik. 
Oysa dinlerken susmak, anlamak için susmak, bizi ilgilendirmeyen konular hakkında susmak doğruyken, zorbalığa, saygısızlığa, haksızlığa susmak nasıl doğru olabilirdi ki? 
Gelenekçi toplumlarda, küçüklerin büyükler karşısında bir fikir beyanında bulunması ya da onlardan farklı düşünüp, bunu ifade etmesi saygısızlık olarak öğrenilmiş olup   özellikle bizim toplumumuzda bizler en çok da büyüklerimize karşı susmayı öğrendik. Çocuk yaşlarda sınıfta huzuru bozmamak için sustuk, zorbalığa maruz kaldık bu seferde şikayet etmek kötü diye sustuk. Farkında mısınız bilmiyorum ama öğrenilmiş yanlışları zamanla ne kadar da normalleştirerek hayatımıza geçiriyoruz. Sorun duymaya tahammülümüz yok sanki, çünkü her sorun bir çözüm gerektirir değil mi, peki bununla kim uğraşacak? İşin kötü yanı çevrende sorun çıkmasın diye sustuğun ne veya kim varsa onlara karşı duyduğun öfke duygusu ile en çok da kendi huzurunu kaçırırsın. Sorun çıkarmamak için sessiz kalmayı öğrenmiş bir insanın kendisiyle arasının iyi olduğunu hiç görmedim. Her biri bir zorbanın kurbanı olmaya aday olan bu kişiler, toplum içinde ne kadar da kolaylıkla fark edilir ve güçlülerin güçsüzleri ezdiği modern hayatın içinde, aile içinde, okulda, işte çeşitli zorluklar karşısında var olma savaşı verir. Bu savaş başlangıçta sessizce başlasa da eninde sonunda sessizliğini bozar. Kimse anlayamaz bu feryadın sebebini oysa kim bilir kaç yıllık suskunluğun çığlıklarıdır. 
Aslında sessizlik dışardaki seslere kulağını kapatıp, içerdeki sese kulak verdiğinde, insana çok şey öğretir. Dışarda oldukça gürültülü bir hayat varsa ve artık sizi çok rahatsız ediyorsa, bilin ki uzun zamandır kendi iç sesinizi dinlememiş, kendinizden çok uzaklaşmışsınız demektir. Ne zaman sessiz kaldığınıza dikkat edin, bu eylemin anlamını gerçekten doğru anlamış mısınız, suskunluğunuz yerinde bir davranış mı yoksa suskunluğunuzdan ötürü kendinizi suçlu veya kızgın hissediyor musunuz? Bir de dinlemek için susmak, anlamak için dinlemek vardır. Toplumumuzdaki en büyük sorunlardan biri de birbirimizi dinlemeyişimizdir. Ortada sessizce bir bekleyiş varsa çoğu zaman anlamak için değil de konuşma sırası bize gelsin diye bir bekleyiş olabilmektedir.. 
Duygularımız, düşüncelerimiz ve eylemlerimiz arasında bir bağlantı problemi varsa ortada çözülmesi gereken bir sorun vardır diye düşünüyorum. Bu sorunun çözümü sadece sende. Çocuk yaşta öğrendiğin yanlışların faturasını ödedikçe sorguya geçmelisin; olan, olana verdiğin tepki, olanın sende oluşturduğu duygu, gerçek anlamda olana vermek istediğin tepki ne ve en önemlisi verdiğin tepki içinden gelen bir tepki mi yoksa vermen gerektiğini zannettiğin tepki mi? Çoğu zaman vermen gereken tepkiyi veriyorsan, arkada yatan bir korku söz konusu olabilir. Sorun çıkmasın diye sustukça ve sustuklarının sayısı arttıkça korkman gereken şeyin dışarda değil de içerde kopacak kıyamet olacağını unutma.