Diyabet, pankreasın yeterli miktarda insülin hormonu üretememesi veya ürettiği insülini doğru kullanamaması (insülin direnci) sonucu ortaya çıkan, kronik metabolik bir hastalıktır.
İnsülin, kan şekeri (glukoz) seviyesini kontrol eden ve glukozun hücre içine alınmasına yardım eden hormondur. Diyabet olduğunda kan şekeri yüksek seyreder ve bu durum zamanla kalp damar hastalıklarına, böbrek yetmezliğine (nefropati), görme bozukluğuna (retinopati) ve sinir sisteminde hasara (nöropati) sebep olur.
Diyabetin türleri vardır; Tip 1,Tip 2,Tip 3 ve Gestasyonel diyabet olarak sınıflandırabiliriz. Kısaca anlatmak gerekirse; Tip 1 Diyabet ,pankreasın hiç insülin üretememesi ile karakterize edilir. Genelde çocukluk ya da genç erişkin yaşında görülür ve insülin tedavisi şarttır. Tip 2 diyabet en yaygın tür olup, insülin direncine bağlı olarak, obezite ve hareketsiz yaşam sonucunda ortaya çıkar. Tip 2 Diyabet yetişkinlerde daha çok görülür. Tip 3 Diyabet, insülin direncine bağlı olarak, beyinde nörodejenerasyona sebep olan metabolik sendromdur. Genellikle yaşlılarda görülür. Gestasyonel Diyabet ise gebelik döneminde ortaya çıkan ve doğumdan sonra düzelen diyabet türüdür. Beslenme tedavisi ve egzersiz ile kontrol altına alınabilir.
Türkiye ‘de son 20 yılda Diyabet prevalansı belirgin bir şekilde artmıştır. 2000 yılı verilerine göre Türkiye de diyabet görülme sıklığı %7-9 arsında iken, güncel verilere göre bu oran yaklaşık %13-17 (20-79 yaş) arasında çıkmıştır. Bu da her 6 yetişkinden 1’inin diyabetli olduğu anlamına gelir. 20-79 yaş aralığında diyabet yaygınlığı için uluslararası veriler incelendiğinde, Uluslararası Diyabet Federasyonu ve Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre 2024 yılında Türkiye de yaklaşık 9,6 milyon diyabetli olduğu tahmin edilmektedir. Bu yaş grubu aralığına bakıldığında, diyabet yaygınlığı diğer Avrupa ülkelerine göre daha yüksektir. Bunun yanında, cinsiyet bazında düşünüldüğünde kadınlarda görülme sıklığı, erkeklerde daha fazla olup, yaş olarak düşünüldüğünde 40 yaş üstü kişilerde görülme sıklığı daha fazladır.
Diyabet, ortaya çıkışı yıllar süren ve gereken önlemler alınmadığı takdirde makro ve mikro düzeyde birçok hastalığa sebep olabilen bir hastalıktır. Bir beslenme uzmanı olarak, hastalığın tedavisi ve ilerde oluşabilecek komplikasyonları önlemek amacıyla, Akdeniz diyetinin olumlu etkileri olduğunu söyleyebilirim. Öncelikle glisemik indeksi yüksek rafine şeker, un ve işlenmiş tahıllardan uzak durmak gerekir. Tam tahıl taneleri, kurubaklagiller alternatif yiyeceklerdir. Diyabette sebze tüketimi oldukça önemlidir çünkü sebzeler lif içerir ve lifin kan şekerini düzenleyici, kolesterolü düşürücü etkileri vardır. Ayrıca sebzeler içerdikleri vitamin, mineral ve antioksidanlarla hücre hasarını engellerler, bu sebeple günde 3-5 porsiyon tüketilmelidir. Zeytin yağ, balıkyağı, hindistancevizi yağı ve yağlı tohumlar (ceviz, badem, fındık, susam) gibi fonksiyonel yağlar da olumlu etkiler gösterir ve tüketilmesi tavsiye edilir. Vücudumuzda proteinler yapım ve onarımdan sorumlu makro besin öğelerindendir, bu sebeple kilogram başına 1 gram alınmalıdır. En iyi protein kaynakları et, balık, yumurta, süt ürünleri olup, bunlardan en az bir tanesi, öğün içinde mutlaka tüketilmelidir. Burada amaç emilimi yavaşlatmak ve kan şekerinde ani dalgalanmaları önlemektir. İçerdiği Omega 3 nedeniyle, hücre hasarını önlediği için haftada 2 gün balık tüketilmelidir. Paketli, raf ömrü uzun, enerji içeriği yüksek, besin değeri düşük ürünler tüketilmemelidir. Diyabetik ürünler ,şeker içermese de lezzet vermek adına yağ içeriği yüksek olan ürünlerdir, bu sebeple tüketmekten kaçınmak gerekir. Meyveler içerdiği fruktoz nedeni ile riskli besin grubundadır ve 1-2 porsiyonu geçmemelidir. Tatlandırıcılar bağırsak florasını bozabilmektedir, uzun vadede etkileri bilinmediği için kullanılmamalıdır.
Stres yönetimi çok önemli bir faktördür ve yüksek kortizol hormonu (stres hormonu) kan şekerini yükseltir, bu sebeple meditasyon, yoga, nefes egzersizi gibi yöntemler denenebilir. Kortizol seviyesini düşürerek, kilo kontrolü ve dolaşım sistemini olumlu yönde etkilediği için, haftalık 150 dakikalık yürüyüşler yapılmalıdır. En az bu düzeyde yapılan egzersizlerin, komplikasyonları azaltarak riski azalttığı bilinmektedir.
Hastalığın tedavisi ve ilerleyişi düşünüldüğünde, erken tanı oldukça önemlidir. Bu sebeple, ailenizde diyabet öyküsü, obezite, son zamanlarda karın bölgenizde zamanla artan bir yağlanma ,çok susama, çok idrara çıkma ve çok yeme gibi belirtiler varsa en kısa zamanda bir endokrin veya dahiliye uzmanına görünmeniz gerekir. Sadece ilaç tedavisi ile sonuç almak mümkün değildir, bu sebeple bir diyetisyenden size özel beslenme programı almanız gerekir. Diyabette beslenme tedavisi genel tavsiyelerden ziyade, kişinin biyokimyasal bulgularına ,yaşına, cinsiyetine, fiziksel aktivite durumuna ve diğer sağlık sorunlarına bakılarak kişiye özel olarak hazırlanmalıdır. Tüm bu veriler incelendikten sonra öğün sayısı, porsiyon ölçüsü ve besin kombinasyonları ayarlanarak, kilo takibi yapılmalı ve kan şekeri kontrol altına alınmalıdır. Sonuç olarak Diyabet hastalığı, yönetilebilir bir yaşam tarzı ile kontrol altına alınabilir, yaşam kalitesi arttırılabilir ve hastalığın ilerleyişi durdurulabilir.