Özünde bir yöneliş, hafifçe bir baş çeviriş, insan gönlünün nezaketle attığı bir adım... Ne bütünüyle zahirde belirir ne de tamamen batına çekilir; ancak yeri gelir, koca bir hayatın akışını değiştirir. Bakışın sükutunda, sözün içtenliğinde, gönlün serhadını aralayan latif bir nefestir. Geçmişin hikmetiyle, günün arayışını aynı çizgide buluşturur. Hem başka gönüle gösterilen zarif alakanın, hem de kişinin kendini yeniden hatırladığı o narin içe dönüşün anlamıdır.
Teveccüh, insanın insana, fikre, hakikate veyahut kendi derinliğine yönelişidir. Bazen göz kırpması kadar kısa olur, bazen farkındalık yıllar alır. Bu hal yüksekten konuşmaz, sadece usulca sineye yol öğretir. Bir nevi uyanıştır ve serin bir esinti gibi sır mahalinde vuku bulur. Zamanın içinden akıp giderken, insan kendi dikkatini nereye koyuyorsa orası genişler, derinleşir, hatta benlik şekillenir. Nazarı değişenin, kaderi değişir. Kaderin ince ilmeklerini ören de teveccühtür.
Teveccüh, çoğu zaman bir karşılık beklemez. Hatta beklediği ölçüde zedelenir. Çünkü teveccüh, bir iyiliğin yahut sevginin nazikçe akmasıdır; yöneldiği şeyi büyütmek isterken kendini büyütmeye kalkışmaz. İnsanın kendisine teveccüh etmesi de başka bir bahistir. Yaşam sonsuz olasılıklar sahnesinde çeşit çeşit suretler, sözler, sesler, gürültülerle bezenmiştir. Hepsi dikkatimizi kapmaya çalışan birer mıknatıs gibidir. Bunca uyarıcının arasında, insanın kendi içine bakabilmesi de bir meziyet halini alır.
İnsan, yönelişlerle beslenen bir varlıktır. İster sevgi olsun, ister merak, ister ilim aşkı… Yöneldiğimiz her şey bizi ayakta tutar. Teveccüh, bu anlamda bir yaşam suyu gibidir. Dikkat kıvılcımı, su olur ve ruhun engin odalarına düşer. Abu düştüğü didarı terbiye eder.
Teveccüh, iki taraflı bir sınavdır. Yönelen de sınanır, yönelinilen de. Bazen yöneldiğimiz kişide ya da şeyde bir derinlik bulamayız; bazen de buluruz ama o derinlik bize ağır gelir. Bazen teveccüh ettiğimiz şey bize dönüşürken bazen de bizi dönüştürür. Bu yüzden teveccüh, aynı zamanda bir sorumluluktur. Nerede duracağını bilmek, neye yönelirse içini karartacağını, neye yönelirse içini nurlandıracağını ayırt edebilmek gerekir. Gönlü zanaat ile işleyenler, cevheri de pırlantaya dönüştürenlerdir.
İnsan, yöneldiği şeyde kendine bir tamamlayıcı arar. Eksikliğini fark ettiği için teveccüh eder. Bu eksiklik bizi utandırmamalıdır; çünkü bütün büyük yürüyüşler, bütün derin uyanışlar aslında eksiklikten başlar. Bu noktada teveccüh bahsi geçen eksikliğin itirafı değil; onunla barışmanın ilk adımıdır. Yeri gelir dua olur, yeri gelir merhamet olur. İncelik ve affedişle beslenir ve teslimiyete kavuşur. Teveccühün her hali, insanın kendi derinliğinde saklı olan o esrarlı kapıyı aralar. Bu kapıdan giren, artık bambaşka bir aleme; görünmeyeni sezme alemine adım atmıştır. Kelimelere sığmayacak bu alemde yolcu çok, yol birdir.
Teveccüh, insanı kendi hakikatiyle yüzleştirir. Bazen bilgelik arar ve onunla derinleşir; bazen de sevgiye döner ve yumuşarız. Yani yöneldiğimiz şey biz olur, biz de ona benzeriz. Bu yüzden teveccüh, bir çeşit aynadır. Yüzleşme bazen ağır olur ama yürüyüşü derinleştiren de budur. Hayat bolca dert yükler sırtımıza. Çözemediğimiz meseleler yüzünden bulutlanmış zihinle otururken, dostun eli geliverir omuza. Nasihat değil bir bakış açısı sunar. “Bakışını nereye sabitlediysen, düşüncen de orada çoğalır” der. İşte bu nazik yöneliş, yani dostun teveccühü, aydınlamanın vesilesi olur. Çünkü bazen insan kendi göremediğini, kendisine yönelen bir gönlün aynasında fark eder.
Ruhun eğildiği yer, insanın biçim aldığı yerdir. Dolayısıyla teveccüh, görünenin ötesinde bir gönül mimarisidir. İnsanın kalbinden yükselen ince bir sanat, bir hüner. Ne kadar sade, o kadar derin… Ne kadar ölçülü, o kadar etkili… “Gönül nereye dönükse insan orada yaşar.” Teveccüh de işte bu yaşamın yönünü tayin eder. Sürekli şikayete teveccüh eden bir insan, bir süre sonra şikayetten başka bir şey göremez olur. Fakat şükre teveccüh eden kişinin iç dünyası genişler, ferahlar. Neyi seyredersek onunla halleniriz. Yüzünü doğruya dönen doğrulur, güzele dönen güzelleşir, hakikate dönen hakikate yakınlaşır. Bütün yol bunun için vardır.
“Gönül bir kere doğruya yöneldi mi, yanlışların gölgesi bile düşmez üzerine.” – Şems-i Tebrizi
Teveccühün insan ruhundaki akislerini anlamak için bu hali anlamak gerekir. Bu hal kişiden kişiye aktarılır. Nezaket hafifçe farklı bünyelere sirayet eder. Bazı sözler vardır ki seslerinden çok taşıdıkları zarafetle hatırlanırlar. “Teveccühünüz efendim” de böyledir. Bir iltifat geldiğinde ya da biri lütfedip kapımızı çaldığında, bu sözle karşılık veririz; çünkü onun içinde hem mahviyet hem minnet hem de karşılıklı nezaketin terazisi vardır. Aslında “Bu güzel söz sizin inceliğinizdendir; ben sadece sizin nazarınızda güzelleştim” demenin en zarif yoludur. Böylece insan kendini yüceltmek yerine muhatabının gönül genişliğine işaret eder; nezaketi bir kişiden alıp iki gönül arasında paylaştırır. Bu ifade, sade bir teşekkürden öte; temiz bir sosyal kültürün asırlar boyu genetiğimize işlediği bir görgü halinin de yansımasıdır.
Teveccüh, bir dikkat ahlakıdır. İnsanın hem kendine, hem çevresine, hem de hayata dönük eylemlerinin bütününü kapsar. İnsanın sevdiğine gülümsemesi, dostun tam zamanında elini omzumuza koyması, bir yabancının kalabalığın içinde bize yol vermesi… Basit görünen bu jestler, aslında insanı insan yapan, görüldüğünü hissetme bağının temelini inşa eder. Çünkü insan, varlığını ancak başka bir varlık tarafından fark edildiğinde tam anlamıyla duyumsar. Hayatta hepimiz zaman zaman bir çift anlayışlı göze, samimi bir söze, sade bir dokunuşa ihtiyaç duyarız. Lakin bu ihtiyacı dile getirmek zor gelir insana. Mesele farkederken, farkedilebilmektir. Teveccüh, bu dile ulaşmamış ihtiyacın makul ve yumuşak yanıtıdır. Yerinde bir mimik, kısa bir hal-hatır sorusu ya da sabırla dinleyebilmek… Teveccüh, bu küçük detaylarda saklıdır.
Ego, çoğunlukla karşılık hesabıyla hareket eder. Sürekli bir sahip olma ve görünür olma telaşı içinde hakkıyla ‘görme’ ve ‘değer verme’ vasfının bize kattıklarını unuturuz. Teveccüh olmadıkça, insan ilişkileri birer ticari alışverişe, duygular ise hızlı tüketilen nesnelere dönüşür. Oysa teveccüh, hayatın hızına küçük bir dirençtir. Birine, bir olaya, bir düşünceye yönelirken, durup düşünmemizi ve duru bir nezaketle hareket etmemizi ister. Teveccüh hem olgunlaştırır, hem tazeler.
Her insan görülmek ister. Teveccüh, o görülme ihtiyacının incelikle karşılanmasıdır. Abartısız, gösterişsiz, riyasız. Ne fazla ne eksik. Ne yok sayan mesafe, ne de yorucu yakınlık. Tam kıvamında bir kalp zarafeti.
Hayata hangi niyetle bakarsak, hayat da bize o niyetin rengini iade eder. Teveccüh, yönelişi mümkün kılar. Yeryüzünde tek başımıza olmadığımızı, birilerinin kalplerinin bizim varlığımıza hafifçe dokunduğunu hatırlatır. Var olmanın estetiğini, birlikte olmanın inceliğini öğretir.
“Bana yönelen her bakış, bende yeni bir insanı uyandırır.”