Bugün Türkiye'de kadınların demokratik, eşit, özgür ve laik bir yaşam sürdürmelerinin önünde çeşitli engeller bulunmaktadır. Bu engeller, hem yasal düzenlemelerdeki değişiklikler hem de toplumsal ve kültürel dinamiklerle ilişkilidir.
Bu ilişki yasal, toplumsal, kültürel ve ekonomik boyutlarıyla incelenmesi gereken çok katmanlı bir sorundur.
Öncelikle,
Türkiye'de toplumsal cinsiyet eşitsizliği sorunundan başlamak lazım. Kadınların özgür ve eşit bir yaşam sürdürmelerinin önündeki en büyük engellerden biridir. Geleneksel cinsiyet rolleri, kadınların eğitim, iş hayatı ve siyaset gibi alanlarda erkeklerle eşit fırsatlara sahip olmasını engellemektedir. Erken yaşta evlilikler ve kadınların karar alma süreçlerinden dışlanması gibi sorunlar, kadınların özgürlüğünü kısıtlamaktadır. Bu kısıtlamaların neden olduğu en büyük sorun kadın cinayetleridir.
Türkiye'de kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddet, ciddi bir toplumsal sorun olmaya devam etmektedir. Resmi verilere göre, her yıl yüzlerce kadın, kocası, boşanmakta olduğu kocası ve boşandığı kocası, babası, abisi ve partnerleri tarafından öldürülmektedir. Kadın cinayetlerinin önlenmesi için yeterli önlemler alınmamakta, şiddet mağduru kadınların korunmasına yönelik mekanizmalar yetersiz kalmaktadır.
2021 yılında imzamızı geri çektiğimiz İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddetin önlenmesi için Avrupa Konseyi tarafından hazırlanan ve Türkiye'nin ilk imzacısı olduğu bir sözleşmeydi. Sözleşmenin feshi, biz kadın hakları savunucuları tarafından büyük bir geri adım olarak değerlendirilmiştir. Bu sözleşme, şiddet mağduru kadınların korunması, faillerin cezalandırılması ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için önemli bir yasal çerçeve sunuyordu.Ancak geri çekilme sonrası artan kadın cinayetleri hepimizin dikkatinden kaçmadı ,mekanizmalarda çok boyutlu bir değişim ve yönetim anlayışında kararlılık yansımadı. Yansımayan bu kararlılık git gide katılaşmaya doğru adımlar da atmakta.
Türk Ceza Kanunu'nda yapılan bazı değişiklikler, özellikle kadına yönelik şiddet ve cinsel suçlarda faillerin cezalarının indirilmesine yol açmıştır. Örneğin, "iyi hal indirimi" gibi uygulamalar, kadın cinayetleri ve cinsel saldırı davalarında faillerin daha hafif cezalar almasına neden olmaktadır. Bu durum, kadınların adalet sistemine olan güvenini zedelemekte ve şiddetin önlenmesini zorlaştırmaktadır. Bugünlerde üzerinde çalışmalar yapıldığını öğrendiğimiz
(TCK)TÜRK CEZA KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİF TASLAĞI'nın 18 ve 25. maddesi ile düşünülen değişiklikler LGBT bireylerin yaşam haklarına sınırlama getirmeyi planlıyor. İnsan haklarına aykırı bir durum olarak değerlendirilmeli ve "İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın" sözü unutulmamalıdır.
Sonuç olarak
Türkiye'de kadınların özgür, eşit ve laik bir yaşam sürdürmeleri için köklü reformlar yapılması gerekiyor. Bu reformların başında:
- İstanbul Sözleşmesi gibi uluslararası sözleşmelerin yeniden uygulanmaya başlanması,
- Kadına yönelik şiddetin önlenmesi için etkili koruma mekanizmalarının hayata geçirilmesi,
- Toplumsal cinsiyet eşitliğinin eğitim sistemine entegre edilmesi,
- Kadınların ekonomik bağımsızlığını destekleyen politikaların uygulanması,
- Kadın cinayetlerinin önlenmesi için caydırıcı cezaların uygulanması,
- Kadınların siyasi ve sosyal hayatta daha fazla temsil edilmesi,
- Cinsel yönelimi ne olursa olsun kişilere insan onuruna yakışır bir yaşam sürmeleri için insan haklarına saygı duyulması gerekmektedir.
Bugün 8 Mart Feminist Gece Yürüyüşü için arkadaşlarımla İstiklal'deyiz.
Bekleriz.